Siyaset12 Ağustos 2006 00:00

AĞALARA, BEYLERE MEKTUPLAR - Hüseyin MÜMTAZ

Çoğunlukla Ağustos ayının 30’una denk gelen malûm eşref saat çalınca bazıları ‘’muvazzaf askerlik’’ten; ‘’muvazzaf vatandaşlığa’’ (Gürcihan) terfi ederler..          Bazıları da yatay geçişle ‘’muvakkat vatandaşlığa’’ tenzili rütbe eyler..          İşte tam o saat ve o dakikada omuzlarınızda asılı olan rütbe asıldır.. Mezar taşınıza bile sicil numaranızla birlikte yazılır.          Sonraki tercihiniz olan muvazzaf yahut muvakkat vatandaşlık ise sanaldır.cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciefusidinezuur voetschimmel click fusidinezuur acnecleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgrenovation vejle renovation skive renovaarcoxia 90 mg wikipedia site arcoxia cenamicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mgoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin

AĞALARA, BEYLERE MEKTUPLAR

Hüseyin MÜMTAZ

         Çoğunlukla Ağustos ayının 30’una denk gelen malûm eşref saat çalınca bazıları ‘’muvazzaf askerlik’’ten; ‘’muvazzaf vatandaşlığa’’ (Gürcihan) terfi ederler..

         Bazıları da yatay geçişle ‘’muvakkat vatandaşlığa’’ tenzili rütbe eyler..

         İşte tam o saat ve o dakikada omuzlarınızda asılı olan rütbe asıldır.. Mezar taşınıza bile sicil numaranızla birlikte yazılır.

         Sonraki tercihiniz olan muvazzaf yahut muvakkat vatandaşlık ise sanaldır.

         Ama çok ciddi, son derece ciddi bir şeydir..

         Tercihiniz aslında öyle olmasa, gönlünüzden öyle geçmese bile bazen de kamuoyu sizi yukarıdaki sınıflandırmanın bir noktasına yakıştırıverir.

         Gönlü ile aklı arasına sıkıştığını ifade buyuran ‘’hocamgiller’’in ‘’ durumu ise çok zor ve karışıktır..

         Asli ve sanal rütbeleri arasında uçurum vardır..

         Rütbeden emekli olunur, fakat askerlikten olunmaz..

         Hele ‘’eski asker’’ hiç olmaz..

         Çünkü son 30 Ağustos’ta çıkarılan rütbe sadece bir elbisedir, vücuda giyilir..

         Askerlik ise ruha giyilir.

Mezarda çıkarılır..

         ‘’Asker Konuşunca’’ (27 Temmuz 2006) başlıklı yazımıza, muhataplarından çeşitli yöntemlerle cevaplar geldi..

         Biz de cevabî yazımızın başlığını, işte yukarıda arz ettiğimiz düşünceler doğrultusunda  mecburen ‘’Ağalara, Beylere Mektuplar’’ koyduk..

         ‘’Paşalara’’ diyemedik..

 

1.       Atilla Kıyat (E) Koramiral..

Adı geçen 6 sayfalık yazımızda Sayın Kıyat’ın adı bir paragrafta geçtiği halde zahmet buyurup  iki sayfaya yakın ‘’cevap olmadığını iddia ettiği, sadece kendisiyle ilgili değerlendirmelerde kullanılmak üzere kaleme aldığı’’ bir cevap yazıp Washingtonhaber’e göndermiş..

Medyatik olduğu zamanlar İlter Türkmen ve Alaton’la televizyonlara çıkıp ‘’Kıbrıs’ın stratejik önemi kalmadı’’ demişti.

Biz de bir kenara not etmiştik.

O yazıda bunu hatırlatıp; ‘’Gazetelerin yazdığına göre Rum kesimindeki İngiliz Ağrotur üssü, Lübnan’a-Irak’a gidecek Amerikan askeri, silahı, cephanesi, uçağı, gemisi kaynıyormuş..’’ dedikten sonra ‘’Nasılsınız, eyi misiniz Bay Kıyat? Stratejik öngörünüze ne oldu?’’ sorusunu sormuştuk..

