Siyaset26 Temmuz 2006 00:00

“İNTİHAR CELLATLARI”- Hüseyin MÜMTAZ

Bilindiği gibi başlıktaki ifade bana ait değildir kıymetli okuyucu.. Bu ifadeyi kullanan şahıs, bir önceki Genelkurmay Başkanı tarafından mahkemeye verilmiş fakat Genelkurmay Başkanı ve söyleyenin konumu değişince o saatten sonra mahkemenin seyri hakkında  herhangi bir bilgiye ulaşabilmek bir türlü mümkün olamamıştır. Fakat her hâl ve kârda içinde bulunulan durum ve yazının konusuna cuk oturmuştur. Türkiye’de son zamanlarda bazıları resmen ve alenen intihar cellatlığına soyunmuştur. Türkiye’de herkesin gözü önünde son derece garip işler olmaktadır. Ortadoğu’da kan gövdeyi götürürken Başbakan “yoğun bir şekilde arabuluculuk ile ilgili olarak dünya liderleri ile telefon diplomasisi yürütmekle birlikte” ve aynı zamanda altı bakan, ondört milletvekili, mehter ve bando takımı ve Türk yıldızları ile Kıbrıs’a görkemli bir çıkarma yapmış ve Papadopulos’a  “Sen kahveni Talat’la iç” demiş, AB’ye sert mesajlar göndermiş; Magosa’da artık her gün şehit gelmesine engel olunmasını isteyen bir vatandaşa önce “Bir günde halledilebilir mi?” diye sormuş, sonra da “Hepimiz askeriz” cevabını vermiştir. Madem bu tür işler öyle halledilemeyecekti, neden 4 sene önce “Kırk senedir halledilemeyen Kıbrıs meselesini halletmek” üzere yola çıkmıştınız? Ne oldu? claritin mazilo claritin tablete claritin mazilocialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer couponkamagra link kamagra gel

   Bilindiği gibi başlıktaki ifade bana ait değildir kıymetli okuyucu..

Bu ifadeyi kullanan şahıs, bir önceki Genelkurmay Başkanı tarafından mahkemeye verilmiş fakat Genelkurmay Başkanı ve söyleyenin konumu değişince o saatten sonra mahkemenin seyri hakkında  herhangi bir bilgiye ulaşabilmek bir türlü mümkün olamamıştır.

Fakat her hâl ve kârda içinde bulunulan durum ve yazının konusuna cuk oturmuştur.

Türkiye’de son zamanlarda bazıları resmen ve alenen intihar cellatlığına soyunmuştur.

Türkiye’de herkesin gözü önünde son derece garip işler olmaktadır.

Ortadoğu’da kan gövdeyi götürürken Başbakan “yoğun bir şekilde arabuluculuk ile ilgili olarak dünya liderleri ile telefon diplomasisi yürütmekle birlikte” ve aynı zamanda altı bakan, ondört milletvekili, mehter ve bando takımı ve Türk yıldızları ile Kıbrıs’a görkemli bir çıkarma yapmış ve Papadopulos’a  “Sen kahveni Talat’la iç” demiş, AB’ye sert mesajlar göndermiş; Magosa’da artık her gün şehit gelmesine engel olunmasını isteyen bir vatandaşa önce “Bir günde halledilebilir mi?” diye sormuş, sonra da “Hepimiz askeriz” cevabını vermiştir.

Madem bu tür işler öyle halledilemeyecekti, neden 4 sene önce “Kırk senedir halledilemeyen Kıbrıs meselesini halletmek” üzere yola çıkmıştınız?

Ne oldu?  

O “Hepimiz askeriz” lafının da orada ne gibi bir ilgisi olduğunu ve ne anlama geldiğini anlamadığım için kıymetli okuyucu tez zamanda Akif Beki’ye sormayı düşünüyorum..

Böylesine sert mesajlar verirken Erdoğan, üç gün boyunca bir kere bile “KKTC” lafını ağzına almamıştır.

Kamusal alanda eşli yenilen öğle yemeği sonrasında “Köşk”ün önünde yapılan müşterek basın toplantısında Talat “Annan Plânı temelinde çözüm” derken; Erdoğan akşam BRT’ye verdiği demeçte “Annan Plânının artık öldüğünden” söz etmiştir.

Böylesine sıkışık bir zamanda Dışişleri Bakanı Gül, bir toplantı için Londra’da Oxford İslâmî Araştırmalar Merkezi’nde bulunuyordu..

