MANKURT BİLE OLAMAYANLAR - Hüseyin MÜMTAZ
Fehmi Koru yıllarca Bildberg’i en sert bir şekilde eleştirmişti. Sonra bir gece ansızın ‘’davet edildi’’.. Hazrete vahiy indi, yelyepelek gitti. Sonra.... Dile düştü.. Güya ‘’gazetecilik yapmış’’... Şimdi; Eylül ayında Halûk Çay ve Şürekâsının Antalya’da düzenleyeceği bildirilen Türk Kurultayı’na katılanlar , katılacak olanlar inanın Bilderberg’e katılan Fehmi Koru’dan beter olurlar. Onları ‘’gazetecilik’’ aldatmacası ile, ‘’Yahu bir bakmaya gittik, ne oluyormuş’’ mazereti de kurtaramaz. Mankurt rütbesini omuzlarında iftiharla taşırlar.cialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenamicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mgoxcarbazepine dosage bilie.org oxcarbazepin
MANKURT BİLE OLAMAYANLAR
Hüseyin MÜMTAZ
Fehmi Koru yıllarca Bildberg’i en sert bir şekilde eleştirmişti. Sonra bir gece ansızın ‘’davet edildi’’.. Hazrete vahiy indi, yelyepelek gitti.
Sonra.... Dile düştü..
Güya ‘’gazetecilik yapmış’’...
Şimdi; Eylül ayında Halûk Çay ve Şürekâsının Antalya’da düzenleyeceği bildirilen Türk Kurultayı’na katılanlar , katılacak olanlar inanın Bilderberg’e katılan Fehmi Koru’dan beter olurlar.
Onları ‘’gazetecilik’’ aldatmacası ile, ‘’Yahu bir bakmaya gittik, ne oluyormuş’’ mazereti de kurtaramaz.
Mankurt rütbesini omuzlarında iftiharla taşırlar.
Peki Mankurt neydi?
Cengiz Aytmatov; ‘’Gün Uzar Yüzyıl Olur’’ (Cem Yayınevi-İstanbul) adlı kitabının 125 ve 127’inci sayfalarında ‘’işlem’’i şöyle anlatır.
Juan Juanlar Kazak bozkırlarını istilâ eder ve Kazak gençlerini tutsak ederler.
"...Önce tutsağın kafasını kazırlar, kesilen bir devenin boyun bölgesinden yüzülen bir deri parçası tutsağın kafasına bir başlık gibi geçirilir. Kafasına deri geçirilen tutsak başını yere sürtmesin diye boyuna tahta kalıp takılır, yürek paralayıcı çığlıklarını kimse duymasın diye ıssız bir yere götürülürdü. Kolları, bacakları bağlı tutsak orada güneşin alnacında, aç-susuz birkaç gün kalırdı. Başına deri geçirilenlerden çoğu acıya dayanamayıp ölür, sağ kalanlarsa belleklerini yitirerek geçmişlerini anımsamayan birer "mankurt" -köle- olurlardı. Tutsakların ölüm nedeni açlık, susuzluk değildi. Zavallılar başlarına geçirilen taze deve derisinin güneş altında kuruyarak büzülmesi sonucu acıya dayanamadıkları için ölürlerdi. Sımsıkı sarılan deri kurudukça tutsağın kazınmış başını mengene gibi sıkıştırırdı. Bütün bu acılar sonunda tutsak aklını yitirmeye başlardı. Juanjuanlar işkencenin beşinci gününde sağ kalan var mı diye bakmaya gelirlerdi. İşkenceye tutulanlardan biri bile sağ kalsa amaçlarına ulaşmış sayarlardı kendilerini... "Mankurt" kim olduğunu, soyunun-sopunun nereden geldiğini, adını, çocukluğunu, anasını-babasını bilmezdi kısacası insan olduğunun bile farkında değildi. Benlik bilincini yitirdiği için efendisine iktisadi açıdan büyük avantajlar sağlardı... Herhangi bir köle sahibi için en büyük tehlike, kölesinin başkaldırmasıdır. Her köle fırsat bulunca isyan eder; oysa mankurt köleler arasında kaçmayı, karşı koymayı, başkaldırmayı düşünmeyen, alışılmışın dışında tek varlıktı. Köpeklerin sahiplerini dinlemeleri gibi mankurt ta efendisinin sözünden dışarı çıkmazdı. Efendisinden başkasının sözünü dinlemez, bedeninin gereksinmelerinden başkasını düşünmezdi.... En kirli, en ağır işler mankurtlara verilir, sonsuz sabır isteyen bıktırıcı, sıkıcı, sinir törpüleyici işler onlara yaptırılırdı."...
