Dünya26 Temmuz 2006 00:00

İsrail'e karsı askeri başarı! SİYONİSTLER ŞAŞKIN - DOÇ, DR. MEHMET YUVA

Siyonist erk bir askeri proje olarak doğmuştur ve halen bu misyon için vardır. 1874 tarihin­de Mısır'ın Süveyş kanalındaki hisselerini satın alan ve bugün halen Avrupa'nın en etkili ve kudretli finans kurumlarını kont­rol eden Rotschild ailesi, yatı­rımları için dönemin İngiliz Baş­bakanı Siyonist Benjamin De Israilî'den önce Kıbrıs'ın, nihaye­tinde Mısır'ın işgal edilmesini ta­lep eder. 1878 tarihinde önce Kıbrıs adası, 1882 tarihinde de Mısır resmen İngilizlerin sömür­geleri haline gelirler. Bunlarla da yetinmeyen Rotschild sülalesi bu tarihlerden itibaren iki projeyi aynı anda hayata geçirir: Avru­pa'da ama özellikle de Çarlık Rusyası'nda baskılara maruz ka­lan "yahudi" topluluğunun ken­di Öz vatanı için mücadele etme­sini teşvik ederken, öbür yandan tedricen Süveyş kanalına yakın bölgelerde satın alman toprakla­ra ve Filistin'e programlı bir Ya­hudi göçü desteklenir. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cena

DOÇ, DR. MEHMET YUVA, ABD VE SURİYE TARİHİ UZMANI ULUSAL KANAL ORTADOĞU TEMSİLCİSİ

Tel Aviv'in asıl hedefi Suriye, ardından İran. Ancak Hizbullah atağı Siyonistlerin planını alt üst etti. İsrail yapayalnız kaldı. Öyle ki Bush, Putin'den çözüm için yardım istemek zorunda kaldı. İsrail'in Suriye'ye karşı saldırganlığı sonuçsuz kalacak, bu sınırlı askeri meydan okumadan İsrail zararlı çıkacak. "Yaz Yağmuru" askeri operasyonları adı altında sürdürülen yıkım İsrail'in Filistin halkına topyekün ilan ettiği savaşın adı. 1948 tarihinde coğrafyamıza res­men musallat olan Siyonist erk, dünyada anayasasız yönetilen nadir "devletlerden" biridir. Gü­ney Afrika'da tarihin çöplüğüne atılan "Apartheid" faşist-ırkçı rejimin muhtevasından çok daha çirkef olan Siyonist devlet, dün­yanın dört bir yanından topladı­ğı "yahudi" topluluğundan "din" temelinde" "ulus" devlet olma ısrarını sürdürmektedir. Be­yaz Avrupalı "ari yahudi" topluluğu, Arap ve Afrika ülkelerin­den getirtilen din kardeşlerine bi­le eşit muameleyi kabullenememektedir. Kendilerini "Allahın seçkin topluluğu", "dünya ni­metlerini ve mahluklarını size hizmet etmek için yarattık" ve " sizin dışınızdaki mahlukların malı, ırzı ve cam size helal kılın­mıştır" hurafelerinin siyasi kül­türü ile terbiye edilen bu toplu­luk, dışındaki hiçbir şeye hürmet etmez. Bu anlayışlarım uluslara­rası ekonomik menfaatlerle bü­tünleştiren bu akım, coğrafyamı­zın en hassas ve kutsal mekanla­rına kök saldığı tarihten, itibaren bu bölgeye huzur ve istikrar sağ­lanamamıştır. Arapların ve Türk­lerin güçlü ve adil devletler ika­me ettikleri dönemlerde bu tarz anlayışlara yaşam hakkı verilme­miştir. Bundan dolayı, Siyonistler bu devletlerden kurtulmak İçin her türlü taktiği ve politikayı mubah kabul etmişledir.

 ULUS DEĞİL DİN TEMELLİ ÜLKE

Siyonist erk bir askeri proje olarak doğmuştur ve halen bu misyon için vardır. 1874 tarihin­de Mısır'ın Süveyş kanalındaki hisselerini satın alan ve bugün halen Avrupa'nın en etkili ve kudretli finans kurumlarını kont­rol eden Rotschild ailesi, yatı­rımları için dönemin İngiliz Baş­bakanı Siyonist Benjamin De Is-railî'den önce Kıbrıs'ın, nihaye­tinde Mısır'ın işgal edilmesini ta­lep eder. 1878 tarihinde önce Kıbrıs adası, 1882 tarihinde de Mısır resmen İngilizlerin sömür­geleri haline gelirler. Bunlarla da yetinmeyen Rotschild sülalesi bu tarihlerden itibaren iki projeyi aynı anda hayata geçirir: Avru­pa'da ama özellikle de Çarlık Rusyası'nda baskılara maruz ka­lan "yahudi" topluluğunun ken­di Öz vatanı için mücadele etme­sini teşvik ederken, öbür yandan tedricen Süveyş kanalına yakın bölgelerde satın alman toprakla­ra ve Filistin'e programlı bir Ya­hudi göçü desteklenir.

