Siyaset14 Eylül 2004 00:00

SADECE SIKINTIYA DÜŞÜNCE Mİ ! - Serdar ANT

"Türk  Silahlı  Kuvvetlerinin NATO  temsilcisi  Korgeneral  Ergin  Saygun,  ABD’nin Büyük  Ortadoğu  Projesi (BOP)  çerçevesinde   Türkiye'nin  "Hedef ülkelerle  değil,  Avrupa  ülkeleriyle"  gruplandırılması  gerektiğini söyledi.   Saygun, Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC)  23. konferansındaki  bir panelde  yaptığı  konuşmada "Ortadoğu'da  makul  bir  girişimi  desteklemeye  istekliyiz. ABD'nin Büyük  Ortadoğu  Projesi takdire  şayan. Bu girişimin politikalarımızda  derin  etkisi olacak. ancak   karanlık  noktalar  aydınlanmalı"   TSK’nın bu  yaklaşımını,  İstiklal  Savaşı’nın  “ya  istiklal  ya  ölüm” anlayışıyla  ve  Mustafa Kemal’in  “…bizi  mahvetmek isteyen  emperyalizme  karşı…  heyeti milliyece  mücadeleyi  câiz  gören bir mesleği  takip eden  insanlarız”  tavrı ile  bağdaştırmak olası  mıdır ? cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciecialis coupons printable link discount prescription drug cardrenovation vejle site renova

SADECE   “SIKINTIYA  DÜŞÜNCE ”  Mİ !..

Ağustos ayı sonunda,  Kara  Kuvvetleri Komutanlığı’nın  devir-teslim  töreni  sonrasında  Genelkurmay Başkanı  Org. Hilmi Özkök’ün  bazı  gazetecilerle yaptığı  sohbet  ilginç  mesajlar  içeriyordu.  Sayın Genelkurmay  Başkanı, sözkonusu  sohbette  şöyle  diyordu : “…İyimser  bir insanım. Türkiye’nin  geleceğinden  de  ümitliyim. Elbette bazı  zorluklar  var… Nerelerden nerelere  geldik. Gaz  lambasıyla başladık, şimdi bambaşka  bir  noktadayız. Meslekteki ilk yıllarımda,  birlikte,  sadece  bir  kişinin arabası vardı. Şimdi  başçavuşun  da  arabası var.” 
Gazeteler  Genelkurmay  Başkanı’nın  demecini,  “Sıkıntıya düşünce Nutuk’u okuyun” sözlerini  manşetlerine  taşıyarak   verdiler. (Cumhuriyet, 29.8.2004)  Bu  sohbette   Genelkurmay Başkanı  tarafından  dile  getirilen  bu  “sıkıntıya  düşünce  Nutku  okuyun” cümlesinin   Cumhuriyet  Okurları’nın  web  sayfasına  da  taşındığını  gördüm.   Cumhuriyet  Okurları  oluşumunda  yer  alan arkadaşların  güncel pratiklerinin  Nutuk  ile  çelişmediğini,   Nutuk’un  özünü  oluşturan bağımsızlık  anlayışının  o  pratiğe yansıdığını     bizzat  kişisel deneyimlerimden  biliyorum. Ama  Genelkurmay Başkanı  ve  temsil  ettiği  Türk  Silahlı  Kuvvetleri’nin  bağımsızlık  konusunda, ne  yazık ki,  Mustafa Kemal   kadar  duyarlılık göstermediğine  inanıyorum.
Sayın Genelkurmay  Başkanı’nın  yaklaşımı bana  Mehmet  Akif’in  o meşhur dizelerini hatırlattı.  Ne  diyordu  Akif :
Lafzı muhkem, yalnız anlaşılan, Kur’an’ın 
Çünkü kaydında değil, hiçbirimiz mânânın;
Ya açar Nazm-ı Celil’in, bakarız yaprağına 
Yâhut üfler geçeriz bir ölünün toprağına.
İnmemiştir hele Kur’an, bunu hakkıyla bilin 
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!
Hilmi Özkök’ün  Nutuk’a  yaklaşımı,  Akif’in  -Kur’an  bağlamında-  ona  karşı  takınılan tavıra  yönelttiği  eleştiriyi  haklı  kılacak  nitelikte… Akif,  Kuran’ın manasının    anlaşılamadığından yakınıyor  ve  ne  mezarlıkta okunmak ne  de  fal bakmak  için  inmediğini  söylüyor. 
Peki  biz  Nutuk’un  verdiği  mesajı  anlayabiliyor  muyuz ? Anlamını ve  özünü  idrak edebiliyor muyuz ?   O  muhteşem  tarihsel  dönemin  somut  içeriğinde  simgeleşen  bu mesajı,  günümüze  taşıyıp   yaşam  pratiğimizin   yol  göstericisi kılabiliyor  muyuz ?  İstiklâl  Savaşı  döneminde  Kemalist  önderliğin benimsediği  ve  ödünsüz  olarak uyguladığı  strateji ile  bugünkü  Türk Silahlı  Kuvvetleri  lider  kadrosunun  tavrını  karşılaştırdığımızda,  ne  yazık ki, bu sorulara  olumlu  yanıt verebilmek  pek  mümkün değildir.
Nutuk’un özünde  İSTİKLÂL  anlayışı vardır.  O  istiklâlin elde  edilmesi  için  katlanılanlar,  göğüs  gerilenler, verilen  mücadeleler  anlatılır.  Mustafa  Kemal  Nutuk’ta aynen şöyle  der :  “Ya  İstiklâl  ya  Ölüm !..  İşte  halâs-ı   hakiki  isteyenlerin  paralosı  bu olacaktır.”  Nutuk’ta  anlatılan, 1920’li  yılların başında Anadolu’da verilen Milli Mücadele’nin özü  budur.   Bu saptama  öznel  bir değerlendirmenin  sonucu  değil, bizzat  tarihi  olgulardan okunabilecek  bir  gerçek,  o  mücadelenin lideri  tarafından  önemi vurgulanmış bir  hakikattir.  
 