‘’Maceramız’’, Erdoğan’ın Kızılcahamam’da topladığı milletvekillerine "Arkadaşlar bizim tek rakibimiz MHP'dir, seçmen olma hakkını kazanmış 5 milyon civarındaki vatandaşımızın oyu MHP'ye gidiyor, bu miktarda bizi aşağılara çeker, MHP'ye karşı dikkatli olun bu partiye gidecek oyları engellemeye çalışın" şeklinde talimat vermesi ile başlar..
Kızılcahamam kampında söylenen sözler, Halûk Çay ile Erdoğan fikriyatının ‘’kesişme noktasıdır’’.
Burada bir saptama..
Çay’ın bu girişimini eleştirmek; dünya demokrasi tarihinde görülmemiş bir icraata imza atarak MHP’nin 130 milletvekilini sadece 3.5 sene zarfında ve üstelik iktidarda iken sıfıra indirme başarısını gösteren, söz verdiği halde Öcalan’ı asamayan, ilk üç uyum paketini imzalayıp AB’ye ‘’onurlu ve başı dik’’ girişin kırmızı halılarını döşeyen, 1999’da Ecevit’in Helsinki’ye gitmesine engel olamayarak Kıbrıs ve Ege’nin satışına ortak olan Bahçeli’nin yanında yer almak demek değildir.
İki yanlış bir doğru etmez..
‘’Yahu Hüseyin MÜMTAZ neden böyle yapıyor? Halbuki ben onun Giresun Belediye Başkanlığı adaylığı için çok çalışmıştım’’ diye dostlar aracılığı ile haber gönderen dostumuz Halûk Çay diyormuş ki; ‘’Turan Hoca’nın (Yazgan) Vakfı ile Türkocağı da hükümetten para alıyor. Neden onlara bir şey söylemiyor da bize söylüyor?’’
1. İki kuruluş da muhtemelen ‘’Kamu yararına çalışan dernek’’ statüsü ile yasada belirtilen belli oranda ve ‘’devede kulak’’ kadar bir para (Tabii davenin hamudu meselesi de var) alıyor olabilirler. Halbuki Çay’ın ‘’bu hizmeti’’ karşılığında eline geçen miktarın 600.000 dolar olduğu söyleniyor... Yanlışsa söylesin, biz de hemen düzeltelim.
2. Turan Hoca’nın ‘’Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı’’ evet, geçenlerde bir çocuk şöleni düzenledi ama bu şölen için toplanan çocuklara Akepe propogandası mı yapıldı? Çocuklar gelecek seçimde Akepe’ye oy mu verecek?
3. Geliyoruz Türkocağı’nın hâli pür melâline... Biz bu ‘’Ocak’’ ile ilgili ‘’hüsnüniyetimiz’’ ve ‘’hâlis’’ düşüncelerimizi; ‘’Green Card’’ mağduru , Amerika’da zorunlu iskâna tâbi kronik nevazil muhtereme ‘’Türk Dünyasına Hizmet Ödülü’’ verdiğinden beri zaten askıya almıştık..
‘’F’’ Tipi Cemaat’e hem de iki defa Türk Dünyasına Hizmet Ödülü, üstelik Nihal Atsız adına konulan bu ödülü vermekle ‘’Türklüğe’’ çok büyük ayıp edilmiştir.
Burada anlamadığımız ve samimi olarak merak ettiğimiz konu şudur.. İnançları ve düşüncelerinden şüphe etmediğimiz; sayıları Türkiye çapında ne yazık ki dördü-beşi geçmeyen Ocak yöneticisi bazı arkadaşlarımızın çıt çıkarmadan neden tam bir teslimiyetle bu politikayı onaylamış olduklarını inanın anlayabilmiş değiliz..
Değiyor mu?