Sayın Kıyat fırsattan yararlanarak yazının dörtte üçünde kendisinin ve şirketinin reklamını yapıyor, dörtte birinde eleştirime cevap veriyor ve iki yerde haddini aşıyor..

a)      ‘’GENE ALIŞKANLIKLARINI SÜRDÜREREK, GÖREVLİ VE EMEKLİ OLDUKLARINA BAKMAKSIZIN,ÇEŞİTLİ RÜTBELERDEKİ GENERAL VE AMİRALLERE SIRF KENDİSİ İLE AYNI DÜŞÜNCELERİ PAYLAŞMADIKLARI İÇİN, VEYA KENDİSİ BU RÜTBELERE ULAŞAMADIĞINDAN’’........ diyor.

Bu satırların yazarı Sayın Kıyat, bilenler iyi bilir ama siz de öğreneceksiniz; 30 Ağustos 1992 günü Albay olmuş, ertesi gün, yâni 31 Ağustos 1992 günü de kendi isteği ile ve cart diye istifa etmiştir.

Demek ki ‘’o rütbelere ulaşmayı’’ beklememiştir. Ki o yıllarda bildiğiniz gibi, sizin zamanınızdan farklı olarak sırası gelen, rütbe bekleme süresini dolduran terfi etmiyordu, sicile göre ediliyordu. Sicil notu çok iyi olsa bile sıralamada kontenjanın altında kalanlar ‘’bekliyordu’’.. Demek ki ‘’rütbeye ulaşamamak’’ durumu vârit değildir.

Ama anlaşılıyor ki ‘’rütbeye ulaşamamak’’ sizin için geçerlidir. Fırsattan yararlanarak ayrıntılarıyla hikâye ettiğiniz o parlak tahsil hayatınız ve görev safahatınıza rağmen zatı âliniz Oramiral yapılmayıp Koramirallikten ‘’emekliye sevkedildiniz’’..

Nedenlerini bilemem...

Bu arada keşke anaokulu, ortaokul, lise ve Deniz Harbokulu öğreniminiz sırasındaki başarılarınızı da öğrenebilmiş olsaydık, inanın çok mutlu olurduk..

b)      ASKERİ TERBİYE İLE BAĞDAŞMIYAN HER ZAMANKİ ÜSLUBU İLE GENE SALDIRMIŞ’’ diye devam ediyor...

         ‘’Askeri terbiye’’yi kime gösterip kime göstermeyeceğim tamamen benim bileceğim iştir. Askeri terbiye, asker olanlara gösterilir.. Emeklilikle beraber askerlikle ilişiğini kesip, ettiği askerlik yemininin de emekliye sevkedildiği 30 Ağustos’ta üzerinden çıkarılan üniforma ile beraber çıkarıldığını ve mükellefiyetlerinden kurtulduğunu zannetmekte ısrar eden ‘’muvakkat vatandaşlar’’ın neyine gerektir askerî terbiye?

         Sayın Kıyat bu iki ‘’had aşımı’’ vukuatından sonra bir de hiç söylemediğim bir ifadeyi bana yüklüyor..

‘’KISACA DÖŞEMELİK KUMAŞ SATICILIĞI İLE BENİ AŞAĞILAMAYA ÇALIŞMASINA DA DEĞİNEYİM SAYIN EMEKLİ ALBAYIMIN..’’ diyor ve yine fırsattan yararlanarak şirket reklâmına geçiyor.

         Sayın (E) Koramiral‘imin okuduğunu anlama ve değerlendirme güçlüğü içinde bulunduğunu düşünüyorum.

Yazımın bahse konu ettiği  bölüm şudur:

‘’Hatırladığımız kadarıyla Anadolu’da bir yerlerde -döşemelik kumaş- satışıyla iştigal ediyor..’’ demişiz..

Şirket ve yer isminden filan hiç bahsetmeden..

Şimdi lütfen insaf.... Yukarıdaki cümlenin neresinden Sayın (E) Koramiral’imi ‘’aşağıladığım’’ anlamı çıkıyor..

