MUTENA MUKAYESELER- Hüseyin MÜMTAZ
''Sanat, Sefalettir, Rezalettir'' başlıklı yazımızın yansımaları çok olmuştu. Beğenenler beğenmişti de, eleştirenlerin hemen hepsinin başlığa takılıp ilk paragraftaki ''İşte; zihni, beyni, düşünceleri ve fikirleri devşirilmiş -simasız ziyalılar- (Yüzsüz aydınlar) elindeki sanat elbette sefalettir, rezalettir, aşağılık bir şeydir'' yorumunu yok saymalarına hayret etmiştim..O halde devam edelim..Adam sahnede gitarıyla dansediyor, sevişiyor..Saçları reggae tarzı ''dreadlock'' örgülü, tırnakları tabiatıyla uzun..İki saat şarkı söylüyor... İnliyor, zıplıyor, haykırıyor..Onu seyrederken, ister istemez bizim ''Kültür ve Turizm Bakanı''nı düşünüyorum.. Çünkü sahnedeki gitarist Brezilya'nın Kültür Bakanı..Tam bu noktada bir gün önce okuduğum Leyla Tavşanaoğlu'nun söyleşisi geliyor aklıma.. ''Kültür Analisti'' Dragan Klaic diyor ki;''Konuyla ilgilenen bakanlığınızın adının 'Kültür ve Turizm Bakanlığı- olması, kültürün de,turizmin de pek doğru yorumlanmadığını yansıtır. Bu başlık, kültürün daha çok turizm amacıyla desteklenmesi gerektiği sanıldığını yansıtır ki Avrupa'da böyle bir şeye rastlıyamazsınız.''cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecoupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardssymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effects
''Sanat, Sefalettir, Rezalettir'' başlıklı yazımızın yansımaları çok olmuştu. Beğenenler beğenmişti de, eleştirenlerin hemen hepsinin başlığa takılıp ilk paragraftaki ''İşte; zihni, beyni, düşünceleri ve fikirleri devşirilmiş -simasız ziyalılar- (Yüzsüz aydınlar) elindeki sanat elbette sefalettir, rezalettir, aşağılık bir şeydir'' yorumunu yok saymalarına hayret etmiştim..
O halde devam edelim..
Adam sahnede gitarıyla dansediyor, sevişiyor..Saçları reggae tarzı ''dreadlock'' örgülü, tırnakları tabiatıyla uzun..
İki saat şarkı söylüyor... İnliyor, zıplıyor, haykırıyor..
Onu seyrederken, ister istemez bizim ''Kültür ve Turizm Bakanı''nı düşünüyorum..
Çünkü sahnedeki gitarist Brezilya'nın Kültür Bakanı..
Tam bu noktada bir gün önce okuduğum Leyla Tavşanaoğlu'nun söyleşisi geliyor aklıma.. ''Kültür Analisti'' Dragan Klaic diyor ki;
''Konuyla ilgilenen bakanlığınızın adının 'Kültür ve Turizm Bakanlığı- olması, kültürün de,turizmin de pek doğru yorumlanmadığını yansıtır. Bu başlık, kültürün daha çok turizm amacıyla desteklenmesi gerektiği sanıldığını yansıtır ki Avrupa'da böyle bir şeye rastlıyamazsınız.''
Bakanlığın 712 milyon ytl. olan 2006 bütçesinin % 15'ten azı da ''kültüre'' ayrılmış..
Yanılmıyorsam ilk kurulduğunda bizim bakanlığın adı da Kültür Bakanlığı idi... Sonradan Turizmle birleştirilmesindeki çelişkiye hâlâ akıl erdiremediğimi itiraf ederim..
Klaic'in söylediklerinden sonra taşlar yerine oturdu..
Bir Brezilya Kültür Bakanı'na bakın, bir de bizim; oğlunun 'paralı askerliği- sırasında ettiği yemini izlemek yerine kışlaya girmeyerek şehirdeki müzeleri ziyareti yeğleyen Kültür ve Turizm Bakanı'nın eşine...
''Başörtüsü'' mü dediniz'
O zaman da gündeme Bay Arınç geliyor... İlk başkanlığını ''Reis Paşa'' (Atatürk) 'nın yaptığı TBMM'nin mevcut başkanı..
Sayın Bülent Arınç, ''Tunceli bedensel Engelliler Rehabilitasyon Merkezi'nin açılışını yapmak üzere Tunceli'ye gitmiş.
