Dış Politika31 Temmuz 2006 00:00

TAMPON - Hüseyin MÜMTAZ

TAMPON Hüseyin MÜMTAZ Elele ve herkesten “bir adım önde” bir ateşe doğru sürükleniyoruz galiba..          Gül’den sonra Erdoğan da  “Ateşkes olursa asker göndeririz” dedi.          Lâf mı şimdi bu? Ateş kes ilan edilmeden, BM kararları olmadan (Gül) zaten nasıl asker gönderiyorsun?          Kaldı ki, Roma toplantısından bile çıkamayan “ateşkes” ilan edilse bile İsrail’in kural tanımadığı; BM Gözlem noktasını vurup dört BG görevlisini öldürmesinden belli. Avustralya, Filistin BG’de görevli 14 elemanını geri çekiyor.                               Bu olaydan sonra BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin engellemeleri sonucu, kendi görevlilerinin öldürülmesini bile kınayamadı..coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsdiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

TAMPON

Hüseyin MÜMTAZ

Elele ve herkesten “bir adım önde” bir ateşe doğru sürükleniyoruz galiba..

         Gül’den sonra Erdoğan da  “Ateşkes olursa asker göndeririz” dedi.

         Lâf mı şimdi bu? Ateş kes ilan edilmeden, BM kararları olmadan (Gül) zaten nasıl asker gönderiyorsun?

         Kaldı ki, Roma toplantısından bile çıkamayan “ateşkes” ilan edilse bile İsrail’in kural tanımadığı; BM Gözlem noktasını vurup dört BG görevlisini öldürmesinden belli.

Avustralya, Filistin BG’de görevli 14 elemanını geri çekiyor.                     

         Bu olaydan sonra BM Güvenlik Konseyi, ABD’nin engellemeleri sonucu, kendi görevlilerinin öldürülmesini bile kınayamadı..

         Böyle çaresiz, yetkisiz, oyuncak BM’ye Erdoğan biliyorsunuz, Kıbrıs meselesini teslim etmişti. Rauf Bey’in (Ve o zamanki MGK’nın) haberi olmadan Davos’ta Annan ile anlaşmış, “O ne derse desin kulak asma, boşlukları sen doldur” şeklinde açık çek vermişti.

         Çekin bozdurulacağı banka Lübnan’a kaydı galiba..

Bozacak olan da, tezgâhın arkasında oturan İsrail..

         Beyrut’tan 1200 Türk’ün tahliyesindeki bir ayrıntı gözden kaçmasın.. Türk savaş gemilerinin korumasındaki, Deniz Kuvvetleri’nin İskenderun feribotu Beyrut’tan Lübnan’a dönüş yolculuğunu neden 17 saatte tamamlayabildi dersiniz?

         Cevap.. Uluslar arası sularda İsrail savaş gemilerinin oluşturduğu belli koridordan geçmesi koşulu yüzünden..

         Uluslar arası sularda İsrail korsanlığı..

         Bu İsrail, Türk askerlerinin gönderileceği ileri sürülen Lübnan’ın güneyinde, ateş kes olsa, BM kararları olsa, bu kararları tanır mı dersiniz?

         Askerlerimizin ardından iki elimiz böğrümüzde çaresiz ağıtlar mı yakacağız o zaman?

         O zaman şehit askerlerin Kocatepe’deki cenaze törenlerinde kimler yuhalanacak dersiniz?

         Yoksa tepkilerden çekinileceği için öyle mutantan törenler yapılmayacak mı şehitlerimiz için?

         Ta en baştan, kimse daha bir şey demeden, BM kararları olur ve ateşkes ilan edilirse asker göndeririz diyen Erdoğan ve Gül ufak bir ayrıntıyı unutmuyorlar mı?

         Meclis kararı..

         Türk askerini sınır dışına ancak TBMM gönderir.

         Özal zamanında Genelkurmay Başkanı neden istifa etmişti?