Mustafa Kemal  Paşa,  11 Haziran  1921  tarihinde,  o dönemin Ankara’daki Fransız  temsilcisine,  Franklin  Bouillon’a  şöyle  demektedir  :   “İstiklâl-i  tam,  deruhte  ettiğimiz  vazifenin ruhî aslisidir.”  Günümüz  Türkçe’sine  çevirirsek  eğer,   “tam  bağımsızlık, üstlendiğimiz  görevin  ruhunun  özüdür”.
 
İşte,  bu   nedenden  ötürü  bizim   Kurtuluş  savaşımızın   adı   “İstiklâl  Harbi’dir. 
 
O  mücadeleyi verenlerin ve o  mirasa  sahip çıkanların  ruh halini ve  duruşlarını  sergileyen ;  “Ben  ezelden  beridir hür  yaşadım,  hür  yaşarım / Hangi  çılgın bana  zincir vuracakmış,  şaşarım / Kükremiş  sel  gibiyim  bendimi  çiğner  aşarım / Yırtarım  dağları enginlere  sığmam  taşarım”  diyen  milli  marşımızın adı  İstiklâl Marşı’dır…
 
O ölüm-kalım  mücadelesinin, varoluş savaşının  sloganı da  Mustafa Kemal’in “halâs-ı hakiki  isteyenlerin  parolası” şeklinde  tanımladığı  “ya  istiklâl  ya  ölüm”dür  .  Çünkü,  Milli  Mücadele’nin  önderi ve  silah arkadaşları, şu gerçeği çok net görmüştür :  bağımsızlık  yoksa,  ölüm  vardır !... 
 
