ASKER KONUŞUNCA- Hüseyin MÜMTAZ
İsrail saldırısı altındaki Filistin ve Lübnan’a Türkiye’nin yaptığı yardımlar göz yaşartıyor. Tahrip edilen elektrik santralının derhal onarımı ve şimdiye kadar gönderilen 40-45 Tır yardım malzemesinden sonra (Erdoğan) dün de böbrek hastası 40 Lübnan’lı çocuk Türkiye sayesinde hayata döndürülmüş. Savaşın ortasındaki Beyrut'ta görevli Dr. İlyas Nikola, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan 40 böbrek hastası çocuğu kurtarmak için dünyanın dört bir yanına mail atarak yardım istemiş. Beklediği yanıt Fransa'daki Prof. Dr. Dilaver Ergin'den gelmiş. Ergin, Türk Böbrek Vakfı ve Diyaliz Derneği'yle ilişkiye geçmiş. 7 ton hemodiyaliz malzemesi dün Deniz Kuvvetleri'ne ait Bafra savaş gemisiyle Beyrut'a ulaşmış. Türkiye'ye teşekkür eden Dr. Nikola, "24 saat geç kalınsaydı çocuklar ölürdü" demiş. Anlaşılan o ki kıymetli okuyucu; Karabağ’da, Lâçin’de, Şuşa’da; Kerkük’te, Erbil’de, Süleymaniye’de, Telafer’de, Tuzhurmatu’da; 1.Ya internet yok; 2 Ya internet kullanacak doktor yok; 3. Yahut’ta buralardaki Türk çocularının “böbrek” yahut herhangi başka bir problemi yok.. Herşeyleri bir eksiksiz tamam…new prescription coupons lilly cialis coupon online cialis couponscialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenakamagra kamagra 100mg kamagra gel
Savaşın ortasındaki Beyrut'ta görevli Dr. İlyas Nikola, ölüm tehlikesiyle karşı karşıya olan 40 böbrek hastası çocuğu kurtarmak için dünyanın dört bir yanına mail atarak yardım istemiş. Beklediği yanıt Fransa'daki Prof. Dr. Dilaver Ergin'den gelmiş. Ergin, Türk Böbrek Vakfı ve Diyaliz Derneği'yle ilişkiye geçmiş. 7 ton hemodiyaliz malzemesi dün Deniz Kuvvetleri'ne ait Bafra savaş gemisiyle Beyrut'a ulaşmış. Türkiye'ye teşekkür eden Dr. Nikola, "24 saat geç kalınsaydı çocuklar ölürdü" demiş.
Anlaşılan o ki kıymetli okuyucu;
Karabağ’da, Lâçin’de, Şuşa’da;
Kerkük’te, Erbil’de, Süleymaniye’de, Telafer’de, Tuzhurmatu’da;
1.Ya internet yok; 2 Ya internet kullanacak doktor yok; 3. Yahut’ta buralardaki Türk çocularının “böbrek” yahut herhangi başka bir problemi yok..
Herşeyleri bir eksiksiz tamam…
Şimdi geliyoruz şu “konuşma” meselesine.. Konuşma, iki türlü olur..
1. Ağızla; 2. Burunla..
“Konuşma” ile ilgili en popüler çeşitlemeler de üç türlüdür..…
1. Ağzı olan konuşuyor 2. Ağzını bıçak açmıyor..3. Ağzı var, dili yok..
Bilen bilir, ben “özgürlükçü” bir takım aydınlar”ın aksine “komuta kademesinin” yeri geldiğinde konuşmasını savunurum..
Memleket meseleleri hakkında Kanarya Sevenler Derneği, Bakkallar Federasyonu, Balıkçılar Kooperatifi konuşacak ama asker konuşmayacak…
Yok öyle şey..
Ama askerin dinlenebilmesi ve konuştuğunun ağırlığının olabilmesi için konuştuğu zaman ……
“Asker gibi” konuşması gereklidir.
