Siyaset1 Ağustos 2006 00:00

Denize dürbünle bakan Türk köylüsü findık mitingi ve Akdeniz'in efendisi! - Arslan BULUT

Manavgat'ta sahildeki otellerden birinden bu yazıyı yazarken, bir taraftan Lübnan'da İsrail'in çocukları katletmesini, diğer taraftan da Ordu'daki fındık mitingini düşündüm. Osmanlı döneminde, Lübnan ve Filistin halkında vatana sahip çıkma bilinci güçlü olsaydı, bugünkü torunları bu akıbeti yaşamazdı. Vatan bilinci, bu bölgede, İsrail zulmü başladıktan sonra gelişti. Diğer taraftan, vatan bilinci güçlü Doğu Karadeniz halkı, en önemli ekonomik dayanakları olan ve önemli bir bölümünü toprağa bağlayan fındık konusunda mağdur ediliyor. Biz bu mağduriyetin, sadece Avrupalı çikolata üreticilerinin taleplerinin işbirlikçiler tarafından karşılanması değil, Karadeniz'in boşaltılması amacına da dönük olduğunu düşünüyoruz. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg

Manavgat'ta Rauf Denktaş Köprüsü'nün açılış törenine katıldım. Köprüye Rauf Denktaş adı verilmesi üzerinde düşünürken Manavgatlı gazeteci Abdi Işık, Manavgatlı tarihçi Hasan Kırtı'nın kitaplarını hediye etti. "Kuvayı Milliye'de Manavgat" kitabında Atatürk'ün Antalya'da bir yer adı vermesi konusunda önemli bir bilgiye rastladım.
Atatürk, 8 Mart 1930'da Rüstemiye vapuru ile Antalya'ya geldi. "Rumkuş" adlı yere götürüldü. oradan denizi, karşı sahillleri, Konyaaltı plajını, karla örtülü Beydağlarını uzun uzun seyrettikten sonra, yanındakilere "Buranın adı nedir?" diye sordu. "Rumkuş" cevabını alınca, "Bundan sonra Erenkuş olsun" dedi.

Bu bakımdan, Manavgat'ın ikinci dönem de seçilmeyi başaran MHP'li Belediye Başkanı Zeynel Şenol'un önerisi ve Belediye Meclisi'nin oybirliği ile KKTC'nin kurucusu Rauf Denktaş'ın adının bir köprüye verilmesi, takdire değer. Ancak Rauf Denktaş törende bulunamadı.

***

Hasan Kırtı, Atatürk'ün 9 Mart 1930 günü de Aspandos tiyatrosunu gezdiğini ve "Burasını restore edin ve güreşler düzenleyin" dediğini, ayrıca aynı gün öğle yemeğini Serik'te bir yörük çadırında yediğini ve ünlü "Köylü milletin efendisidir" sözünü burada söylediğini bildiriyor.
Bu arada önemli bir bilgi daha veriyor. Atatürk 18 Şubat 1935 ziyareti sırasında Erenkuş'ta Antalya'nın ileri gelenlerine "Arkadaşlar, burada bin dönümlük bir yer kaç lira olur? Milletvekilleri için bir site yaptırmayı ve Meclis'in kış çalışmalarını burada sürdürmesini düşünüyorum" dedi. Çünkü o, Anadolu Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat'ın Antalya'yı kışlık başkent olarak kullandığını da biliyordu.
Kurtuluş Savaşı'nda ise Antalya Türkler tarafından 6'ncı defa fethedilmişti. Yani vatan topraklarına gereği gibi sahip çıkmazsanız, birileri işgalci olarak gelip elinizden almaya teşebbüs edebiliyor.
Vatan topraklarına sahip çıkmak için sadece askeri açıdan güçlü olmak yetmiyor. Ekonomiye, kültüre sahip çıkmak gerekiyor. Zaten güçlü bir askeri yapı oluşturmak da buna bağlı.

***

Manavgat'ta sahildeki otellerden birinden bu yazıyı yazarken, bir taraftan Lübnan'da İsrail'in çocukları katletmesini, diğer taraftan da Ordu'daki fındık mitingini düşündüm. Osmanlı döneminde, Lübnan ve Filistin halkında vatana sahip çıkma bilinci güçlü olsaydı, bugünkü torunları bu akıbeti yaşamazdı. Vatan bilinci, bu bölgede, İsrail zulmü başladıktan sonra gelişti.
Diğer taraftan, vatan bilinci güçlü Doğu Karadeniz halkı, en önemli ekonomik dayanakları olan ve önemli bir bölümünü toprağa bağlayan fındık konusunda mağdur ediliyor. Biz bu mağduriyetin, sadece Avrupalı çikolata üreticilerinin taleplerinin işbirlikçiler tarafından karşılanması değil, Karadeniz'in boşaltılması amacına da dönük olduğunu düşünüyoruz.

Aslında Manavgat'ta vaya Fethiye'de de durum pek farklı değil. Evet, bütün Akdeniz sahili, lüks otellerle dolu. Avrupa'nın işçisi, köylüsü buralarda çok ucuz fiyatlarla güneş tatili yapıyor ve eğleniyor. Kendilerine otellerde sunulan kültür kendi kültürleri. Türk kültürü hakkında hiç bir şey öğrenmeden ülkelerine dönüyorlar. Tabii, bu onların kabahati değil!

Çünkü lüks otellerden dışarı çıkmıyorlar. Böyle bir program yok. Antalya sahilleri otellerle kaplı olunca, buraları vatan yapan Türkler, Kırtı'nın deyişiyle denize bile "dürbünle" bakıyor. Yani Türklerin 6 defa fethetmek zorunda kaldığı sahillerde, Avrupa köylüsü eğleniyor, Türk köylüsü ise denize girecek sahil bulamıyor. Çünkü artık alacakları para maliyeti karşılamadığı için ürünlerini hale bile götüremiyorlar.
Bu durumda, sahiller kimin vatanı oluyor dostlar? Türk köylüsünün mü, Avrupa köylüsünün mü? Hangi milletin köylüsü bu toprakların efendisi oluyor, farkında mıyız. Hem sonra Karadeniz yaylalarına da, Toros yaylalarına da göz dikmiş durumdalar. Manavgat'ta da yabancılar adına birileri toprak satın almak için geziyor.
Karadeniz yaylalarına da gideceğiz. 15 gün sonra buluşmak ümidiyle.