Onun boşluğu ve yokluğu Ankara’da “Veri Koordinatörü” Zapsu tarafından dolduruldu.

Zapsu; dedesi Şeyh Sait isyanı sonucu sürgüne gönderilmiş bir kimsedir.

Zapsu Gül ve Erdoğan’ın yokluğunda aynı gün içinde (21 Temmuz) başdöndürücü bir süratle ilk olarak Almanya'nın Ankara Büyükelçisi Dr. Eckart Cuntz ile bir görüşme gerçekleştirdi. Daha sonra AKP Genel Merkezi'nde İsrail Büyükelçiliği Birinci Müsteşarı Emmanuel Nashon ve İsrail Büyükelçiliği Müsteşarı Sharon Bar-li Sa'ar ile bir araya gelen Cüneyd Zapsu, ardından son günlerde Ankara'da eleştirilerin odağındaki diplomat olan Amerika Birleşik Devletleri'nin Ankara Büyükelçisi Ross Wilson'ı ziyaret etti.

Dışişleri Sözcüsü Tan’ın; “Basından öğreniyoruz” dediği temaslar için Erdoğan Kıbrıs’tan; “Haberim yok, kendi işleri için ve özel görüşmüştür” dedi.

Zapsu da; “Başbakan adına görüşmedim” dedi.

Peki kim adına görüşmüştür, Abdülmelik Fırat yahut Dengir Mir Mehmet Fırat adına mı?

Hangi ülkenin “veri koordinatörü”, yabancı elçilerin üçünü birer saat arayla sıraya dizebilir?

Türkiye’de garip, accayip, organize işler oluyor..

                Denktaş’a bundan dört yıl önce “Türk danışmanlarını değiştir” diyen Erdoğan’ın danışmanı Zapsu,  başbakanın icazeti ve Gül’ün yokluğunda boşluk doldurunca meselâ Tarım Bakanı da yine meselâ Savunma Bakanlığı’nı üstlenmekte en ufak bir beis görmeyecektir..

Öyle de olmuştur.

Çeşitli açılış ve incelemelerde bulunmak üzere Diyarbakır’a gelen Bismil doğumlu ve Diyarbakır milletvekili Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehmet Mehdi Eker havaalanında binlerce partili tarafından karşıladı. Karşılamada barışın simgesi beyaz güvercinler uçurdu. Bakan Eker, ilk olarak Sağlık Müdürlüğü tarafından yaptırılan Körhat Sağlık Ocağı'nın açılışını gerçekleştirdi. Açılışa Bakan Eker'in yanısıra İl Valisi Efkan Ala, Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemir, AK Parti Diyarbakır milletvekilleri ve çok sayıda partili katıldı. Açılış sonrası bölgedeki terör olaylarını değerlendiren Bakan Eker, terör örgütü PKK'ya yönelik yapılması planlanan sınır ötesi harekatı için böyle bir hazırlığın söz konusu olmadığını belirtti.

 Tarihe not düşülmesi bakımından, bir örneğine ancak İgnatiyef döneminde rastlayabileceğimiz son derece veciz bu “hariciye mülakatları”nı alt alta sıralamakta fayda görüyoruz.

Ross Wilson (ABD Ankara Büyükelçisi):

“Terörizm söz konusu olduğunda çifte standart yoktur. (İsrail'in kendini savunma hakkı vardır) dedim. Sivillere en az zarar verilmesi çağrısında bulunduğumu da söyledim. Ancak koşullar bölgesel olarak değişebilir. Kuzey Irak'ta tek taraflı bir operasyon makul ve mantıklı olmayacaktır. Geçen aylarda ABD Genelkurmay Başkanı Orgeneral Pace de bu gözlemde bulunmuştu. Bu çifte standart değil. Türkiye'nin Irak'ta ortağı var. İsrail'in böyle bir lüksü yok. Ayrıca PKK sadece Kuzey Irak'ta yok, Avrupa'da ve Türkiye'de de var. Kuzey Irak'a girmek sorunu çözmeyecektir”.