“Gönlü ile aklı arasında çelişkiye düşme” mazeretinin arkasına sığınmamalıdır.
Öte yandan, o aynı “özgürlükçü bir takım aydınlar” asker konuşunca “vay niye bunlar emekli olunca konuşuyor?” derler..
Yâni bir anlamda hem askerin konuşmamasını isterken, hem de “madem konuşuyorlar, emekli olmadan da konuşması gerektiği” çelişkisine düşerler..
Olur…
Türk Ordusu, sanki Habeş ordusu idi.
Onların istediği şu..
“Van’da konuşlu 33’üncü Tabur Komutanı Binbaşı filanca IMF 9’uncu Gözden Geçirme toplantısı konusunda şöyle dedi..”
“AA muhabiri Edirne’den bildiriyor.. Alay Tabibi Doktor Üsteğmen falanca kuş gribi vakaları üzerine şunu söyledi.”
Öyle mi?
Askerlerin “bünye içinde” askerî adap ve usûle göre konuşmadıklarını ne biliyorsunuz?
Ama sizin istediğiniz bağcı dövmek; onların uluorta konuşup sokağa dükülmeleri, dile düşmeleri..
………
Son günlerde üç emekli paşa konuştu..
ADD Genel Başkanı emekli Orgeneral Eruygur..
TESUD Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu.
Ve emekli Korgeneral Altay Tokat..
Tokat hiç konuşmasaydı en iyisisiydi ya, madem konuşacak konuşacağı yerde bilardo oynasaydı daha iyiydi..
Hiç öyle münasebetsizlik olur mu?
İki şey söylüyor… “Bazı görevlilere işin ciddiyetini anlatmak için evlerinin yakınına bomba attırdım”; dosya koalisyon ortağı Bahçeli’nin önüne geldiği zaman “Kıvrıkoğlu’nun görev süresinin uzatılmasını engelleyerek Özkök’ün Genelkurmay Başkanlığının önünü açtım”.
Sonra da “Zaten zamanaşımına uğradı” diyor..
Vallahi ne kadar güzel bir iş becermişsiniz paşam.. Ne yetenekli, ne ileri görüşlü ne kadar geniş bir vizyon ve misyon sahibiymişsiniz!!
O zaman Bahçeli paldır küldür Kasım 2002 seçimlerini isteyerek “siyaseten”; zâtı devletleri de Ağustos 2002’den itibaren “askeriyeten”; içinde bulunduğumuz durumda ortak pay sahibisiniz..
Erdoğan-Özkök ikilisinin Türkiye’nin başına iktidar ve muktedir olmasında Bahçeli ile beraber yadsınamaz, savsaklanamaz, başkasına devir ve ciro edilemez sorumluluğunuz var.
Vallahi bravo…
Ne iyi etmişsiniz…
Affferim size…
Ama yine de söyledikleriniz sizi “ağzı olan konuşuyor”; ya da “konuşacağınıza ne bileyim meselâ balık tutsaydınız daha iyiydi” kategorisine almamızı engellemiyor..
Hoşgörümüz, zamanaşımına takılıyor..
İkinci konuşan, Küçükoğlu..
TESUD başkanı, İLK KURŞUN Dergisine mülâkat vermiş..
Küçükoğlu Paşa’yı; AB’ci hallerinden tanırız, Ermeni protestosunda vapurla Dolmabahçe açıklarından geçerken verdiği cephe selâmından tanırız....
Emekli subayların fazla konuşmasından rahatsızlık duyan yine AB yanlısı bir takım çevrelerce usuleten seçimle fakat aslında atama ile işbaşına getirilmiştir.
AB konusunda “emre uymaktadır”..