Törende; aynı gösteriyi 29 Ekim'de başı açık yapan Cumhuriyet İlköğretim Okulu folklor grubu Arınç'ın önünde ''türbana benzer biçimde bağladıkları başörtüleriyle'' dans etmişler..
Sen ey vatandaş Türkiye'nin neresinde şimdiye kadar türbanlı bir ''milli kıyafet'' gördün'
İran yahut Libya İslâm Cemahiriyesi mi burası'
Durum gerçekten elimdir, vahimdir..
Son derece ciddidir..
Sibel Can'ın tangalı ''yakalandığı'' fotoğrafına karelerle yer veren basın, dakikalarca ekrana getiren televizyonlar Tunceli faciasını neden görmezler'
Danıştay baskını ile içine girilen süreç ne yazık ki ''gelişmektedir.''
''Menemen'' ve ''Kubilay'' olayları her geçen gün çoğalmaktadır.
Akepe iktidarı her geçen gün ''kamusal alan'' kavramını kıyısından köşesinden kemirmektedir.
Halk Oyunlarımıza el atmışlardır..
Daha önce de Giresun Valisi tüfek icat edildiğinden bu yana tüfekle oynanan ''Çandır Tüfek Oyunu''nda tüfekle kuru sıkı ateş edilmesini yasaklamıştı.
Kartal Kaymakamı okullarda söylenen İstiklâl Marşı ve Andımız'ın hoparlörle yayınını yasaklamıştı.
Bakanların bulunduğu yer kamusal alan sayılacaksa, halkoyunları ekiplerinin başına türban geçirirsin, olur biter..
Madem öyle, işte böyle..
Erdoğan da diyor ki; 'Biz seçim zamanı kimseden eşlerimizin başını açtırarak oy istemedik''..
Doğru..
O halde buyurun buradan yakın...
Ve Mayıs'taki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra da ''bu sefer zatı alilerine 'Köşk'ten-eşsiz davetiye gönderildiği zaman'' asıl kamusal alan neymiş, görün..
Konu sanattı ve çelişkilerdi değil mi'
Siz Azucar Moreno ile Mustafa Topaloğlu'nu aynı sahneye çıkarırsanız, bu milletin sanat keyfinin, zevkinin içine ederek toplumu nasıl bir eğitim-eğlence düzlemine taşıyacağınızı zannediyorsunuz'
Topaloğlu uzaysal bir sanatın icracısı olabilir ama türkücü değildir.
Bırakın müziğe, Toplaoğlu'nun ''türkücü'' sıfatıyla sahneye çıkarılması, ''türküye'' hakaretttir.
Ziynet Sali adlı şarkıcının Türkiye'de televizyon stüdyosunda Rumca şarkı söyleyerek seyirciler tarafından alkışlanması da toplumun milli hislerine hakarettir.
Yanlış anlaşılmasın, Topaloğlu da, Sali de kendilerini sanatçı olarak görebililer.. Ona bir şey demiyorum.. Ama sahne alıp alkışlanıyorlarsa bir yerlerde bir yanlış yaptık demektir.
Yoksa yanlışı, kültürle turizmi aynı kefede tartmaya başladığımız zaman mı yaptık'
Zeynep Sali ''Kıprıslıtürk'' bir şarkıcıdır. İstanbul'da Yunanca şarkı söylüyor ve alkışlanıyor.
Peki..
Diyelim ki Kıbrıs Rum'u bir şarkıcı buldunuz, Türkçe şarkı öğrettiniz..
Atina veya Selânik'te Türkçe okuyarak alkışlanabileceğini tahmin ve tasavvur edebiliyor musunuz'
Neden ''Adalar Denizi''nin bu yakasında hep ''sanatın milliyeti'' olmuyor da ''o'' tarafında oluyor'
Neden hep ''bizim'' kalpler Ege'de kalıyor'
Sibel Can'ın tangalarını ve Tunceli'yi;
Azucar Moreno ile Topaloğlu'nu...
Ziynet Sali ile İstanbul'da yanağını öpen Angelos Dionisiu'yu...
Ve Brezilyalı bakan ile bizimkini yanyana koyun...
Sonra da oturup nerede yanlış yaptık diye düşünün...
Sandık'ta mı'
Hangisinde'
Yoksa 1939'dan beri bütün sandıklarda mı'
9 Temmuz 2006
'57'iNCİ ALAY ÇANAKKALE'DE, TRABLUSGARP'TA, FİLİSTİN'DE, SAKARYA'DA
57'inci ALAY KARABAĞ'DA, KARASU'DA, KERKÜK'TE, KIBRIS'TA
57'İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57'İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ'