TALİHSİZ BİR DÖNEM - Ali İhsan Gürcihan
Kurtuluş Savaşımızdan bu yana, demokratik ve laik bir cumhuriyet yolunda yapılanları hazmetmeyen; Atatürkçü DüşünceSistemi ile hesaplaşmak isteyen bir kesim daima varolmuştur. Bu kesim fırsat buldukları her ortamda öncelikle laikdüzeni aşındırmaya ve kendi konumlarını güçlendirmeye çalışmıştır. Bu gerçek maalesef günümüzde de değişmemiştir. Demokrat gözükmesini becererek ve demokrasinin sağladığı imkanları kullanarak ülkede her alanda güç odaklarını ele geçirmeyeçalışan, kendi bakış açıları ve yaşam tarzlarına ters düşmesine rağmen, konumlarını güçlendirmek için AB giriş sürecine, AB temsilcilerinden daha şevkle sarılan bir kesim, ülkede yaşanan son döneme damgasını vurmayı becermiştir. cialis coupons printable link discount prescription drug card
AB'ye giriş sürecini kendilerine kalkan yapan ve bu konuda çıkabilecek olumsuzlukları ülkenin geleceğine engel
oluyor diye TSK'nın üzerine yıkmaya çalışan özel bir kadro ve kim için çalıştıkları belirsiz bir kısım yarı aydın takımı,
AB'ye giriş sürecini tam anlamı ile işlerine gelecek şekilde istismar ederek TSK'ni ve onun nezdinde Atatürk ile
Atatürkçü Düşünce Sistemini köşeye sıkıştırmışlar ve maalesef bunda da kısmen başarılı olmuşlardır.
Demokrasinin gereği elbette sivilleşen toplum ve sivil otoritenin etkin kılınmasıdır. Ancak demokrasiyi
rahatça yaşamak ve yaşatmak isteyen sivil toplumda arkasında daima caydırıcı bir gücün olması gerektiğini
gözden kaçırmamalıdır.
Buna rağmen hedefin merkezine TSK'ni yerleştirip, hem TSK'ni hem de Atatürkçü Düşünce Sistemini yıpratanların gerçek
amaçlarını ve kimlerle işbirliği yaptıklarını çok iyi çözmemiz ve anlamamız gerekir.
Aslında, demokrasi ve AB yolunda mücadele eden gerçek demokratlar önlerindeki en büyük engelin TSK'i
değil, sahte demokratlar olduğunu çok iyi bilmektedir. Ne yazık ki bu gerçek demokratlar, ülkenin
kaynaklarını kendi çıkarlarına kullanan sahte ve çıkarcı demokratlar yüzlerinden seslerini çıkartma
ve kendilerini anlatma gücünden mahrum bırakılmışlardır.
AB süreci istismar edilerek önümüze konan bu olumsuz gelişmelere rağmen; milli değerlerimiz ve ülkenin
güvenliği sözkonusu olduğunda, TSK'nın her zaman olduğu gibi caydırıcı duruş ve tutumunu göstermesi beklenmiştir.
Oysa demokrasiye ve AB sürecine zarar vermeme baskısı altında, zayıf ve sönük bir duruş sergilenerek,
TSK'nın caydırıcılık gücü ve onun nezdinde Atatürkçü Düşünce Sistemi haksızca eleştirilebilir, yıpratılabilir,
hatta gerekirse vazgeçilebilir anlayışına meydan verilmiştir.
Görünü ne olursa olsun TSK'nın caydırıcılık gücünün özde muhafaza edildiğine inanmakla birlikte,
görüntüde dahi olsa böyle bir durumun ortaya çıkması ve böyle temsil edilmesi, milli değerlerine önem veren,
Atatürkçü ve Ulusalcı vatandaşlarımızı zaman zaman hüsrana uğratmış ve cesaretini kırmış,
maalesef fırsatçı hainlerin de mesafe almasını sağlamıştır.
Öte yandan stratejik ortak gözüken, sahte dost ABD'nin burnumuzun dibinde, Büyük Ortadoğu
Aldatması ile Türkiye'nin ve bölge insanının menfaatleri ile bağdaşmayan; bırakın menfaati, insani
değerlerle bağdaşmayan hareketleri ve PKK terör örgütüne yönelik iki yüzlü yaklaşımı karşısında
çaresiz kalınması; biraz duygusal da olsa Türk insanını üzmüş ve üzmeye de devam etmektedir.
Hele 1 Mart tezkeresi öncesi ve Türk Tarihi için kara bir leke olan çuval olayı sonrası askerce
tavır göstermek ve gerekeni yapmak yerine, diplomatik davranışları ön plana çıkaran,
bir nevi tepkisiz ve kaderci yaklaşım, TSK'nın caydırıcılık konusunda yıpratılmasını isteyenlerin
ekmeğine yağ sürmüştür.
Kısacası ülkesini ve TSK'ni sevenleri derinden üzmüş ve yıkmış; hainleri de bir o kadar
sevindirmiştir.
İşgalci ve sömürgeci güçlerin çevremizde Büyük Ortadoğu Projesi dedikleri bir
oyunu sergiledikleri bu dönemde, AB'ne uyum görüntüsü altında, ülkemizin
en demokratik kurumu TSK'ni ve onun nezdinde Atatürkçü Düşünce Sistemini
etkisizleştirmenin, AB'ye giriş sürecinin doğal bir sonucu olduğuna inanmak veya
inandırılmak çok iyi niyetli ama gelecek açısından da o ölçüde üzücü bir yaklaşım
olacaktır.
Yazının içeriğinde ön plana çıkarılan olumsuz gelişme ve tespitlere rağmen;
TSK'nin özellikle üst kademelerinde, ülkemizde oynanan oyunların ve
gerçeklerin çok iyi bilindiğine; sorumluluk ve demokrasiye olan inan gereği
kamuoyu ile paylaşılmasa da, değerlendirmelerde ulusal çıkarlarımız ve
Atatürkçü Düşünce Sisteminden hiç bir taviz verilmediğine inanıyoruz.
ALİ İHSAN GÜRCİHAN