Ne diyor mülâkatında:
“AB'nin Genişlemeden Sorumlu Üyesi Rehn psikolojik savaş uygulayarak , Türkiye ' ye –AB karşıtlığını- enjekte etmeye çalışıyor. Bize -sizi AB'ye almıyoruz- diyemezler çünkü Türkiye coğrafyası , gerek güvenlik açısından gerek BOP ve bununla örtüşen Genişletilmiş Avrupa Projesi açısından temel ülke.Türkiye'nin -AB'yi biz istemiyoruz- diye bağırmasını istiyor.Çünkü böyle olunca , GB'nin tüm imkanlarından yararlanmaya devam edecek , Türkiye'yi de AB'ye almamış olacak.Bu doğrultuda TSK'yı kullanmak istiyor.Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası'nda karar mekanizmasına sokmadan TSK'nın gücünden yararlanmak istiyor.Rum gemilerine Boğazları açma planı, Türk işadamlarına Avrupa ülkelerine vize konusunda güçlükler yaratmaları bu oyunun parçalarıdır.Tek yönlü ticaret yapmak istedikleri gibi, Türk ordusunu da tek yönlü kullanmak istiyorlar.Çünkü TSK, enerji koridorunun güvenliğini sağlayacak bir güç. Türkiye'yi tamamen dışlayıp kendilerine cephe aldıran bir Avrupa düşünülemez”.
Bak sen şu densiz Rehn’e… Ne kadar ayıp ediyor.. Türkiye’de AB karşıtlığını körüklüyor.. Halbuki AB ve BOP, GAP ne kadar iyi projeler.. Türkiye’nin bu projelerde -kilit ülke- olması ne kadar iyi..
Hiç bağırabilir miyiz -AB’yi istemiyoruz- diye…
Sonra sadece GB ile bağlamış olurlar bizi..
Paşa’nın aklı AB’den sonra GB’ye de hayır diyebileceğimizi, dememiz gerektiğini bir türlü almıyor, alamıyor.
Bu saatten sonra da artık “Bay” Küçükoğlu oluyor.
Rehn işte bu duyguları körüklediği için “kötü adam”.. Yanlış yapıyor canım, uyandırıyor milleti..
Bay Küçükoğlu da uyumasını istiyor..
Bay Küçükoğlu TSK’nın irtibat şeması, emir komuta zinciri konusunda da zihin karışıklığı içinde..
Şöyle diyor..
“Türk Silahlı Kuvvetleri hükümetin emrindedir.Bunu kamuoyuna açıklama ve kamuoyunu doğru bilgilendirme zamanı artık gelmiştir.Neden? Çünkü milletin egemenlik hakkını kullanan yüce kurum TBMM'dir.TSK TBMM'nin denetimi altındadır.TSK'nın Başkomutanlığı ulus ,ulus adına milletvekilleri ve onların adına da Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilir”.
Yapma Küçükoğlu…
TSK hükümetin değil, milletin, Türk milletinin emrindedir..
Hem “hükümetin emrindedir” diyorsun, hem “TSK’nın Başkomutanlığı ulus, ulus adına milletvekilleri ve onların adına da Cumhurbaşkanı tarafından temsil edilir”.
Hangisi?
Aynı anda iki doğru olamaz..
Hükümetin emrinde ise Genelkurmay Başkanı’nı bağla MSB’ye..
Anayasa ne diyor:
“Cumhurbaşkanının görev ve yetkileri..Md.104. TBMM adına TSK’nın başkomutanlığını temsil etmek.”
Asker milletinin emrindedir, başkomutan da Cumhurbaşkanı..
Öyleyse ey millet, Mayıs 2007’de kimin Cumhurbaşkanı olması gerektiğini Anayasa’nın bir de bu maddesi itibariyle değerlendir..