         Ve geliyoruz konunun, Kıbrıs’ın stratejik önemi yahut önemsizliği ile ilgili en can alıcı noktasına..

         Biz Sayın Kıyat’ın ‘’Kıbrıs’ın Türkiye için ne önemi var?’’ sözünü; Amerika ve İngiltere’nin, İsrail-Hizbullah savaşı üzerine Kıbrıs’a asker, silah ve malzeme yığması üzerine hatırlatmış ve dolayısı ile kendisi ve şirketine reklâm imkânı sağlamıştık...

         Cevap olmadığını ileri sürdüğü cevabî notası bize ulaştığı sıralarda Fransa’nın da Rum Kesimi ile askeri işbirliği anlaşması imzaladığı ve adada üs olanakları elde ettiği ortaya çıktı..

         Bakü-Tifis-Ceyhan  boru hattı da zaten yeni hizmete girmişti.

         Şimdi ey millet....

         Okyanus ötesindeki Amerika, Avrupa dışındaki İngiltere, Avrupa’nın diğer ucundaki Fransa, Adalar Denizi’nin karşı kıyısındaki Yunanistan, Hizbullah ile savaşa giren İsrail, Hazar kıyısındaki Azerbaycan, Kafkas komşumuz Gürcistan ve Türkiye’yi parçalamak isteyen PKK için stratejik önemi olacak Kıbrıs’ın...

         Ama 40 mil kuzeyindeki Türkiye için olmayacak...

         Bakın Rauf Bey ne diyor: (Tavşanoğlu. 6 Ağustos 2006)

         ‘’Kıbrıs’ın Türkiye açısından vazgeçilmez bir jeostratejik önemi olduğuna inanmaya devam ediyoruz.’’

         Bakın Mustafa Balbay ne diyor: (Cumhuriyet. Kıbrıs’a Fransız Üssü)

         ‘’ Son gelişmeler Kıbrıs'ın stratejik öneminin sanılanın ötesinde olduğunu ortaya koydu. Bakû-Tiflis-Ceyhan (BTC) boru hattının hizmete girmesiyle birlikte Akdeniz'deki petrol trafiği daha da arttı. Artmaya devam edecek. Ceyhan'dan Batı'ya ulaştırılacak petrolün salt taşımacılık gelirinin yılda 15 milyar dolar civarında olduğu tahmin ediliyor.Petrol tankerleri Ceyhan'dan demir alıp Batı'ya yöneldiğinde karşılarına ilk kara parçası olarak Kıbrıs çıkacak. Rumlar hem adanın bu anlamda taşıdığı önem nedeniyle hem de petrol taşımacılığından pay almak için Türkiye'nin bir an önce limanlarını açmasını istiyor. Gelen haberler, Türkiye'nin limanları açmamasının da etkisiyle Yunanistan-Rum bandıralı deniz taşımacılığının dünya sıralamasında altıncılıktan dukuzunculuğa düştüğünü gösteriyor. Rumların dokuz doğurması biraz da bundan! Ortadoğu'daki savaşla birlikte, Kıbrıs'ın askeri açıdan da önemi öne çıkıyor. ABD, İngiltere'nin adadaki üslerini yerine göre kullanıyor. ABD'nin Irak'ı işgalinde lojistik olanaklardan birinin Kıbrıs olduğu ABD kaynaklı brifinglerde dile getirildi. Kıbrıs, Suriye'nin Lazkiye limanına sadece 125 mil uzaklıkta. Yunanistan'la Suriye arasında askeri konuları da içeren stratejik işbirliği antlaşması bulunduğunu anımsatalım. Fransa, Ortadoğu'nun karıştığı, Rice'ın ''Yeni bir Ortadoğu şart oldu'' dediği bir dönemde Rum kesiminden üs alırken, Türkiye'nin nasıl bir tutum takınacağını merakla bekliyoruz!’’

         Sadece gazeteci olan Balbay’ın bile gördüğü bu stratejiyi Sayın Kıyat’ın ‘’Emekli Koramiral’’ rütbesiyle nasıl göremediği ayrı bir tez konusudur..