Tayyip Erdoğan (TC Başbakanı):

“Büyükelçinin yapmış olduğu açıklama, eğer doğruysa, bilemiyorum, çok çok yanlış bir açıklama... Böyle bir şeyin kararını Sayın Büyükelçi veya büyükelçiler veremez. Bu kararı Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti yetkili kurulları verir. Kararımızı veririz, uygularız. Ama nedir? İlgili olan ülke varsa, arzu ederiz ki bu ilgili ülkelerle beraber verelim. Biz başımızın çerisine bakmayı biliriz, bunun için de gerekli hazırlığa her zaman sahibiz”.

 ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Sean McCormack:

“Sınır ötesi operasyonların geçmişte de desteklediğimiz bir şey olduğuna inanmıyorum. Bizim desteklediğimiz, Irak'taki çok uluslu güçlerle, Irak hükümeti ve Türk hükümetinin bir araya gelerek, istihbarat değişiminde bulunması ve Türk halkına yönelik bu terör tehdidine beraberce karşılık vermeye çalışmasıdır. PKK'yı terörist bir örgüt olarak görüyoruz. Bu terör saldırılarında Türk askerlerinin hayatını kaybetmesini endişe verici olarak görüyoruz. Yapmaya çalıştığımız, bu tehdide karşılık vermeye çalışan üçlü mekanizmanın daha güçlü olmasını sağlamak. Bu konular ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın, hem Ankara'ya gittiğinde, hem de Washington'u ziyaret eden Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ile konuştuğu konulardı” .

ABD'nin Ankara Büyükelçiliği: (Resmi Yazılı Açıklama)

“Son günlerde Büyükelçi Ross Wilson tarafından yapılan açıklamaların, Türkiye'nin karşı karşıya olduğu güvenlik tehditleri karşısında kendini ve halkını savunma hakkı bulunmadığı şeklinde yanlış yorumlanmıştır. Bu yorum, Amerika Birleşik Devletleri hükümetinin görüşünü yansıtmamaktadır ve büyükelçinin sözlerinde de böyle bir niyet söz konusu değildi.

Her ülke gibi Türkiye'nin de kendini ve halkını savunma hakkı ve zorunluluğu vardır.

Elli yıldan uzun bir zamanda müşterek savunma ve güvenliğe adanmış bir ittifakın üyeleri olarak omuz omuza verdik. Kısa süre önce, terörizmle mücadele ile PKK ve bağlantılarıyla mücadelenin de dahil olduğu, iki tarafı ilgilendiren bütün meseleler üzerinde birlikte çalışma sözü verdik. ABD ve Irak hükümetiyle birlikte çalışmak Türkiye'nin güvenliğini artırmanın temel unsuru olabilir.

Ülkelerimiz PKK ve karşı karşıya olduğumuz diğer güvenlik tehditleriyle birlikte mücadele ederken, Türkiye ve Başbakan (Recep Tayyip) Erdoğan hükümetiyle yakın işbirliğimizi devam ettirme isteğindeyiz.”

TC Başbakanı Tayyip Erdoğan; (Lefkoşa’ya giderken Esenboğa’da)

“Bakanlar Kurulu toplantımız ve Terörle Mücadele Yüksek Kurulu toplantımız yapıldı ve hükümet sözcümüzün açıklamaları var. Sürekli olarak bu konuda açıklama yapmak bu işi sulandırır. İlgili olan kurum, kuruluş, bütün arkadaşlarımız güvenlik güçlerimiz çalışmalarını yürütüyorlar. Atılması gereken adımlar da bu plan içerisinde muhakkak atılacaktır.”

Sanki sürekli açıklama yaparak “sulandıran” bendim!…

“Teknik detayların” da Zapsu tarafından yürütüldüğünü daha önce görmüştük kıymetli okuyucu..

Irak Devlet Başkanı ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği lideri Celal Talabani:

“Türkiye'nin sınırötesi operasyonlarına izin vermeyeceğiz. Komşu ülkeler Irak'ın egemenliğine saygı göstermeli''.

Demokratik Toplum Partisi (DTP) Genel Başkanı Ahmet Türk:

“Çözüm sınır ötesi operasyon değildir. 20 yıl önce denenmiş yöntemlerle olayların üzerine gitmek hiç bir sorunun çözümüne katkı sağlamaz. Sorunun barışçıl olarak çözümünden yanayız. Akan kanın durması için sorumluluk alalım".

Ve daha önce incelediğimiz gibi Mehdi Eker de  “Sınır ötesi operasyon filan olmayacak” dedi.