Bay Küçükoğlu Irak meselesinde de derin değerlendirme yanlışları içinde:
“Kuzey Irak’ta Kerkük meselesi çok önemli.Önümüzdeki dönemde ciddi bir sorun olacaktır.ABD’nin Irak’ta üç ayrı devlet kurmaya niyetli olduğunu hiç sanmıyorum.Ama ABD’nin Türkiye gibi güçlü,demokratik ,laik bir bölge ülkesini de arzu ettiğini sanmıyorum.ABD , ne güçlü merkezi yönetim ve ulusal ordu ne de laik , seküler bir sistem , ulusal bilincin geliştirilmesi gibi kavramlardan hoşlanmaz.Ama parçalamak da işine gelmez.Kerkük gibi güçlü bir petrol bölgesini bir azınlık bölgesine teslim etmeyi de düşünmez. ……..Eğer burada kurulacak devlet Kandil Dağı’ndaki PKK’ya destek vermiyorsa ve bize yönelik hayalleri olmayacaksa , sadece dikkat etmek zorunda olduğumuz bir oluşum gözüyle bakabiliriz buna.Engel olmayız ama gözümüz de üzerinde olur”.
Yâni ey okuyucu, Amerika ve İsrail’in Irak’ı üçe böleceğini dünya duydu, Küçükoğlu duymamış;
Türkiye’yi parçalamanın Amerika’nın işine gelmeyeceğini söylediği günlerde de Amerikalı Albay Ralph Peters’in “parçalanmış Türkiye”li haritası yayınlandı.
Kuzey Irak’ta kurulacak devlete “engel olmayız” diyor…
O da “kırmızı çizgiler”in olmadığına emir-komuta zinciri içerisinde “uyuyor”…
Onu da “burnuyla konuşanlar” kategorisine alıyoruz..
Bir de “durum icabı” eskiden konuşan, şimdi ise sesi soluğu pek çıkmayan Atilla Kıyat var.. Koramiral… Hatırladığımız kadarıyla Anadolu’da bir yerlerde “döşemelik kumaş” satışıyla iştigal ediyor..
“Kıbrıs’ın stratejik önemi kalmadı ki peşine düşüyorsunuz” demişti..
Gazetelerin yazdığına göre Rum kesimindeki İngiliz Ağrotur üssü, Lübnan’a-Irak’a gidecek Amerikan askeri, silahı, cephanesi, uçağı, gemisi kaynıyormuş..
Ada fazla yükten neredeyse güney tarafına doğru yatıp batma tehlikesi atlatıyormuş..
Nasılsınız, eyi misiniz Bay Kıyat? Stratejik öngörünüze ne oldu?
O da “konuşacağına futbol oynasaydı” sınıfına aldıklarımızdan..
Son günlerde bir de Emekli Orgeneral Şener Eruygur konuştu.. ADD Genel Başkanlığı’na seçildikten sonra..
“PKK terör örgütüne karşı artık ulusal onuru kurtarıcı, yeni, değişik, aktif bir politika izlenmesi gereği yüksek sesle ifade edilen toplumsal bir istek haline gelmiştir. ABD'nin egemen olduğu bir bölgeden Türkiye'nin yaşam hakkına olan saldırılar ve ortada dolaşan harita örneğindeki gibi düşmanca tutumlar, işbirliğini ağırdan alan, inandırıcılığını yitirmiş hareketler Türk ulusunu derinden yaralamakta, halkımızın Amerika'ya karşı duygularını olumsuz yönde etkilemektedir. Ancak sorun bununla bitmemektedir. Bölücülüğe karşı mücadelede devletimizin tüm gücünü bütün unsurlarıyla eşgüdüm halinde kullanması, teşhis ve önerilerde zikzaklar çizmemesi gerekmektedir. Mevcut hataların yapılmasına devam edilirse, tüm riskleri göze alarak girişilecek bir sınır ötesi harekattan beklenen sonuç alınamayacak, etkileri de sınırlı olacaktır.. Güvenlik ulusal bir sorundur, ancak ulusun tüm gücünün kullanılmasıyla çözülebilir” dedi.
