Ortadoğu17 Temmuz 2006 00:00

Ortadoğu'da İsrail'in hesabı – Emin Gürses

Aralarında Richard Perle ve Douglas Feith'in de bulunduğu bir grup dönemin İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu'ya sunulmak üzere 1996 tarihli bir rapor hazırlamışlardı. Bu çalışmada Irak'ın geleceğinin Ortadoğu'da stratejik dengeleri etkileyeceğini, Irak'ın kontrol altına ,alınmasıyla aslında Doğu Akdenız'ın uzun dönem kontrolünün sağlanabileceği ifade ediliyordu. Bir dönem Likud Partisi'nden Knesset'te Dışişleri ve Savunma komitesi üyesi olan Yuval Steinitz Irak'ta ABD yanlısı bir hükümetin Suriye karşısında İsrail'in elini güçlendireceğini, Irak'ta askeri üs kurulmasının Suriye üzerinde baskı kurmada yardımcı olabileceğini, Hizbullah'in askeri gücünün tasfiyesinde Lübnan hükümetinin önünü açabileceği ve Suriye'nin Lübnan'dan çekilmesini sağlayabileceğini söylüyordu.discount drug coupons site printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacleocin 150 mg mattnichols.co.uk cleocin 300 mgbuscopan link buscopan plus

Ariel Sharon'un Ortadoğu'nun yeniden yapılandırılması planında İsrail için Pakistan'dan Afrika'ya kadar uzanan bölgede bir güvenlik alanı oluşturulmasının var olduğu belirtilmekteydi İsrail barış hareketinden Uri Avnery tarafından. Filistinlilerin Ürdün'e sürülmesi planı bile dile getirilmekteydi Amerika'daki bazı İsrail destekçileri tarafından. Bu konu Dış Pofkitika Araştırma Enstitüsü direktörü Daniel Pipes tarafından 1988'de kaleme alınan Commentary adlı akademik bir dergideki yazıda tartışmaya , bile açılabiliyordu. Berkeley'den Prof. Sandy Tolan Aralık 2000'deki bir makalesinde ABD'nin bölgedeki planının haritayı yeniden çizmek, petrolün akışını kontrol etmek ve İsrail'in bölgede askeri üstünlüğünü sürdürmesinin garanti altına almak olduğunu ifade etmiştir.

 

Sharon, Mart 2002'deki ifadesinde görüşme masasına oturmadan önce başarılı ve sert bir askeri saldırının gerekliligine inanıyordu. Aynı tarihte Netanyahu daha açık ifade ediyordu: "Filistin yönetimini tasfiye etmeliyiz ve Arafat'ı kovmalıyız".

 

Arafat tasfiye edildi. Suriye kendisinin içinde olmasının akla uygun olmadığı Hariri suikasti girişimi ardından Lübnan'dan çıkarıldı. Fakat Hizbullah Lübnan'dan silinemedi. Filistin'de Hamas'ın iktidara gelmesinden İsrail memnundu çünkü EI-Fetih'le iktidar kavgası nedeniyle çatışmaları işine yarıyordu. Bazı Filistinlilerce çatışmaları silah saglayarak körüklediği de ifade edilmektedir.

 

Kaçırılan bir İsrail askerinin ardından İsrail ordusu Gazze bölgesine saldırdı. Karşısında kendi gücüne karşı duracak bir örgütlenme zaten yoktu, geleneksel silahlarla direnmeye çalışıyordu Filistinliler. Kaçırılan askerin arabulucularla geri alınabilmesi mümkünken İsrail hükümeti buna fırsat tanımadı. Lübnan'da hükümette bulunan Hizbullah'ın silahlı militanlarının silahlarından arındırılması baskısı sürmekteydi. Hizbullah ise buna direniyordu. Gazze'ye İsrail saldırısı Hizbullah militanlarının işine yaramıştı. Hizbullah militanlarına silah bırakmamak için uygun gerekçe yarattı bu saldırı. İsrailli askerlerin Hizbullah militanlarınca kaçırılması İsrail ordu birliklerinin Lübnan'a girmesinin önünü açtı. İsrail aslında bu ortamdan yararlanıp Lübnan yönetimini Hizbullah'a karşı tavır almaya zorlamayı amaçlıyordu. Hizbullah'ın silahlı birimlerinin tasfiyesi aslında Suriye'nin bölgedeki tasfiye sürecinin de başlangıcı olacaktı çünkü Lübnan Suriye'nin direniş noktasıydı. İsrail'le karşı karşıya gelmemek için, Hizbullah gibi örgütlenmelerle İsrail ordusunu Lübnan'da tutabiliyordu.

 

İsrail'in Lübnan saldırısı Suriye'nin sıkıştırılmasına kadar gidebilir. Kuzey Irak'ta ABD ve İsrail varlığı ve buradaki peşmergelere askeri eğitim vermeleri ileride bölgenin Müslüman İsrail olarak yeni görevler üstleneceğini de göstermektedir. Bölgenin petrolünün bir boru hattıyla İsrail'e ulaştırılması konusunda ise çalışılmaktadır. Bu nedenle Kerkük-Yumurtalık hattının işlevsiz hale getirilmesinde Kuzey Irak'ta etkili güç olan ABD-İsrail istihbaratnın rolü olmadığı söylenemez. Ankara ise Bakü-Tiflis-Ceyhan hattıyla avutulacak gibi görünüyor.

 

Kerkük bölgesi petrolünün İsrail üzerinden Akdeniz'e taşınması için geçiş noktaları üzerinde çalışmalar yapılıyor. Eğer Suriye üzerinden geçiş zorunlu görülürse ve Suriye taleplere boyun eğmezse, Suriye'de iç karkaşa çıkarma ve buna gerekirse askeri destek verme ve müdahale de gündeme gelebilir. Böylece İsrail'in bölgesel planlarına uygun düşmeyen Şam yönetiminin kontrol edilebilir hale getirilmesi hesaplanıyor.

 

Bölgede İsrail'in faaliyetlerini Washington'dan bağımsız açıklamak son derece zordur. Dönemin İsrail Başbakanı Barak Mart 1998'de "Kimse bizi birşey yapmaya zorlayamaz, Amerikalı dostlarımız bile. Fakat bilmeliyiz ki ABD ile anlaşmazlık bizim güvenliğimize zarar verir" derken aslında İsrail'in bölgesel hesaplarının ABD desteği ve onayı olmadan tamamlanamayacağını da kabul etmekteydi.

 

Bölge ülkelerinin sınırları önemli oranda İngiliz emperyalizminin hesaplarına göre çizilmişti. Washington artık bu çizimlerden memnun olmadığını ifade etmektedir. Yeni çizimlerin yapılmasında İsrail'e ihtiyacı var. Tel Aviv yönetimi bunu bilerek hareket etmektedir. Bu desteğin düzeyinin değişebileceğini de dikkate almaktadır. 1956'da Suveyş Krizi sırasında İngiltere, İsrail ve Fransa'ya karşı Mısır'ı destekleyen ABD'nin çıkarları değişebilir. Bush yönetimi dünya hegemonyasında zorluklarla karşılaştıkça geri adım atmakta ve tek taraflı hareket etmek yerine bazı ülkelerle işbirliğine gitmeyi yeğlemektedir. Bu gelişme İsrail yönetimini aceleci davranmaya itmiş olabilir.