AMAÇ MISIR-SURİYE ARASINA TAMPON

Güdülen amaç, Süveyş kana­lının kar getiren ticaretini kolla­mak hem de Mısır ve Suriye ara­sına yani Filistin'e tampon bir üs inşa etmektir. Çünkü Siyonistler tarihte Mısır-Suriye birlikteliği­nin dışardan empoze edilen kuv­vetlere karşı oluşturduğu direnci herkesten çok daha iyi bilmekte­dirler. Bu anlamıyla Filistin'i iş­gal etmek, Mısır'ı Suriye'den coğrafi olarak ayırmak demektir. Bugün Siyonistler benzer bir programla Kuzey Irak'ta aynı sü­recin temel taşlarını dizmektedir­ler. Buraya Kürt kardeşlerimizin İstismar edilerek tesis edilmesi arzulanan İkinci bir Siyonist erkin esas hedefi Türkiye-Suriye, Suriye-Irak ve Türkiye-Iran dost­luk ve kardeşliğinin temellerine dinamit koymaktır.

"ENGÜÇLÜ ASKERİ VARLIK" İMAJINA DARBE

Bu tarihi gerçekler ışığında İs­rail, arkasına dünyanın en kural tanımaz ve İnsafsız devleti ABD'yi yedekleyerek bölgemizde özgürce cirit atmayı alışkanlık haline getirmiş. Her türlü gerek­çeyi mubah kabul ederek, Filis­tin'i, Lübnan'ı, Suriye'nin Golan bölgelerini işgal eder. Köhnemiş Arap rejimlerinin uyuşukluğunu, vurdumduymazlığını, ihanetleri­ni ve özgürlüklerinin bedeli olan rahatlıklarını istismar ederek, her türlü "terör" ve "şiddeti" uy­gulamaya koyar. Siyasi cinayet­ler, bombalamalar, krizler, yalan ve dolan kimliğini oluşturur. Et­kin medya kuruluşları vasıtasıyla mazlum ve varlığını bir avuç "ca- navar" ve "ortaçağ" toplulukla­rına karşı korumaya çalışan Or­tadoğu'nun tek "demokratik" ülkesi propagandasını işler. Da­nanın kuyruğu bîr yerlerde ko­par. Takke düşer kel görünür. Lübnan sahasında fire verir. Lüb­nan'ı 1982 tarihinde işgal eden İsrail, 2000 tarihinde Suriye ve İran'ın desteklediği Hizbullah ör­gütü tarafından ortaya konulan silahlı mukavemet sonucunda ge­ri püskürtülür. Bu askeri zafer, İs­rail'in "en güçlü askeri varlık", "dünyanın dördüncü büyük si­lahlı gücü" ve "herkese kök sök­türen devlet" imajına indirilmiş bir darbedir. BM'nin 1425 sayılı kararına saygılı davranarak çe­kilmek zorunda kaldım gafıyla yenilgisine kamuflaj arar.

HİZBULLAH'IN FARKI

Hizbullah sıradan ve alışagel­miş siyasi örgütlerden farklı ol­duğunu ortaya koymuştur. Lüb­nan halkının Şii, Sünni, Hiristiyan ve farklı mezheplerinin say­gısını kazanmasını başarır. Üreti­ci güçlerin sendikal ve hukuki haklarıyla haşır neşir olur. ide­olojik olarak devrimci siyasal İs­lam İle laik ilkeleri programına kabul eder. Lübnan'ın renkli top­lumsal hayatına dini içtihadlarını empoze etmeyeceğini pratik yaptırımlarıyla gösterir. Hükümet oluşumları içinde yer alır. Halen Lübnan'da önemli bakanlıklar ve sorumluluklar üstlenmektedir. Mitinglere milyonları katabilme gücüne sahiptir. Bu faaliyetlerini eğitim kurumlan ve çok etkili ba­sın müesseseleriyle taçlandırır. Lübnan'da zor koşullar altında yaşam sürdüren Filistin kampla­rının sorunlarına eğilir. Filistin ve Arap ulusunun davası esas hedef­lerini oluşturur. ABD ve özellikle İsrail'in korkulu rüyası haline ge­lir. Hizbullah'ın desteklediği, Hamas Filistin'de bütün provokas­yonlara rağmen özgür seçimler sonucu hükümet olur.