“Irak savaşı ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi çerçevesinde aldığı bir karardır. Önemli olan, Türkiye'nin yaşamsal çıkarı olan Kuzey Irak'ta bağımsız veya bu anlamdaki bir Kürt devletini kurdurmaması ve ulusal bütünlüğünü koruma konusundaki kararlılığını açıkça göstermesi ve bu doğrultuda inandırıcı bir politika izlemesidir. Bu kararlılığı gören ABD, kendi çıkarlarını korumak üzere göreceli olarak farklı seçenekleri geliştirecek ve Türkiye'nin çıkarlarını bugün olduğu gibi görmezlikten gelemeyecekti. Koşulsuz itaat ve aşırı kaygılar Atatürkçü dış politika anlayışına uymamaktadır“ dedi.
“Türkiye'nin komşularıyla iyi ilişkiler kurması, geleneksel -Yurtta barış, dünyada barış- anlayışının yansımasıdır. Ancak 1500 yıllık inanç sistemini Amerikanvari bir anlayışa göre tanımlamaya çalışan 'ılımlı İslam' gibi görüşler, yabancıların amaçlarına yönelik içinde tuzaklar saklayan düşünce denemeleridir. Türkiye'nin sorunları laik devlet anlayışı içerisinde çözülebilir. Bizim 'ılımlı İslam' diye bir sorunumuz olabilir mi? Laiklik sorunumuz olur” dedi.
“Biz Türkiye'yi parçalamak isteyenlerle yan yana gelemeyiz. Dünyada değişim rüzgârları esiyor, tek rüzgâr 'neocon'ların rüzgârı değil ki..21'inci yüzyılın başında, -Kapılarımızı kapatalım, üçüncü dünya ülkesi olalım- demiyoruz. Bunu ulusalcılığın gereği saymayı da şiddetle reddediyorum” dedi.
Şener Paşa konuştu.
Ağzıyla, düzgün konuştu. Doğru konuştu.. Asker gibi konuştu..
İyi konuştu..
Onun, emekli olmadan da böyle konuşmadığını ne biliyorsunuz? Telefonu açıp bugün böyle konuştum mu diyecekti?
Hele ADD’nin başına geçmesi, bazılarının uykusunu kaçırsa da iyi olmuştur. Çok iyi olmuştur..
Bir de Oktay kardeşim (Yıldırım) var son günlerde konuşan.. Yüreğimdeki bütün rütbeleri alan..
Gazi Astsubay..
Bir mektup yazmış..
“Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara” ithaf etmiş…
“Vatan üzerine. Bayrak üzerine. Onur üzerine. Namus üzerine. Vicdan üzerine. Akıl üzerine.
Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.
Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.
Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazmış”.
Bulun bir yerlerden okuyun..
“Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa olsa. Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir. Ve aslında en kahpesi, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir“ diyor.
“Kavganın sebebini unutmadık, çünkü bu kavga hiç bitmedi. Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır, onur ve namustur, vicdandır. Kimseye verilemeyecek olan, kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek olan egemenlik hakkıdır. Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur. Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez, hiçbir çocuğun veya sevgilinin sevgisiyle değiştirilemez. Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez, namustur çünkü istiklal, öbür ihtimal ölümdür. Ben dilimle, bayrağımla, hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya yazık değil, şeref sayarım” diyor..
Ne güzel diyor..
Ne güzel yazıyor..
Burnuyla konuşanlara, ağzı olduğu için konuşanlara, konuşacağı yerde top oynayanlara inat…Asker gibi yazıyor..
Eline, yüreğine sağlık Oktay..
Yazının sonunda da artık emeklilik hazırlıkları içinde boş vakitlerinde Urla’da oturacağı eve teşrif ederek onu tefriş ile uğraşan Orgeneral Özkök’e derin saygılar sunarım..
Bir ilki daha başarmış..
Tarihte ilk defa bir Yunan Genelkurmay Başkanı onun zamanında İstanbul’a gelerek Fener’deki papazın elini öpmüş..
Hürmetlerimi arz eder;
ve sağlıklı….
ve uzun….
ve iyi emeklilikler dilerim..
Aramıza hoş geldiniz…. 31 Temmuz 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”