Son “uyarı” da NATO’dan… Amerikan basınının “Türkiye’deki” duayenlerinden Yasemin Çongar yazıyor:

“20 Temmuz'da istisnai bir zirve gerçekleşti; De Hoop Scheffer, Jones ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanı Orgeneral John Abizaid, Kâbil'de buluşup sadece Afganistan'ı değil, bizi de konuştular. NATO'nun tepesi ile ABD'nin iki önemli komutanının gündemindeki sorular, -Türkiye, K. Irak'a operasyon tehdidinde ciddi mi? Bunu nasıl engelleriz?- diye özetlenebilir.
Brüksel'den gelen üst düzey bir NATO yetkilisi, toplantının ardından, şöyle diyordu: -Böyle bir operasyon, PKK tehdidini bitirmez ve bölgede katmerli sorun yaratır. ABD gibi, diğer NATO müttefiklerinizin de buna sıcak bakmadığından emin olabilirsiniz.-"

Ve dolayısı ile geliyoruz “savaş”a, “müdahale”ye kıymetli okuyucu..

Nereye müdahale?

Kuzey Irak’a mı?

Lübnan’a mı?

Lübnan nereden çıktı?

Türk askeri Gurka mı?

Ama önce “Dinosaur” (dinozorl)lar üzerine bir çeşitleme..

Bilgisayar ve internetin sağladığı digital olanaklardan sonuna kadar faydalanma konusunda özürlü değilim.. Ama şu haberleşme grubu işine bir türlü sıcak bakamadım.. Gruplara bulaşamadım.  Bana o onu dedi, bu bunu dedi muhabbeti gibi geliyor. Geyik yapılıyor.

Üstelik çoğu zaman kimliksiz-kişiliksiz sanal “nick”lerle karşılaşılıyor..

Ama sağolsun.. Arkadaşlar bu konudaki “eksiğimizi” kapatmamıza zaman zaman yardımcı olup bizi de olup bitenlerden haberdar ediyorlar.

Geliyoruz dinozorlara..

Dinozorlar tarih öncesi çağların heybetli, devasa boyutlarda ama küçücük beyinli yaratıklarıdır.

Dinozorlar “yumurtlar”lar.

Dolayısı ile yumurtadan yeni çıkan bebek dinozora da “civciv” denir.

Bu civcivler iki şeyi anlamakta zorluk çekerler.

1.       Asker olduğumuz halde “şu an”, yâni şartlar bu kadar olgunken, İsrail’le aynı anda , yâni İsrail güneyden bir sıcak savaşa girmişken, bizim de kuzeyden fırsat bu fırsattır deyip olaya neden müdahil olmamızı istemediğimizi;

2.       Denk getirip “Maocular, Enver Hocacılar, Marksist Leninstlerden”  bahsetmemizi..  

Bunları bir türlü anlamazlar.. Anlamak istemezler..

“Çocuklar” aslında bir yerde haklı..

Bahsettiklerim şimdi bu kılıkta değil ki.. Bukalemun gibi  okadar sık ve kolay şekil ve renk değiştiriyorlar ki.. 

On sene önce Maocuydular.. Sonra PKK’lı oldular.. Öcalan’ı  tebrik bile ettiler. Türk askerine katil dediler.. Şimdi ise nerede Türk bayrağı görseler “güya” son derece hislenip ağlıyorlar.. Göz yaşı döküyorlar..

“Çocuklar” ne bilsin?

Onbeş yıl önce Enver Hocacı’ydılar, Marksist’diler..

Şimdi AB muhibbi, PKK “Teali” Cemiyetindeler..

Yirmi yıl önce cemaatçiydiler.. Şimdi birinci sınıf “özgürlükçü”, “TCY’den 301 kaldırılsın da devlete millete sövmek suç olmasın”cılar.

Mandacı, mürteci, bölücü kılığındalar..

Genç civciv ne bilsin?

Ama bilmiyorsa da bari ahkâm kesmesin.. Boyundan büyük lâflar etmesin..

Büyüsün de öğrensin…

Ama 1).