         Sayın Kıyat diyor ki; ‘’BİZ KIBRIS'A ADANIN STRATEJİK ÖNEMİNDEN DOLAYI DEĞİL,ORADA BİR SOYKIRIMI VE KIBRIS TÜRKÜNÜN YOK OLMASINI ÖNLEMEK İÇİN GİTTİK.BUNUDA ÇOK KISA BİR ZAMANDA BAŞARDIK..’’

         Şimdi....

         Emekli bir Koramiral’e, (hem de hoca) strateji dersi vermek biraz ayıp olacak ama ne yapalım...

         Ders 1. Stratejiyi coğrafya belirler.

         Ders 2. Türkiye ve Kıbrıs’ın coğrafi konumu bin yıllardır şimdiki gibidir.

         Ders 3. Adalar, yakınında bulundukları anakaraya yönelik saldırılar için daima bir atlama taşı olarak kullanılmıştır. (Örnek a) Kurtuluş Savaşı öncesi Anadolu Rumları komşu adalarda eğitilmiştir. Örnek b) İkinci Dünya Savaşı’nda Amerika, müttefiklere yardım için İngiltere adasında konuşlanmıştı)

         Keşke olanak olsaydı da bir de şekil üzerinde açıklayabilseydik..

         1571’de Ada’da tek Türk yoktu..

         O zaman Sayın Kıyat; Kıbrıs’a neden gitmiştik? Neden fethetmiştik?

         Yoksa siz de ‘’2’inci Selim’in şarap gemilerine oradaki korsanlar saldırdığı için’’ savına inananlardan mısınız?

         Hadi canım siz de...

         Kıbrıs o zaman da İmparatorluk için tehlike idi... Anadolu’nun güney kıyıları, Ada konuşlu çeşitli güçlerin  saldırılarına muhatap oluyordu.

         Ada 1571’de neden fethedildi ise, 1974’de de aynı nedenden müdahale edilmiştir.

         ‘’Türkiye’nin güvenliği’’.

         Ada Türkleri işin ‘’bonusudur’’..Bahanesidir..

         KEŞKE Devlet aynı bahaneyi şimdi Karabağ için de, Kerkük için de, Karasu-Mesta için de kullanabilse..

         Ada’daki Türkler zaten o görevle, Türkiye sınırlarını ileriden korumak için 1571’den itibaren oraya ‘’fermanla’’ yerleştirilmişlerdir..

         O halde bundan meşru mazeret, bundan meşru bahane mi olurdu müdahale etmek için..

         Sayın Kıyat diyor ki; ‘’BEN KIBRIS'I DÜNYANIN HERHANGİ BİR NOKTASINA MÜDAHELE İÇİN,TÜRKİYE'NİN İHTİYAÇ DUYACAĞI BİR KARA PARÇASI OLARAK GÖRMÜYORUM.TÜRKİYE'NİN ORTADOĞUNUN BELİRLENMESİNDE SENARİSTLER ARASINDA YER ALAMADIĞINI,VERİLEN ROLÜ KABULLENMEK ZORUNDA KALDIĞINI,BU ROLÜNDE MAALESEF,ESKİ TÜRK FİLMLERİNDEKİ DAYAK YİYEN FİGÜRAN ROLÜ OLDUĞUNU,KONUYLA İLGİLİ TÜM TV PROGRAMLARIMDA VE RÖPORTAJLARDA DİLE GETİRDİM. AKSİ OLSA İDİ VE İNGİLTERE'NİN ROLÜ AMERİKA TARAFINDAN TÜRKİYE'YE VERİLSE İDİ, BİZİM BU ROLÜ YERİNE GETİRMEMİZ İÇİN BU COĞRAFİ KONUMUMUZLA KIBRIS'A İHTİYACIMIZ MI OLURDU? BÖLGEYE MÜDAHELE EDEN VE BÖLGEDEN BİNLERCE MİL UZAKTA OLAN İNGİLTERE TABİİKİ ADADAKİ ÜSLERE İHTİYAÇ DUYACAKTIR..İNGİLTERE ÖRNEĞİ İLE BENİM FİKİRLERİMİ ÇÜRÜTMEYE ÇALIŞMAK, TÜRKİYE, İNGİLTERE VE KIBRIS'IN DÜNYA HARİTASINDAKİ YERİNİN BİLİNMEMESİ İLE İZAH EDİLİR..’’