4. Şu satırlar, TÜBİTAK’ın düzenlediği bir çalışmayı duyuruyor:
‘’RADİKAL - ANKARA- (24/06/2006) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu (TÜBİTAK), oturum başlıkları 'tefsir, hadis, fıkıh, kelam' olan 1. İslami İlimlerde Terminoloji Konferansı'nı destekleme kararı aldı. Kurum, yapılan eleştirilere "Bu bir devrim" diyerek yanıt verdi. Yönetim kadrosu AKP hükümetince değiştirilen TÜBİTAK'la ilgili tartışmalar devam ediyor. ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut'un "250 projemizi içeriğine bakmadan biçimsel gerekçelerle reddettiler" diye yakındığı kurum, şimdi de 'bilim yerine dinle uğraşmakla' eleştiriliyor. Eski TÜBİTAK Başkanı Prof. Dr. Namık Kemal Pak, 15-16 Haziran'da yapılan 1. İslami İlimlerde Terminoloji Konferansı'na katılacak kurumun misyonundan çok ciddi derecede saptığını söyledi.
TÜBİTAK İletişim Müdürlüğü'yse dün bir açıklama yaparak, 2000'den bu yana TÜBİTAK'ın sosyal ve beşeri bilimler projelerini de desteklemeye başladığını belirtti. Açıklamada, "2005'ten önce sadece 'müspet bilim' insanlarına sunulan yurtiçi ve yurtdışı destekleri sosyal bilim insanlarına da açıldı. Bu, ülkemiz için devrim niteliğinde bir değişimdir" denildi. TÜBİTAK'a ulaşan bilimsel toplantı destek taleplerinin, Sosyal ve Beşeri Bilimler Araştırma Grubu (SOBAG) Yürütme Komitesi'nce değerlendirildiği belirtilen açıklamada, bu komitede Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan, Dr. İlhan Tekeli, Prof. Dr. Ioanna Kuçuradi, Prof. Dr. Özer Ergenç, Prof. Dr. Ali Yaşar Sarıbay ve Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı Doç. Dr. Ömer Demir'in yer aldığı belirtildi.’’
Konu ile ne ilgisi var demeyin.. ‘’Kadrosu Akepe hükümetince değiştirilen’’ TÜBİTAK’ın yönetiminde Nuri Gürgür de bulunmaktadır..
Nuri Gürgür, Türkocakları Genel Başkanı’dır..
‘’F’’ Tipi Cemaat, fıkıh ve kelâm, Tübitak, Türkocakları ve Ionna Kuçuradi..
Ne kadar akıllara sezâ, fikirlere ezâ bir amalgam....
Yâni sonuç olarak Halûk Çay kendi yaptıkları ve yapacakları için, Turan Hoca’nın Vakfı’nın da, Türkocağının da arkasına sığınamaz.
Ne olacak, Antalya’da Türk Dünyasını toplamasının ne zararı var?
Hiç bir zararı yok.. Bu işi Akepe ile yapmasının zararı var. Alt kimliklilere kaftan-kalpak giydirip örste demir dövdürecek olmasının zararı var.
Mesele Erdoğan’ın Kızılcahamam’da söylediği kadar da basit değildir.
Erdoğan orada politik konumu icabı Türkçüler, milliyetçiler demeyi tercih etmediği için hedef olarak MHP’yi göstermiştir.
Ama konu Türkiye’nin ‘’eşbaşkanlığını’’ yaptığı ‘’Büyük Ortadoğu Kuşatması’’ ile doğrudan ilgilidir.
Bu projeye göre Türkler, Fas’tan-Moğolistan’a kadar uzanan geniş coğrafyada ‘’kontrol edilebilir sınırlar içinde’’ tutulmalıdır.
Mümkünse, ‘’gerekirse sınırları değişecek 22 bölge ülkesine demokrasi götürmek için’’ bir araç olarak kullanılmalıdır.
Peki bu işin görünürdeki finansörü ve tezgâhtörü kimdir?
Soros’tur..
O halde ‘’Onursal Başkanlığını’’ Akepe milletvekili ve potansiyel Cumhurbaşkanı adaylarından Nevzat Yalçıntaş’ın yaptığı, Temmuz’da Karadeniz’de ‘’Türk Dünyası Aydınlar Ocağı’’ gibi şatafatlı bir isimle toplantıya niyetlenip fiyasko sonucu hüsrana uğrayanlar ile Eylül’de Halûk Çay’ın başkanlığında Antalya’da toplanacak olanlar bir anlamda ‘’Soros’un mahçup Türkçüleri’’dir.
Ben kimse için Soros’tan para aldı dedim mi?
Peki bütün bunların Mankurtlarla ne alâkası mı var?
Demek ki ‘’ilk aşama’’ tamamlanmış...Kafanıza Soros’un geçirdiği deve derisinin farkında bile değilsiniz..
Vesselâm.... 9 Ağustos 2006