Benden; “ADD de Enver Hocacilar kimlerdir? Enver Hocacılıktan anlasılan nedir? Günümüzde Enver Hoca'ya atif yapan, Enver Hoca'nin yolunu benimsedigini söyleyen siyasi akımlar var mıdır? Herseye ragmen Enver Hoca'ya atıfta bulundugu halde Enver Hoca'nın ideolojik tutumunu uygulayabilenler var mıdır? Ayni soruları Maocular, Marksist Lenninistler için de soruyorum. Tartışmalar açık seçik yapılamıyor mu? Yoksa kapalı kapılar ardında, dedikodularla mı yönlendirilmeye çalışılıyor. Bir bileniniz var mı?” sorusuna cevap beklemesin.. Hiç mi algılama, değerlendirme yeteneği yok? Etrafına baksın.. Yakın çevresine baksın.. “Müdavimlerin” şöyle on-onbeş yıl önceki hayat hikâyelerini bir incelesin….

“CV” dediğiniz şey sadece işe girerken işe yaramaz ki!

Ve 2).

“Peki Sayın Mümtaz hangi nedenle Kuzey Irak'a girmemize karşı çıkmakta ve bunu ısrarla -Irak'a girmek- olarak nitelemektedir?? Kukla devleti ve PKK kamplarını korumak ona mı kalmıştır?” sorarken sayıyla kendine gelsin..Aynaya bakıp, utansın..

                Ve 3).

                Bir yazımızın; “PKK'ya karşı sınırımı ileriden koruyacağım; yahut Türkmenlere saldırılıyor diye Irak'a girmeye kalkması sadece İsrail'in işine yarar.

                Türkiye oyuna gelmemeli, tezgâha, tuzağa düşmemelidir.

                Türkiye'nin bölgeden ayrıldığı 1918'den beri şartlar çok değişmiştir. Artık oyun, başkasının kurallarına göre oynanmaktadır.

                Türkiye Filistin-İsrail meselesine, Arap-Yahudi anlaşmazlığına burnunu sokmamalıdır. Bulaşmamalıdır.

                Türkiye'nin hangi anlaşmazlığında;

                Karabağ'da mı; Kerkük'te mi, Kıbrıs'ta mı nerede Araplar yanında olmuştur?

                Suudi Arabistan, Kuveyt, Mısır, Ürdün.. Hangisi?

                Türkiye bölgedeki Türklerin; Karabağ-Kerkük-Kıbrıs'ta Türklerin hakkını korumalı, sadece o zaman dişini göstermelidir.

                Türkiye sadece kendine,

Sadece Türklere güvenmelidir” bölümünü alıp (Ki onu bile doğru okusalar anlayacaklar) savlarına dayanak olarak gösterirken; aynı yazının bir satır üzerinde yer alan şu bölümü yok sayma uyanıklığına girmemelidir.

Kabak olmadan çiçek açmamalıdır.

“Baştan beri, ilk teskerenin öncesinden beri söylüyoruz.. Türkiye kendi milli hedef ve menfaatleri için Amerika'yı beklemeden Irak'a girmeliydi.

                Girip, ''durum üstünlüğü''nü sağladıktan sonra da Amerika'yı bekleyebilir, Saddam'la, Barzani yahut Talabani ile, veya İsrail ile masaya oturabilirdi.

                Ama Bush'tan sonra, onun yanında yamacında girmemeliydi.

                Şimdi yeni bir oyun sahneleniyor.

                Tezgâha dikkat..

                Son 17 günde 18 şehit, son iki günde 13 şehit verdik..,

                Tuzhurmatu'da Türkmenler 25 şehit verdi.

                Irak Türkmen Cephesi Başkanı'na suikast düzenlendi..

Erdoğan sertleşti. Terör Zirvesi, arkadan Bakanlar Kurulu toplandı.

                Türkiye'ye ''gel gel'' yapılıyor..”

                Ve 4).

                Meraklısı bilir… Baba Bush zamanında da, oğul Bush zamanında da ilk tezkereden beri şunu diyoruz.. 23 kitabımızın en az 5’i kapı gibi duruyor… Tanıktırlar..

                “Türkiye’nin bölge ile ilgili tarihi, ahdi, hukuki, siyasi sorumlulukları vardır. Türkiye Türkmenleri ve Türkleri korumalıdır. Ama kendi insiyatifi ile, kendi istediği zaman, kendi planlarına göre..”

                “Türkiye bölgeye Amerika’nın yamacında, yardakçılığında, onun istediği yer ve zamanda bölgeye girmemelidir.”

                O zaman “yardım ve yataklık” yapmış olur..

                Newsweek ne diyor; “Kuzeyden cephe açılabilir”..

                İsrail savunma bakanı ne diyor?