SURİYE'NİN BAŞARISI

Ardından, Hizbullah'ın istih­barı bilgilerine binaen, Lüb­nan'da siyasi cinayetlerden so­rumlu Mossad'ın en önemli hüc­resi başarılı bir askeri operasyon­la Lübnan güvenlik kuvvetlerince ele geçirilir. Hariri suikastı arife­sinde hedef tahtasına oturtulan Suriye tarihin not ettiği bir hu­kuk başarısını hanesine yazdırır ve kendisine karşı hazırlanan komploları bertaraf eder. Siyasi iflasın eşiğine gelen İsrail bu aç­mazdan kurtulmak için krizi Fi­listin sahasına taşınmasına karar verir. Günlerce Filistin'i ölüm yağmuruna maruz bırakır. HİZBULLAH YİNE SAHNEDE işte bu esnada Hizbullah tek­rar sahneye zuhur eder. Filistin halkının maruz kaldığı katliam­lara kayıtsız kalan Avrupa, ABD, BM ve çok sayıda Arap devletle­rinin yapamadığını yapar ve oyu­na aktif taraf olarak dahil olur. Hizbullah'ın risaleti net ve açık­tır. Siyasî olarak kaybeden İsrail'i askeri olarak da terbiye edebili­riz. Nitekim, İsrail'in içlerine ka­dar sızabilen Hizbullah askeri gücü, 7 İsrailli askeri öldürmüş, bir tankı tahrip ettikten sonra iki İsrailliyi rehin alarak tekrar Lüb­nan'a dönmüştür. Bu meydan okumada, bîr "örgüt" olarak bu­nu başarabiliyorsam Arap dev­letlerinin birleşmesi ve tek vücut olmaları halinde bu meseleyi "kökünden" hallederiz mesajı vardır, İsrail'in Lübnan'ın sivil halkına ve ekonomik altyapıya karşı başlattığı deniz, hava ve ka­ra bombardımanı operasyonları­nın bir adresi de Lübnan hükü­meti ve İsrail'le "barış" içinde yaşamak isteyen ABD hayranlarınadır. Hizbullah'tan dolayı ül­keniz tahrip oluyor. Ekonominiz çöküyor. Sivil halk zara görüyor, Hizbullah'tan kurtulursanız so­runlarınız biter, sınır bölgelerimi­ze Lübnan resmi kuvvetleri yer­leştirilirse, sizlerle antlaşmaya hazırım, demeye getiriyor.

LÜBNAN HALKI DESTEKLİYOR

Lakin, Lübnan halkının ezici çoğunluğu mukavemeti destekli­yor. ABD'ye daha yakın politika­lar sergilemek isteyen ve Hariri ailesi tarafından desteklenen baş­bakan Seniora bile "hükümet olarak Hizbullah'ın mukavemet hakkını destekliyoruz" demek zorunda kalmıştır. Sivil hedefleri bombalayan İsrail'i bîr sürprizin beklediğini herhalde askeri ve siyasi uzmanlar bile tahmin etmi­yordu. Misilleme olarak Hizbul­lah ilk defa 40 km menzilli füze­lerini kullanarak İsrail'in Hayfa kentini bile vurabileceğini göster­miş, İsrail'e bir gün içinde 200'ün üzerinde füze fırlatarak onlarca İsraillinin yaralanmasına ve ölmesine sebebiyet vermiştir. Bu durum İsrail'in askeri seçe­neklerini zorlaştırmaktadır. Bush oğlu- Bush ise temcit pilavı gibi "Suriye'nin cezalandırılması" ge­rektiğini söylemektedir. Rusya, Çin ve hatta Fransa bile İsrail saldırganlığını mahkum etmişler­dir. Bush, Putin'den meselenin halli İçin destek İstemektedir. İs­rail Hizbullah'ın taleplerine boyun eğecektir. Bu sınırlı askeri meydan okumadan İsrail zararlı çıkan taraf olacaktır. Arap kamuoyu köhnemiş devletleriyle muhakkak hesap masasına oturacaktır. Nefret ettiğiniz bir şey sizin için hayırlı olabilir sözü tecelli edecek, akıtılacak çok kan ve yaşanılacak ızdıraplar daha adil ve daha ademi bir geleceğe vesile oluşturacaktır.