Siyaset15 Mart 2005 00:00

AB''YE "AÇIK ÇEK"VERİLDİ PUSULA ŞAŞTI - Sadi Somuncuoğlu

DIŞ POLİTİKAYA TBMM EL KOYMALI.Türkiye, sanıldığı gibi AB''ye mahkum değildir. Siyasi egemenliğimiz ve ülke bütünlüğümüzü hedef alan diğer talepler bir yana, sadece en haklı davamız Kıbrıs''ta maruz kaldığımız muamele, AB''ye "yeter" dememize kafi bir gerekçedir.Özetle dış politika iki kişinin inisiyatif ve tercihlerine bırakılamayacak kadar ciddi boyutlara varmıştır.Artık TBMM devreye girmeli ve şunlar yapılmalıdır: -Acilen kurulacak bir komisyon, Kıbrıs başta, AB müktesebatı ve Kopenhag Kriterleri ile ilgisi bulunmayan talepleri bir paket haline getirmelidir. -AB''ye, haksız taleplerinin karşılanmayacağı, kabul edilmezse, müzakere masasına oturmayacağımız kesin bir dille bildirilmelidir. renovation vejle renovation skive renovakamagra kamagra wikipedia kamagra gel

İktidarın dış politikadaki "politikasızlığı" endişe verici boyutlara ulaştı.

Bunun sebebi de, "çok boyutlu politika" diye yola çıkılıp, tümüyle AB''ye, "yatılması", açıkçası teslim olunmasıdır.

Sadece iç hesaplaşma hırsı uğruna, AB''ye kilitlenen iktidar, tüm buyrukları karşıladı.

Ülke bütünlüğü, güvenliği ve üniter yapısını riske eden kararlara güle-oynaya imza attı.

Hakkımızken, Rum kesiminin AB''ye alınmasını bile veto etmedi.

Ve Türkiye, bugünün altı oyulmuş, içi boşalmış, önünü göremez ülkesi haline geldi.

Bunlara rağmen 2002''de müzakere tarihi değil, nasihat aldık.

Haksız-hukuksuz talepler 2003''te de harfiyen yerine getirildi.

Ama umutlarımız, Aralık 2004''e ertelendi.

Beraberinde yeni ve uzun bir ödev listesiyle…Bu arada aleyhimize olduğunu bile bile Annan Planı''nı dahi kabul ettik.

Sonuçta ise tarihinin tarihi, yani 3 Ekim randevusuna razı olduk.

Hem de müzakerelerin başlayıp, sürdürülmesi Türkiye''yi iyice tanınmaz hale getirecek çok ağır şartlara bağlandığı ve üye yapılmayıp, ekonomiden iç politikaya, güvenlikten dış politikaya AB''ye "demirleneceğimiz" açıklandığı halde.

AÇIK ÇEK''İN BELGESİ.

Türkiye''ye reva görülenler ancak "Ne yapsanız da, ne isteseniz de kabulümüzdür" gibi açık çek verenlere yapılabilecek bir muameledir ve olan tam da budur.

Maalesef yöneticilerimiz, AB''ye böyle bir "çek" vermişlerdir.

Bunun belgesi ise eski Dışişleri Bakanı İlter Türkmen''in "Neden AB" başlıklı (Hürriyet Gazetesi, 4 Ekim 2003) yazısıdır.

Yazıda, nereden alındığı, yazar için mi, başka yerler için mi hazırlandığı belli olmayan ama bugüne kadar inkar edilmeyen Dışişleri Bakanlığı''nın 25 sayfalık bir bilgi notundan bahsediliyor.

Türkmen haklı olarak, "Dışişleri Bakanlığı belgesinin hükümetin görüşlerini yansıttığını varsaymak" gerektiğini vurguluyor.

Bakalım AKP iktidarı "Neden AB?" demiş; Türkiye''nin AB dışında dahil olabileceği başka bir ekonomik alan yok ve bölgesinde AB''ye alternatif bir ticaret alanı oluşturması söz konusu değil.

Gümrük Birliği''nin bir sonucu olarak Türkiye, AB''nin oluşturduğu tercihli ticaret alanından ancak kısmen yararlanabiliyor.