         İşte bütün mesele bu; olmak ya da olabilememek....

         Sayın Kıyat’ın ufku Amerika’nın Türkiye’ye verdiği rol ile sınırlı.

         Türkiye’nin kendi başına bir güç olmasını bir türlü kabullenemiyor. İstemiyor.

         Bütün derdi AB.. AB’ye girmek için de Kıbrıs’dan vaz geçmek..

         Diyecek bir şey yok...

         Ama Sayın Kıyat diyor ki; ‘’HER ÜÇ HARP AKADEMİSİNDE DE ÖĞRETİM ÜYELİĞİ GÖREVİ YAPTIM.ŞU ANDA HER ÜÇ KUVVETTEN DE ORGENERAL/ORAMİRAL RÜTBESİNDE ÖĞRENCİLERİM VAR’’.

         O öğrencileri Sayın Kıyat;

         Ki meselenin en vahim ve can alıcı noktası da burasıdır....

         Bu stratejik öngörülerle mi yetiştirdiniz?

Vah bize...

         Diğerlerini sormak istemiyorum ama bir şeyi çok merak ediyorum...

         Emekliliğe hazırlanan sayın Özkök de bir vesile ile bir yerlerde öğrenciniz oldu mu?

         Hâsılı kelâm; Koramirallikten emekli edildiğiniz iyi olmuş Sayın Kıyat.. Siz iyisi mi kumaş işiyle iştigale devam edin..

         Verdiğiniz rakamlara bakılırsa orada başarılı oluyorsunuz...

         Hayırlı kazançlar dilerim..

 

2.Köksal KARABAY (Emekli Korgeneral) BLACK HAWK ULUSLAR ARASI GÜVENLİK HİZ. A.Ş.YÖNETİM KURULU BAŞKANI.

Basın Toplantısında yukarıdaki sanı kullandığı için biz de onu tercih ettik..

Karabay nezaket gösterdi, bizi oturduğumuzu düşündüğü şehrin garnizon komutanlığı aracılığı ile edindiği telefon numaramızdan arayarak yüzyüze görüştü.

Rehbere baksaydı daha kolay olmaz mıydı?

Karabay bizi 27 Haziran 2006 tarihli ‘’Olmadı Paşa’’ başlıklı yazımız üzerine aramış..

Doğal olarak kaydettiğimiz görüşmemizde diyor ki;

a)      ‘’Çuval olayı ile ilgili en ufak bir sorumluluğum yoktur.’’.

Biz de zaten ‘’var’’ demedik.. Yazımızın hiç bir yerinde ‘’Çuval’ın sorumlusu Köksal Karabay’dır’’ diye bir ifade yoktur. Bütün yaptığımız 6000 yıllık Türk tarihinin bu en rezil olayının faillerini, sorumlularını bulup çıkarmak.. Ömrümüz oldukça da bunun hesabını soracağız.. Onun için iz sürüyoruz.. Emâreleri değerlendirmeye çalışıyoruz.. Kaldı ki biz demesek bile kamuoyu, ilgisi olduğunu düşündüğü isimleri çuvalla ilişkilendirmeye devam  ediyor..Hürriyet’in, TSK’da atama listelerini verdiği 5 Ağustos 2006 tarihli ilgili ve Uğur Ergan imzalı haberinde yer alan bir alt başlık ‘’Çuval yine komutan yedi’’ idi ve orada da Karabay’ın adı geçiyordu..

Karabay acaba Uğur Ergan’ı da aradı mı?

b)       ‘’Makam aracımı özel işlerim için asla kullanmadım’’ diyor..