         Yoksa Meclis oyları “çantada keklik” mi?

         Yoksa Kapusuz’un dediği gibi “Şu sıralar Meclisi toplamaya ihtiyaç yok” mu?

         Peki şimdi ihtiyaç yoksa, ne zaman olacak?

         AB’nin talimat verdiği yasaların çıkarılması için mi?

         AB’nin filan isteğinin (Azınlık Vakıfları) arkasına geceyarısı eklenecek bir madde ile “Azınlık Vakıfları Yasası: Madde 382. Yurtdışına asker göndermeye hükümet yetkilidir” mi olacak?

         Kim vurduya mı gideceğiz?

         Batı basını “Roma Toplantısından sonuç çıkmadı” diyor.

         Peki İsrail ne diyor?

         “Anadolu Ajansı’nın haberi; İsrail Adalet Bakanı Haim Ramon, ülkesinin, dün yapılan Roma konferansında Lübnan'daki operasyonlarını sürdürmek için gerekli izni aldığını söyledi. Ramon, İsrail askeri radyosuna yaptığı açıklamada, “Dün Roma'da Hizbullah Güney Lübnan'dan yok oluncaya ve silahsızlandırılana dek operasyonlarımızı sürdürmek için izin aldık” dedi.

         Peki batı basını toplantıyı nasıl değerlendiriyor:

         Daily Telegraph'ın diplomasi editörü Anton La Guardia: "İsrail'in yıllardır süren dogmasıdır. Devletlerini gerektiği şekilde sadece Yahudiler koruyabilir zira dış güçler nihayetinde etkisizdir ve İsrail'in askeri operasyonlar gerçekleştirmesinde muhtemelen bir engeldirler. Gündemdeki uluslararası güç ise bu dogmayla çelişiyor."

Eski İsrail Başbakanı Ehud Barak "Amerika ve İngiltere Lübnan'a asker gönderemez. Çünkü Irak'ta çatışmadalar. Uluslararası güç Fransızları, Almanları, İtalyanları içerebilir. Belki, sadece Hristiyanlardan oluştuğu gibi bir izlenim vermemek için başka ülkelerden askerler de yer alabilir bu güçte. Eğer ikna edilebilirlerse, Türkler etkili olacaklardır."

İkna ne kelime? Herkesten önce gönüllü atladılar bile.. Bir adım önde.. Lider ülke..

Independent'ın Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, özellikle NATO tarafından oluşturulması halinde, gücün başarı şansı olmadığını belirtiyor. Fisk Hizbullah'ın 1983'te Beyrut Havaalanı'nda Amerikan deniz piyadelerinin üssüne düzenlediği saldırıyı hatırlatarak: "241 Amerikan askeri ve birkaç saniye sonra da onlarca Fransız askeri ölmedi mi bu saldırılarda? Şii Müslüman birliklerin, herhangi bir NATO müdahale gücüne aynı şeyi yapmayacağına inanan var mı? Amerikalılar Güney Lübnan'da Mısır ve Türkiye birliklerinden söz ediyorlar. Sünni Müslümanlar, Şiilerin topraklarını yönetecek... Biz eylemlerini ne kadar acımasız görelim Hizbullah yıllardır bu yeni savaşı bekliyor, hayal ediyor ve militanlarını onun için eğitiyordu. 18 yıllık bir gerilla savaşı sonrası İsrail ordusundan kurtardıkları toprakları teslim etmeyeceklerdir. Hele İsrail'in talebi üzerine NATO'ya hiç..."

Terörizm uzmanı Kevin Toolis: "İsraillilerin tüm güçlerine karşın Hizbullah'ı silahsızlandırmakta başarısız olduğu açık. Tehdit edici olmayan Norveçlilerin, bazı Türk askerlerinin desteğiyle dünyanın en korkunç terör örgütünü parçalayabileceği fikri, komikten de öte birşey. Böylesi bir güce katkıda bulunan her Batılı lider, insanlarını ölüme gönderecektir."

