EMPERYAL MUHABBETLER - Hüseyin MÜMTAZ
Fonda Udî Hrant ile kemâni Tatyos Efendi 2’inci Selim’in Sultan-ı yegâh saz semâisini çalıyorlar.. Adı geçen üç kişinin hem kronolojik hem de müzikal olarak uyuşup uyuşmadığını gerçekte hiç bilmiyorum. Ama uysa da uymasa da şimdilik yazının üzerine iyi giden bir sos olduğunda ısrarlıyım. Burada Osmanlı’nın iyiliğini veya kötülüğünü tartışacak değilim, aslında konu da zaten o değildir. Osmanlı; “unsuru aslî”si Türk olan bir imparatorluktur. (Mustafa Kemal).. İmparatorluktur, çünkü çeşitli ırk, millet, din, dil ve mezhepten teşekkül etmiştir. İmparatorluktur ama “emperyalist” değilidir.. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription carddiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialissymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenacialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer couponmicardisplus 80/25 mg ilkpirlantam.com micardis plus 80 12.5 mg
EMPERYAL MUHABBETLER
Hüseyin MÜMTAZ
Fonda Udî Hrant ile kemâni Tatyos Efendi 2’inci Selim’in Sultan-ı yegâh saz semâisini çalıyorlar..
Adı geçen üç kişinin hem kronolojik hem de müzikal olarak uyuşup uyuşmadığını gerçekte hiç bilmiyorum.
Ama uysa da uymasa da şimdilik yazının üzerine iyi giden bir sos olduğunda ısrarlıyım.
Burada Osmanlı’nın iyiliğini veya kötülüğünü tartışacak değilim, aslında konu da zaten o değildir.
Osmanlı; “unsuru aslî”si Türk olan bir imparatorluktur. (Mustafa Kemal)..
İmparatorluktur, çünkü çeşitli ırk, millet, din, dil ve mezhepten teşekkül etmiştir.
İmparatorluktur ama “emperyalist” değilidir..
Kurucu ve idareci sülale yıkılana kadar Türk’tür. İsterseniz “Padişah anaları” açmazına hiç girmeyelim.. Siz domates tohumundan bir tarlada havuç, ötekinde biber çıktığını hiç duydunuz mu?
Ama zaman zaman, çoğu zaman, dünyayı yöneteceğim diye ekalliyetin lehine “unsuru aslî”ye, Türkmenlere, bazen mezhep farklılığını öne sürerek, bazen de “devşirme”lerin etkisi altında kalarak haksızlık, eziyet, kırım yapıldığı da doğrudur.
Akıllı Türk, cahil Türk, ehliyetsiz Türk, yeteneksiz Türk diyebilirsiniz.. Ama padişahların hepsi, bazıları farkında olmasalar da; “Türk”türler.
Ne kadar aksini ileri sürersek sürelim dünya Osmanlı’yı bir Arap, bir Slav devleti olarak değil, son tahlilde bir Türk devleti olarak algılıyor.
Bir tek Yunanlılar, Fenerli Tercümanlar’dan mülhem, “Bizans”ın devamı olarak görüyorlar.. Kuyruğu dik tutmak için.
Olaya böyle bakınca 622 yıllık koca imparatorluğun günahını da sevabını da kabul etmemiz lâzım..
İngiliz’e sığınan Vahdettin’i; sığınmak için İngiliz elçisine mektup yazan 2’inci Abdülhamit’i, “Deli” İbrahim’i kabul ediyorsak, Kanuni’yi, Yıldırım’ı, 4’üncü Murat’ı, Hüdâvendigâr’ı neden reddedelim?
Evet, tarihi olaylar çağının gereklerine göre değerlendirilmelidir ama Fatih’in; Cumhuriyet’te sıkıntısını çektiğimiz, Cumhuriyet’e intikal eden en büyük iki yanlışı, olmayan Rum ve Ermeni patrikliklerini ihya ile başımıza belâ edişidir.
Fener’in “kurucusunun” Fatih olduğu bellidir de, 1461’de Bursa Metropolit’i Hovakim’i Osmanlı Ermenilerinin başına getirişi pek bilinmez..(Ortaylı. Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek. S.67)
Sakın Medine Mukavelenamesi’nden bahsetmeyin..
O zaman, orada a) dini cemaatler arası yapılan bir anlaşma söz konusu idi ve b) Hakim otoriteyi Müslümanlar temdil ediyordu.
Halbuki Cumhuriyet dinin devlet işlerine, devletin de fertlerin dinine karışmadığı lâik bir milli devlettir.
Devlet “kamusal alan”ına dini karıştırmadığı gibi; kimin ne zaman camiye, kiliseye gideceğine, nerede nasıl ibadetini yapacağına da karışmamaktadır.
İmparatorluğun günahlarını nasıl kabul ediyorsam; sevabını, şerefini de doğrusu Bulgarlara, Romenlere, Yunanlılara….kaptırmaya hiç niyetim yok.. (Okuma önerisi… Ortaylı -Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek-, Mevlüt Uluğtekin Yılmaz –Osmanlı’nın Arka Bahçesi- ve Emre Kongar’ı –Tarihimizle Yüzleşmek-paralel okuyun.)
Dünya yüzünde şimdiye kadar kaç İmparatorluk kurulmuştur?
Roma, İngiliz, Nazi, Sovyet, Japon, Amerikan “İmparatorlukları”..
O halde Osmanlı da bir İmparatorluktur.
İsterseniz olaya tersten bakalım..
