Dış Politika11 Ağustos 2006 00:00

Yunan’ın çöplüğü olmak - Ömer Lütfi Mete

AKŞAM’IN ‘Kuşadası Çöplüğü’ başlıklı haberinde, tesisimiz olmadığı halde, üç kuruş için Yunan adalarının bile binlerce ton pisliğini aldığımızı okuyunca siz olsanız ne hissedersiniz? Musalla başındaki ‘Mevtayı nasıl bilirdiniz?’ sorusunu ‘Türkiye’de devlet adamlığı’ ile ilgili olarak sormaz mısınız? Seksen sene denize dökmekle övündüğümüz Yunan’ın çöpünden gelecek üç kuruşa muhtaç duruma düştüysek devlet adamlarımız için ‘İyi biliriz’ diyebilir miyiz? Üstelik bu Yunan da bizim gibi henüz adalarının pisliği için çöp arıtma tesisleri kurabilmiş değil. Fakat onda kendi toprağını sakınma duygusu tam, bizde sıfır... O, pisliğini bana getirirken ‘Benim ülkem vatandır, seninki çöplük’ demiş, hatta ‘Ben senin ülkenin içine ederim’ diye küfretmiş oluyor, sen de ‘Gökten rahmet yağıyor’ diye benimsiyorsun! Nedendir bu dalâlet?acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacoupons for cialis 2016 prescription savings cards prescription drug cardscialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride read sitagliptin phosphate side effectsrenovation vejle renovation skive renova

Yunan uygar, biz barbarız, Yunan temiz, biz pisiz diye mi?

Kökten Batıcı aydınlarımızın inanmamızı istediği budur. Fakat birkaç asır geriye gittiğimiz zaman tersinin doğru olduğunu görürüz. Sadece eski bir elçinin (Bousbeque) İstanbul izlenimlerinden birkaç satır almamız bu gerçeği gözümüzün içine sokar.

- İstanbul’un Müslüman mahalleleri tertemizdir. Rum ve Ermeni mahalleleri ise pislikten geçilmez. Zaten nerenin Müslüman, nerenin gayrı müslim semti olduğunu anlamak isterseniz bacalara bakmanız kâfidir. Eğer bir yerde leylek yuvası varsa bilin ki orası Müslüman semtidir. Rum ve Ermeni semtlerinin pisliğinden ötürü oralara leylek bile gitmez.

Bu ifadelerle gurur duymuyorum. Zira benim başkentimde sadece Müslümanlar’ın değil, herkesin kusursuz bir temizlik anlayışı yoksa önce kendimi sorumlu tutarım. ‘Ne yapalım Müslümanlar temiz, olmayanlar pis’ diyemem. Yöneten isem, herkesin güvenliği gibi temizliği ve huzuru da benim sorumluluğundadır.

Öyleyse neden bu alıntıyı yaptım?

Uygarlık ve temizliğin bir toplumun genlerinden gelen özellik olamayacağını vurgulamak için.

Bu şartlarda birkaç asırda Türk ile Rum’u birbirinin zıddı haline getiren, onları bilinçlendirip bizi duyarsız kılan nedir?

Özgüveni ile birlikte büyüklük ve soyluluk duygusu yok edilmiş bir toplum sürü duygusuyla hareket eder. Uzunca bir çözülüş ve çöküş sürecinin son aşamasında Birinci Dünya Harbi ile mahvolan bir ülkede hemen herkesin yılgınlığa kapılması, mandaya umut bağlaması, hatta Mustafa Kemal gibi ‘bağımsızlık karakterimdir’ diyen bir askerin dahi işgal altındaki İstanbul’da ‘Harbiye Nazırlığı’ makamına gelerek bir şeyleri değiştireceğini düşünmesi doğal. Ancak biliyoruz ki, ilahi senaryo uyarınca, aynı Paşa’nın öncülüğünde gerçekleştirilen Anadolu’nun düşmandan temizlenmesi ve İstanbul’un pazarlıkla işgalden kurtarılması, Türk milletinin özgüven ve izzet-i nefis yıkımına son vermişti.

Sonrasında ne oldu da, henüz bir nesil geçmeden, geri kazandığımız milli izzet-i nefis duygusu bu toplumu terk etti? Ne oldu da, Yunan’ı denize dökmekle övünenler aynı toplumun çöpçülüğünü hazmedecek hale geldiler?

Daha Atatürk’ün sağlığında çarkın kilit noktalarına konuşlanan aşağılık duygusu zebunları ve tersine devşirilmiş kadrolar, ‘Türkiye Cumhuriyeti’nin eksikleri ve halkın yoksulluğu bahanesiyle her fırsatta Batı’yı uygarlık kıblesi olarak yüceltip durarak insanımızın izzet-i nefis ve özgüven dayanağını çökerttiler. Lozan’da sağlanan bağımsızlık, basın ve eğitim sistemi sayesinde kiralık ve satılık hale getirildi.

Yunanlı’nın pisliğine çöplük olmamız herhalde ‘Uygarlığın atası Helenler’dir’ palavrasına inananları çok mutlu etmiştir.