Avustralya Dışişleri Bakanı Alexander Downer: “Hizbullah gerillalarının bölgeden çekilme vaadi olmadan Lübnan'ın güneyine asker konuşlandırma intihar anlamına gelir”.

Lübnan’ın Ankara Büyükelçisi Georges Siam: “Türkiye’nin bölgede oluşturulacak muhtemel bir barış gücünde öncü rol oynamasını istiyoruz..”

Lübnan‘a saldıran İsrail eski başbakanı Barak Türkiye’yi istiyor; saldırılan ülkenin Ankara Büyükelçisi de Türkiye’yi istiyor..

Bu işte bir acayiplik yok mu sizce?

Ha bu arada Arınç’ı unuttuk.

Meclis Başkanı Bülent Arınç, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Başkanı, Avrupa Parlamentosu Başkanı, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Parlamenterler Asamblesi Başkanı ve İslam Konferansı Örgütü Parlamentolar Birliği Genel Sekreteri’ne ayrı ayrı mektup göndermiş ve Ortadoğu’da tırmanan gerilimin, bölgede barış ve istikrarı tehdit ettiğine işaret eden Bülent Arınç, İsrail’in kendini savunma hakkı bulunduğunu, ancak sivillere ve alt yapıya zarar veren orantısız güç kullanımının maruz görülemeyeceğini kaydetmiş.. Lübnan’ın büyük bir insani krizin eşiğine geldiğini vurgulayan Arınç, bu insanlık dramına seyirci kalınmaması gerektiğini belirtmiş ve çatışmaların durdurulmasını ve barışın tesisini sağlamak için çabaların artırılmasını istemiş.

Bizce Arınç Moskova gezisinde Lenin’in mozelesinde “Lenin’i ölü görmek ne güzel!” diyerek devirdiği çamın daha büyüğünü burada devirmiş..

Neden mektubunu Avrupalılara yazmış da, Araplara yazmamış?

Avrupalılardansa, Arapların bölgedeki yangının söndürülmesine (eğer isterlerse, eğer birlik ve beraberlik sergileyebilirlerse) çok daha fazla hizmet edebilecekleri daha açık değil mi?

Şimdi geliyoruz “Tampon”un faziletlerine..

Tampon çok kıymetli bir araçtır kıymetli okuyucu..

Önden ve arkadan çarpmalarda çarpmanın darbe tesirini yumuşatarak çarpılanı korur.

Kanamalı vakalarda doğru ve zamanında uygulanacak tampon hayat kurtarır.

Bir de başka tampon var..

         NATO Amerika’nın, Varşova Paktı ise SSCB’nin birbirlerini dengeleyip kolladıkları birer tampondu. Nato duruyor, gömlek, şekil ve görev değiştirdi… Amerika’nın “İleri Postası”, fedaisi…Tetikçisi..

         Varşova Paktı yerine de Rusya BDT’yi Şangay İşbirliği Örgütünü deniyor..

         Saddam zamanında Ortadoğu’da bir denge vardı.. Cin şişede idi.

         Baba Bush, belki de bilerek Bağdat yakınlarına kadar gittiği halde geri dönüp cini şişeden çıkarmamıştı.. Oğlu şimdi diş macununu tüpe geri sokmaya çalışıyor.

         11 Eylül’de oğul Bush bilinçli bir tercih yaptı, dünyayı “Amerika’dan yana yahut teröristlerden yana” olmak üzere ikiye ayırdı..

         Şimdi şişeden çıkardığı cinle, kendi yarattığı canavarla boğuşmak zorunda.. Irak’ta Amerika’nın karşısında olduğu gibi Filistin ve Lübnan’da  da İsrail’in karşısında “devletler” yok, silahlı gruplar var.