İşte,  bunun için Milli Mücadelenin ve Türk devriminin lideri “bağımsızlık   benim  karakterimdir”  diyordu ve  Türk gençliğine  “…birinci vazifen Türk istiklâl  ve cumhuriyetini  ilelebet  muhafaza  ve müdafaa  etmektir”  diye seslenmekteydi. Mustafa Kemal,  71  sene  önceden,  bağımsızlıktan  yoksun bir  cumhuriyetin  anlamsız  olduğunu  görmüş  ve  “vazife”yi  sadece  “cumhuriyeti”  değil,  aynı zamanda  “istiklâl”i  de  korumak  olarak  tanımlamıştır.
 
Türk Devrimi’nin  içerdiği  diğer  tüm açılımlar,  bütün çağdaşlaşma  hamleleri  bu temelde  yükselir.  Cumhuriyet, laiklik, demokrasi, kadın hakları, ulus-devlet, milli ekonomi, harf ve  dil  inkılabı, hukuk  devrimi,  eğitim  alanındaki  atılımlar  ve  diğerleri,  hep  bağımsız  olunduğu  için, o bağımsızlık binlerce şehidin kanı ile kazanıldığı için gerçekleştirilebilmiştir.  Bu  kararlı tutum daha  sonra   bütün   mazlum milletlere  ve  ezilen  dünyaya da  örnek olacaktır.
 
Türk milletini "... biz hayatını, istiklalini korumak için çalışan erbabı sayiz, emekçileriz"     diye  tanımlayan  ve   "Efendiler ! ...   istiklâlimizi emin bulundurulabilmek için,  heyeti umumiyemizce,  heyeti  milliyemizce  bizi  mahvetmek isteyen  emperyalizme  karşı  ve  bizi  yutmak isteyen kapitalizme karşı  heyeti milliyece  mücadeleyi  câiz  gören bir mesleği  takip eden  insanlarız.” şeklinde  konuşan  Mustafa Kemal,  bağımsızlığı soyut  bir kavram  olarak  kullanmaz. 
 
Hedeflenen  “istiklâl-i tam”dır,  yani  tam  bağımsızlıktır.
 
Ve  Mustafa Kemal’e  göre,   “İstiklâl-i  tam…  bittabi  siyasi,  mâli,  adli,  askeri,  harsî  ve ilâ…her  hususta  istiklâl-i  tam  ve  serbesti tam  demektir”  ve  bu sayılanların “ herhangi  birinde  istiklâlden  mahrumiyet ,  millet ve memleketin,  manayı  hakikisiyle  bütün  istiklâlinden   mahrumiyeti”   anlamındadır. 
 
Mustafa Kemal için   “esas, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas, ancak tam  bağımsız olmakla temin  olunabilir. Ne kadar zengin ve refaha kavuşturulmuş olursa olsun,  bağımsızlıktan mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak  olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık olamaz. Yabancı bir  devletin himaye ve desteğini kabul etmek, insanlık özelliklerinden  mahrumiyeti, beceriksizlik ve miskinliği itiraftan başka bir şey  değildir. Gerçekten bu aşağı dereceye düşmemiş olanların isteyerek  başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez.  Halbuki, Türk’ün haysiyet ve onur ve kabiliyeti çok yüksek ve  büyüktür. Böyle bir millet, esir yaşamaktansa yok olsun daha iyidir. Bundan ötürü,  ya  istiklâl , ya  ölüm !..” 
Türk Devriminin özünü oluşturan bu  anlayışı  bugün  Türk  Silahlı  Kuvvetleri’nde  ve  lider  kadrosunda  görmek  mümkün  değildir.  Özkök Paşa,  “Türkiye’nin  geleceğinden  de  ümitliyim”  diyor ama,  o  geleceği  AB  üyeliğinde  görüyor.  NATO  çatısı  altında  Türkiye’nin  “Büyük Ortadoğu Projesi” gibi planlarla  kan  ve  ateş  coğrafyasına  emperyalizm  adına  sürülmesine  ses  çıkarmıyor.    TSK’da  hiçbir askerin  komutanından  habersiz  bir açıklamada  bulunmayacağı  düşünülürse  Cumhuriyet’te  7.4.2004  tarihinde   yayınlanan  aşağıdaki  haberin “ümitli” bir  “iyimserlikle”  değerlendirilmesi mümkün  müdür ?  Haber aynen  şöyle:
 