Dünyada 80 yıl önce kurulmuş onlarca devlet bulabilirsiniz.. Ama kaçı bir imparatorluğun tarihi, hukuki, ahdi vârisidir?
Böyle olunca da kaçınılmaz bir takım sonuçlarla, farkında olmadığınız “artılarla” karşılaşıyorsunuz..
Seksen küsur yıllık Türkiye Cumhuriyeti’nin bir çok kurumu yaş olarak daha eskidir de özellikle üç kurumu imparatorluk geleneği-tecrübesine sahiptir.
Biz farkında olmasak da dünya, bu üç kuruma öyle yaklaşmakta; gereken ve hakettikleri saygıyı; korku ve çekingenlikle de olsa esirgememektedirler.
Asker, hariciye, üniversite..
Hayrettir, Akepe şimdi bu üçüyle de kavgalıdır.
-
1948 olmalı.. Avrupa’da bir rektörler toplantısı vardır. İstanbul Üniversitesi rektörü Prof. Dr. Sıddık Sami Onar’a “en eski üniversitenin rektörü” olduğu için protokolde öncelik verilir.
Bilmem, anlatabildim mi?
-
Hariciye şeklen ve resmen siyasi iktidara, iktidarın bir bakanına bağlıdır. Ama İmparatorluk geleneği genlerine sinmiştir. Buna rağmen Akepe’nin devri iktidarında her yerde ve her görüşmede Büyükelçiler odadan çıkarılmakta, kapı önünde bekletilmekte, “ince politika” –danışmanlar- aracılığı ile yürütülmektedir. Akepe iktidara geldiğinden beri kapalı kapılar ardında yapılan tanıksız-tutanaksız görüşmeler olağan hâle gelmiştir. Hariciye mensupları devre dışıdır. Tercümeler bile partili danışman mütercimler tarafından yürütülmektedir.
Bunların ne kadarının “kriptolarının” dışişlerinde bulunduğu merak konusudur.
Almanya’da Berlin Büyükelçimize Erdoğan’ın; Suriye’de de Şam Büykelçimize “danışman” Davutoğlu’nun reva gördüğü muamele ibret vesikasıdır.
İstifa kurumunu hatırlamayarak kendi onurunu koruyamayan Büyükelçilerimizin yâdellerde devletin onurunu nasıl koruyacakları konusu da ayrıca dikkat çekicidir.
Bilmem, anlatabildim mi?
-
Aslında asker için fazla bir şey söylemek gereksiz. Bu kurum (Kara Kuvvetleri) bir hafta önce 28 Haziran’da 2215’inci Kuruluş yıldönümünü kutlamıştır.
Kutlanacak bir yıldönümüdür bu…
Fakat bir konu dikkatimizi çekmeye başladı..
Asker 2002 sonlarından itibaren ılımlı-uyumlu-hoşgörülü ve barış içinde kışlasında oturmaktadır..
Suskun, sessiz ve sâkindir.
AB süreci bahanesiyle sistem içinde konuşma olanakları da MGK’nın light hâle getirilmesine “izin vermesiyle” ortadan kaldırılmıştır.
Bu hâl, kendi içinde kendini ifade etme özgürlüğünü de elinden almıştır.
Bari emekliler konuşsun düşüncesi ve AB sürecinin STÖ’lere yüklediği özel görevden hareketle emekli subaylar dernek çatısı altında “teşkilatlandırılmış” yahut var olan çatı işletilmeye başlanılmış ama burada da en yukarıdan “güdümlü” ve icazetli politikalar yürütülmeye çalışılmıştır.
Amaç aykırı seslere kapalı devre kendini tatmin olanağı sağlanmasıdır. Ters tepmiştir.
Son hafta ilginç bir gelişme yaşanmış ve ADD’ye Emekli Bir orgeneral olan Şener Eruygur Genel Başkan olmuştur.
İyi de olmuştur. Eruygur Paşa medeni ve insiyatif kullanabilen bir paşadır. Seçilmesinde “kurum”un katkısı olmasa bile 30 Ağustos’dan sonra daha yakın ilişkiler içinde olabileceği değerlendirilmektedir.
Fırsattan istifade; ADD taşra teşkilatlarına çöreklenmiş olan çeşitli Mao’cu, Enver Hoca’cı, marksist-Leninist “cemaatlerin” de zaman içinde giderek ayıklanacağı umudu belirmiştir.
Bilmem anlatabildim mi?
Yazının sonunda Osmanlı’nın Türkleri tasnif dışı kabul ettiğini, haklarını hiç gözetmeyip ezdiğini ileri süren dostlara, numaralı ve numarasız cümle cumhuriyetçilere bir soru:
1939’dan bu yana ve özellikle 1995 GB sürecinden itibaren Türkiye’de de ekalliyetler, Türklere nazaran korunup-kollanmıyorlar mı?
Başımıza çık(arıl) madılar mı?
Ekalliyetlerin Türklere göre daha fazla hak ve hukuku yok mu?
Osmanlı ile 39 sonrası Cumhuriyet’inin farkını bana bir anlatır mısınız?
Evet bu kadar lâftan sonra artık herhalde, her davulun önünde oynayan kemanî Hrant ile “F” tipi mahçup udîmizin kulaklara ziyan kakafonisini dinlemekten vaz geçebilirisiniz…
Çünkü…
Tanburî Cemil Bey çalıyor eski plâkta….
Bilmem….
…. Anlatabiliyor muyum? 7 Haziran 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”