“Silahlı gruplar” Amerika’ya karşı olursa kötü (Hamas-Hizbullah); Türkiye’ye karşı olursa iyi.. (PKK)

         Güçlü Şii İran, Irak Şiileri ve Lübnan’da konuşlu Şiiler…

         Amerika-İsrail’in hedefi bu Şii kalkan.. Buna karşı yeni bir tampon oluşturmak zorunda..

Sünni Araplar..

Ve “eşbaşkan” Türkiye…

Şimdi Türkiye’nin sorması gereken hayatî soru şu..

Bölgeye, okyanus ötesinden “sınırları değiştirmek üzere gelen” ve “artık zamanın geldiğini” hem de Kudüs’te ilan eden bir Amerika var..

Amerika’nın Truva atı İsrail var..

Yayınlanan haritaya göre değişecek sınırlar arasında Türkiye de var.. Bunun için harita filan yayınlanması da gerekmiyor, aklı olan zaten olayları görüyor..

Peki Türkiye; kendi sınırını da değiştirecek bu “şer cephesinin” yanında mı yer almalı yoksa sınırları Amerika’nın keyfine göre değişeceği için direnecek bölge ülkeleri ile bir cephe mi oluşturmalı?

ABD, İsrail, Ermenistan ve belki Gürcistan Büyük Ortadoğu Kuşatması’nın “karşı cephesi”dir.

“Bu taraf” ise doğal olarak Rusya, Azerbaycan, İran, Suriye, Türkiye’den teşekkül etmektedir.

Hangi devlet kendi sınırını değiştirecek grubun içinde yer alır ey millet?

Türkiye bir yol ayrımında…

1.       Her türlü melânetin başı Habur kapatılacak… Ama ille de şartsa, “devlete müzahir”  “güneydoğu halkının çıkarları” için, Ovaköy açılacak..

2.       Amerika’ya şu söylenecek…  a) Irak bölünmemeli. PKK’ya yardım ve yataklık edilmemeli, Kerkük Kürtlere verilmemeli.. b)        Irak ille de bölünecekse üçe değil, dörde bölünmeli, Türkmenler, Kürtler, Araplar ve Şiiler..

         Türkiye, Amerika’ya sorduğu bu soruların cevapları için makûl ve mantıklı bir süre beklemeli..

         “Geri dönülemez noktaya gelindiği an”, barış için her türlü yol denendikten sonra “kendi insiyatifi” ile ve “kendi milli menfaatleri” için…

         İran ve Suriye ile de görüşerek…

         Kuzey Irak’ta Türkmeneli Devleti’ni kurmalı..

         Silah zoruyla, güç kullanarak..

         Burada kilit nokta “kendi insiyatifi” ve “kendi milli menfaatleri” koşullarıdır.

         İşte cümle kılçıksız yumuşakçaların bizi anlamadığı ve itiraz ettikleri nokta budur.

         Kılçıksız yumuşakçalar; Amerika ve İsrail’in menfaatleri için Büyük Ortadoğu Kuşatması planı dahilinde Irak’a neden girmediğimizi sorguluyorlar.. Hemen Lübnan’a gitmemizi istiyorlar..

         Biz ise önce Türk’ün çıkarını gözetiyoruz..

         Mehmetçiğin kılına zarar gelmemesi için çabalıyoruz..

         Üzerine titriyoruz..

         Vatan ey  okuyucu, üzerinde milletin yaşadığı yerdir..

         Kerkük vatandır.. Aynı Karabağ, Kıbrıs, Karasu (Mesta-Batı Trakya) gibi..

         Ama Lübnan vatan mıdır? Kimin vatanıdır?

         Ellerin vatanında benim ne işim vardır? Bu millet ilkinden yüzyıl sonra ikinci bir “Yemen Türküsü”nü  kaldırabilecek midir?

         “Giden gelmiyor/Acep nedendir?”                       28 Temmuz 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”