                “Lübnan’a Nato Barış Gücüne sıcak bakarız..”

                Amerikalı yetkililer ne diyor?

                “Bizim Irak ve Afganistan’da yeterince birliğimiz var, Lübnan’a da ayıramayız..Fransa veya Türkiye’nin liderliğinde olsun..

                Gül ne diyor?  “Bakalım.. Ama önce ateş kes ilan edilsin. Sonra BM karar alsın..”

                Tezgâhı hâlâ mı göremiyorsunuz?

                Görüyor da Türkiye’nin yine de bölgeye gitmesini istiyorsanız o zaman cahil filan değil, kötü niyetlisiniz, gafilsiniz..

                Türk askeri Gurka mı?

                Türk askerinin Somali, Gambia, Kongo’dan sonra Lübnan’da ne işi var?

El Halil, Sierra Leone, Afganistan ve Doğu Timor’da ne işi var?

                İlk tezkere zamanında ve şimdi; onların amaçları doğrultusunda hareket edersek Türk askerinin bizim istediğimiz Türkmen bölgesinde değil de; Tezkere’de Felluce Sünni üçgeninde; şimdi de taa Lübnan’da “görevlendirileceğini” göremiyor musunuz?

                Asker başkasının talebi ile onun istediği yerde değil, kendi ihtiyacın için kendi istediğin yerde görevlendirilir.

                Türkmeni koruyamayan Türkiye Lübnan’da Telekom’cu Haririleri koruyacak..

                Kıbrıs’ta 32 senedir “Barış Kuvveti” olduğuna inandıramadığımız Türk askerini Amerika Lübnan’da Araplar için Barış Gücü yapacak…Biz de yiyeceğiz..

                Siz içinize sindire biliyor musunuz?

                Zapsu’ya Ankara Emniyet Müdürlüğü tarafından üç adet koruma tahsis edilmiş..

                Siniyor mu içinize?

                ITC liderine suikast yapılmasını önleyemeyen Türkiye Zapsu’ya koruıma tahsis ediyor.

                Süleymaniye’de çuval giyiyor, Lübnan’da Barış Gücü oluyor..

                Karakol’da doğru söylüyor, mahkemede şaşırıyor.

                ABD Kongre Üyesi Ed Whitfield ne diyor; (Leyla Tavşanoğlu. 23 Temmuz 2006)

                “GOP İsrail’in yaşama hakkıdır”..

                Buyurun buradan yakın..Mesele bu kadar basit..

                Eşbaşkanlığınız hayırlı olsun..

                Tekrar söylüyorum.. Türkiye ABD istedi diye “İsrail’in yaşama hakkını savunmak için”, onunla eş zamanlı olarak bölgeye bulaşmamalıdır.

                Durum 1918’den farklıdır. Bölgede artık başkasının koyduğu kurallar geçerlidir.

                Ama Türkiye şu an bile “kendi bölgesine”, Türkmen bölgesine müdahale edebilir..

                Yabancılara danışmadan.. Onların planları ile, onların planını destekleyecek şekilde değil.. Kendi iradesi, kendi insiyatifi ile ve sadece kendi milli hedeflerine ulaşmak için..

Ne o “milli hedef” lafı zorunuza mı gitti?

                Gidebilir.. Çünkü siz Mao’cu, Enver Hocacı, Marksist-Leninist, Kürt Teali cemiyetçi ve İngiliz Muhibbi’siniz..

                Sait Molla’sınız, Ali Kemal’siniz..

                Brüksel lahanasısınız..

                Boşu boşuna “intihar cellatlığı” yapmayın..

                Ve 5).

                Doğrudur; Yalım Eralp, Taha Akyol, Hasan Cemal de Irak’a girmemizi istemiyor. 

                Ama benim onlardan ufak bir farkım var..

                Onlar bu “giriş” sonunda toplumda Türk milliyetçiliğinin yükseleceğinden, önlenemez hâle geleceğinden çekiniyorlar.

                Ben ise  Türk milliyetçiliğinin, “Amerika nezaretinde-GOP kapsamında” zarar göreceğinden, incineceğinden..

                Vesselâm..

                Yetti mi, konuyu kavrayabildiniz mi?

Anlamadıysanız yine devam ederiz.. Biz buradayız, bekleriz..

                “Veri koordinatörlüğü” yapmanın âlemi yok…                                                  25 Temmuz 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”