Biz ‘’kullandın’’ demiyoruz ki? Sorduğumuz, ‘’Ne zaman en son ekmek aldın?’’ Telefon edip Korgeneral rütbesiyle meselâ Ankara’da görevli iken her akşam hangi bakkal veya fırından ekmek aldığını söylerse memnuniyetle yayınlarız.. Zaten sorduğumuz, ekmek’ten hareketle halka muhatap olup onun düşünce ve duygularıyla yüzleşebilmesi idi..

c)       ‘’Hiç bir Amerikalı ortağım yok’’ dedi Karabay.. Biz de ‘’Amerikan pasaportlu değiller mi?’’ dedik. ‘’Ama Amerikalı sayılmazlar’’ dedi..

Öyle mi ey millet?

Amerikan pasaportu olanlara ‘’Amerikalı’’ dememin neresi yanlış?

Amerikan passportu olanlara yoksa Katangalı filan mı demek lâzım?

d)      ‘’Şirkette CIA veya FBI ajanları yoktur’’diyor Karabay..

‘’Nasıl emin olabiliyorsunuz?’’dedim.. ‘’Ben Yönetim Kurulu Başkanıyım, bilirim’’ dedi.

Tesadüf, körün taşı, telefonla görüştüğümüzün ertesi günü gazetelerde şöyle bir haber çıktı: ‘’1986-1998 döneminde CIA'nin İstanbul bölgesi şef yardımcısı olarak görev yapan eski CIA ajanı Philip Giraldi, Türkiye'deki yaşadıklarını anlatırken "Ben orada iken İstanbul, Avrupa'nın en büyük CIA üssüydü" dedi. Rusların aksine ABD'nin Türk istihbarat servislerine sızamadığını öne süren Giraldi, bunu Türklerin karşı istihbarat konusunda -çok agresif- olmalarına bağladı. Buna karşın, Giraldi, CIA'dan para alan bir tek -üst düzey bir Türk yetkilisi- konusunda bilgisi olduğunu ancak bu kişinin büyük paraların karşılığında CIA için çalışmaya –gönüllü- olduğunu iddia etti.’’

Ben ‘’Black Hawk’’ şirketinde CIA yahut FBI ajanı olup olmadığını tabii bilemem, zaten kendisi de biliyor mu diye bir soru sordum..

Ama ya Karabay çok uzun zamandır, ekmek almadığı gibi film de seyretmedi yahut casusların göğüslerinde FBI, CIA, Mossad rozetleriyle dolaştığını veya iş başvurusunda sundukları CV’lerinde  ‘’Ben ajanım’’ dediklerini zannediyor.

e)      Bir soru da ben sordum; ‘’Black Hawk’’ ne demek? Cevap; ‘’Kara Şahin’’.. ‘’Peki bunun Amerikan mitolojisinde yeri var mı?’’ Cevap; ‘’Canım bırakın bunları’’..

‘’Şirketinize meselâ neden –Bozkurt-  ismini takmadınız demiyorum ama neden Amerika için kutsal bir ismi üstelik neden Amerikanca koydunuz?’’

Cevap; ‘’Biz sizinle anlaşamayacağız.. Kafanızda çizdiğiniz şablona göre yazıyorsunuz’’..

Karşılıklı ‘’İyi günler’’ dileyip medenice kapattık telefonları.

 

3.       Altay Tokat. (Emekli Korgeneral)

Tokat ne Sayın Kıyat gibi sanal ortamda ismimle muhatab alarak nede Sayın Karabay gibi nezaket gösterip telefonla konuşarak görüşmeyi tercih etmedi..

Basında, demeciyle ilgili olarak yer alan eleştirilere genel bir basın açıklamasıyla cevap verdi, bir suretini de bana gönderdi..

Açıklamasında yeni bir şey yok.. Tevil ve kendini temize çıkarma, mazûr gösterme gayreti var..

Fakat mızrak o kadar büyük ki sığacak çuval bulmakta hayli zorlanıyor..

Cevap vermeyi lüzumsuz addediyorum..

İşte böyle kıymetli okuyucu..Ağalara ve Beylere mektuplarımızn ‘’şimdilik’’ sonuna geldik..

Yeni gelişmeler olursa bu mektupların da tefrika haline geleceği anlaşılıyor..

12 Ağustos 2006




“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”