"Türk  Silahlı  Kuvvetlerinin NATO  temsilcisi  Korgeneral  Ergin  Saygun,  ABD’nin Büyük  Ortadoğu  Projesi (BOP)  çerçevesinde   Türkiye'nin  "Hedef ülkelerle  değil,  Avrupa  ülkeleriyle"  gruplandırılması  gerektiğini söyledi. 
 
Saygun, Türk-Amerikan Konseyi'nin (ATC)  23. konferansındaki  bir panelde  yaptığı  konuşmada  "Ortadoğu'da  makul  bir  girişimi  desteklemeye  istekliyiz. ABD'nin Büyük  Ortadoğu  Projesi takdire  şayan. Bu girişimin politikalarımızda  derin  etkisi olacak. ancak   karanlık  noktalar  aydınlanmalı" 
 
TSK’nın bu  yaklaşımını,  İstiklal  Savaşı’nın  “ya  istiklal  ya  ölüm” anlayışıyla  ve  Mustafa Kemal’in  “…bizi  mahvetmek isteyen  emperyalizme  karşı…  heyeti milliyece  mücadeleyi  câiz  gören bir mesleği  takip eden  insanlarız”  tavrı ile  bağdaştırmak olası  mıdır ? Genelkurmay  Başkanı’nın  “gelişme”  diye  sunduğu  “gaz  lambası” ile  başlayıp  “başçavuşun”  bile  otomobil  sahibi  olmasına  ulaşan  süreç  değil,   “emperyalizme karşı  heyeti  milliyece  mücadele”den  onunla işbirliği  yapacak duruma  düşmüş  olmaktır.  20. yüzyılın  başında,  varoluşunu  anti emperyalist  bir  ulusal  bağımsız  savaşı  vererek ispat  eden  Türkiye’nin,  bugün  Ortadoğu halklarının  bağımsızlık  ve  egemenliğini yok  etmeye  soyunanlarla  işbirliği içinde  olmakta  “Türkiye’nin  geleceği  için”  bir  “ümit” görmesi   tek  kelime  ile  utanç  vericidir. Ama  daha  üzücü olan,  bu  tavrın  Türk  Miletinin  o  muhteşem  varoluş mücadesinin  öyküsü olan  Nutuk  ile  meşru gösterilmeye  çalışılmasıdır.   
 
Kuran  ne  mezarlıkta  okunmak  ne  de  fal  bakmak  için  inmediği  gibi,  Nutuk  da  ne  “sıkıntılarımızı”  gidermek  ne  de  emperyalist  projelere  verilen  desteği  meşru  göstermek  için  yazılmıştır. Aslolan  sık sık  ve  sıkıntıya  düşüldüğünde  Nutuk’u  okumak değil,  Mustafa Kemal’in  tam  bağımsızlıkçı, anti  emperyalist, halkçı ve  devrimci  tavrını  benimseyerek  onun Nutuk’ta  anlattığı gibi  davranabilmektir.  Bunun  yolu  da  ne  AB  üyeliğinden  ne  Büyük Ortadoğu  Projesini  “takdire şayan  bir  proje”   olarak    nitelemekten geçer.  Türkiye için  tek  çıkış,  Genelkurmay  Başkanını  ümitli olmaya  sevk  eden  herkesin  otomobil  sahibi  olması  değil,  “halâsı  hakiki  isteyenlerin  parolası”nı  tekrar  yaşama  geçirecek  iradeyi  göstermektir.
 
SERDAR ANT