Dış Politika8 Ağustos 2006 00:00

O yarbay yalan söylüyor - Hasan Demir

Birinci Körfez Savaş'ında, yani Türkiye'nin bütün varlığı ile kayıtsız şartsız destek verdiği Körfez Harbi'nin en sıcak çatışmalarının yaşandığı anda bir başka Amerikalı yarbay bakınız Güneri Civaoğlu'una neler söylüyor.Yıl 1991.Civaoğlu'nu dinleyelim:"- Amerikalı Yarbay ile dev Ortadoğu haritasının önündeyiz. Sağ elinin avuç içini Musul ve Kerkük vilayeti olan alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle kelimeleri tane tane seçerek anlatıyor:'- İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek, Saddam çökmüş olacak. Yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun boşluk doğacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Türkiye'den toprak isterler.!"Başka söze hacet var mı?levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetesnaproxennatrium site naproxen kruidvatbuscopan link buscopan plusabilify abilify alkohol abilify

Amerikan Silahlı Kuvvetler dergisinde çizdiği, Türkiye'nin bir bölümünü masa başında, Irak'ın kuzeyindeki "Kürdistan'a",  üç kuruşluk mürekkep fiyatına peşkeş çekmeye çalışan emekli Amerikan yarbayı Ralph Peters, "Makalemin Türkçe çevirisinde çarpıtmalar var" diyor ve ekliyor:

"- Gerçekten böyle bir haritanın ortaya çıkması Amerikan çıkarlarına ters düşer! Ortadoğu'da Türkiye'nin sınırları dışında çizilen bütün sınarlar suni sınırlardır."

Yani, "Türkiye'nin sınırlarına itirazımız yok!"
Oysa, gözümüzün içine baka baka yalan söylüyor. ABD'nin Türkiye'nin sınırlarına itirazı var. Bunu daha işin başında, Sevrs'in altında imzası olmasına rağmen aynı imzayı Lozan'dan esirgemesinden anlıyoruz.

Neyse, Amerikalı yarbay bu yalanı kime söylüyor?



Türkiye'de yayımlanan Referans gazetesine. Referans'ta, Türkiye'yi mürekkep maliyetine masa başında parçalayan Amerikalı yarbaya teyp tutan Referans'takiler de, böyle bir haritayı bahane ederek komplo teorileri üretenleri geri zekâlılıkla suçlayarak Amerikan avukatlığına soyunuyorlar. Oysa Amerikalı yarbay Referans'a ve Referans aracılığıyla Türk milletine yalan söylüyor. Referans da yalancıya yalancı şahitlik yapıyor, hayırlı olsun. Ama tarihi hakikatler konuşmaya başladığında ABD'nin dana Sevr'den beri Türkiye'yi tam da işte o haritadaki gibi parçalamak istediğini haykırıp duruyor. Wilson Prensipleri ve Sevr işte o yarbay Ralph Peters'in Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi'nde çizdiği bir bölünmüş, parçalanmış Türkiye'yi işaret ediyor.

Yalnız bununla kalsa, hadi o gün öyleydi der geçeriz.

Ama daha Birinci Körfez Savaş'ında, yani Türkiye'nin bütün varlığı ile kayıtsız şartsız destek verdiği Körfez Harbi'nin en sıcak çatışmalarının yaşandığı anda bir başka Amerikalı yarbay bakınız Güneri Civaoğlu'una neler söylüyor.

Yıl 1991.

Civaoğlu'nu dinleyelim:

"- Amerikalı Yarbay ile dev Ortadoğu haritasının önündeyiz. Sağ elinin avuç içini Musul ve Kerkük vilayeti olan alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle kelimeleri tane tane seçerek anlatıyor:

'- İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek, Saddam çökmüş olacak. Yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun boşluk doğacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Türkiye'den toprak isterler.!"

Başka söze hacet var mı?

Wilson Prensipleri ve Sevrs'deki Amerikalıların Kürt devleti özlemine birileri "Bazı Amerikalı yarbayların fantezisi" diyebilir.  Ama daha beteri bu bölgede,  bahsedilen o "boşluğu" oluşturmak için Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra, Türkiye'nin de katkısıyla hayata geçirilmedi mi? 36. Paralelin kuzeyinde bir "Güvenli Bölge" oluşturulup o bölgenin güvenliği Türkiye'ye yerleşen Çekiç Güç tarafından sağlanmadı mı? 36. Paralelin kuzeyinde kalan Türkmenlerin yaşadığı bölgeler eğilip bükülerek paralelin güneyinde gösterilerek, Türkmenler Saddam'ın zulmüne terk edilirken aynı paralelin güneyinde kalan Kürt nüfusunun yoğun olduğu bölgeler paralelin kuzeyinde gösterilerek, müstakbel Kürt Devleti için coğrafi bir hakikat olan paraleller masa başında eğilip bükülmedi mi?

Bunları da geçelim.

Dünkü yazımızda İncirlik Üssü'nde bir Türk subayına kelepçe vurulmasını bahane ederek dile getirdiğimiz hadise olmadı mı? Yani Türkiye toprağında, Adana'daki İncirlik Üssü'nde, 1993 yılının ilk aylarında Türkiye'yi PKK ile oyalamak ve Irak'ın o bölgesinde bir "Kürdistan" kurmak için ABD'nin o güne kadar gerçekleştirdiği faaliyetler konusunda ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Shalikashvili'ye bir brifing verilip o günden sonra "Kürdistan'a" gidecek yol için yeni stratejiler üretilmedi mi?

Daha da beteri olmadı mı?

ABD Türkiye'ye, tam da Amerikalı yarbayın masa başında mürekkeple "Kürdistana" terk ettiği Türk sınırları içerisine 60 bin asker yerleştirmek için Türkiye'ye müracaat etmedi mi? Bu müracaat TBMM'de kıl payı da olsa bir oy farkıyla reddedilmedi mi? Ve şimdi ABD Dışişleri Bakanı olan Pro. Dr. Condoleezza Rice, Büyük Ortadoğu için aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 22 ülkenin sınırlarının değişeceğini bir makalesinde açıkça dile getirmedi mi?

Bu amaç için Eşref Bitlis'in uçağına sabotaj yapılmadı mı?

   Bu bahiste, "dost" ve "müttefikimiz" olan "Stratejik ortağımız" Amerika'nın yüzlerce "sırttan hançerlemesini" sıralayabiliriz. Hakikat bu kadar ortada iken bizleri "komploculukla" suçlamak ancak bir Amerikalının, o da, hakikati söylemek için değil, amacına ulaşmak gayesiyle gerçeği gizlemek için dile getirebileceği bir iftira, bir töhmettir.