Birçok ülke ise Türkiye ile Serbest Ticaret Anlaşması imzalayarak, pazarını ona açmaktan kaçındığından, mevcut ve potansiyel pazar paylarımız AB ülkelerine kaptırılıyor. Ege Denizi halen Türkiye ile AB üyesi Yunanistan''ı ayıran bir sınır niteliğinde.

Üyelik gerçekleştiğinde, Ege ihtilaf bölgesi olmaktan çıkarak, iki ülkeyi birleştiren bölge haline gelecek. Güney Kıbrıs''ın AB''ye tam üye olmasıyla, AB dışında kalacak bir Türkiye, Kıbrıs politikasında bir çıkmaz içine sürüklenecek, ayrıca Yunanistan''la Ege konusunda uzlaşmaya varması zorlaşacak. AB''nin bir sonraki genişlemesi, diğer Balkan ülkelerini de kapsayacak.

Böylece, AB, tüm Avrupa ülkelerini kapsayan büyük bir güç olacak.

Türkiye''nin bu oluşumun dışında kalmasının sakıncaları aşikar. NATO, eski rol ve önemini kaybedebilir.

Bu durumda AB dışında kalan bir Türkiye''nin bölgesinde güvenlik ihtiyaçları açısından yalnızlık içine itilmesi kaçınılmaz olacak. Tüm bu tespitler ve gerekçeler hatalıdır.

En vahimi ise Dışişleri Bakanlığımızın, çok seçenekli bir dış politika yerine, kendisini sadece AB ipoteğine mahkum etmesidir.

Yanlıştan doğru sonuç çıkmayacağı için de bu "mahkumiyetin sebepleri" doğru izah edilmemiştir.

Gümrük Birliği''nin aleyhimize işlediği tespitine rağmen, bunların düzeltilmesini isteme yerine, üyelik hayalinden medet umulmuş, böylece bu sömürü düzeninin devamına rıza gösterilmiştir. Kıbrıs ve Ege sorunlarının da üyeliğimizde çözüleceği havası verilmiştir.

Oysa AB, değil üyelik, müzakerelere başlayabilmemiz için buradaki haklarımızdan vazgeçmemizi istemektedir.

Dışişlerimiz, AB dışında alternatif bırakmadığına göre, masaya oturabilmek için bu talepler karşılanacak demektir.

Bu ise Kıbrıs''ın Rum''a, Ege''nin Yunan''a verileceğinin peşinen ilanıdır.

O zaman bu sorunların üyeliğimizle çözüleceğinden bahsetmek komik değil midir? AB dışında başka bir bölgesel güç alternatifimiz bulunmadığı, hele güvenlik için bile AB''ye ihtiyaç duyacağımız gerekçeleri ise akıl alır gibi değildir.

Hem doğru olmadığı, hem doğru olsa bile böyle ulu orta ilan edilemeyeceği için.

Şimdilerde iktidarın dış politikada neden "yalpalayıp, pusulayı şaşırdığı" soruluyor.

Böyle bir "açık çek" verildikten sonra ne bekleniyordu ki?.

DIŞ POLİTİKAYA TBMM EL KOYMALI.

Türkiye, sanıldığı gibi AB''ye mahkum değildir.

Siyasi egemenliğimiz ve ülke bütünlüğümüzü hedef alan diğer talepler bir yana, sadece en haklı davamız Kıbrıs''ta maruz kaldığımız muamele, AB''ye "yeter" dememize kafi bir gerekçedir.

Özetle dış politika iki kişinin inisiyatif ve tercihlerine bırakılamayacak kadar ciddi boyutlara varmıştır.

Artık TBMM devreye girmeli ve şunlar yapılmalıdır: -Acilen kurulacak bir komisyon, Kıbrıs başta, AB müktesebatı ve Kopenhag Kriterleri ile ilgisi bulunmayan talepleri bir paket haline getirmelidir. -AB''ye, haksız taleplerinin karşılanmayacağı, kabul edilmezse, müzakere masasına oturmayacağımız kesin bir dille bildirilmelidir. -TBMM''de, gerekirse günlerce sürecek kapalı oturumlarla, Gümrük Birliği başta olmak üzere AB''nin yanısıra ABD, Rusya, Ortadoğu ve Türk dünyası ile ilişkilerimiz masaya yatırılıp, milli ve gerçekçi hedefler belirlenmelidir.

Görülecektir ki, Türkiye çaresiz, yalnız ve tek kutuplu politikaya mahkum değildir!..