Ekonomi28 Haziran 2006 00:00

Kana ve Umuda İlişkin - Ergin Yıldızoğlu

Şimdi siz, bu krizi aşmak için tedbir almaya kalkanların, üretimden ve koşullarından söz ettiklerini görüyor musunuz? Sanki bu düzey hiç yok! Halbuki, spekülatör kaçmasın diye, aldıkları tedbirler (faiz, stopaj, MB rezervlerini çözmeye başlamak) bu düzeyi doğrudan etkiliyor: Artan maliyetler, iflaslar, işsizlik, yoksulluk ekonomik daralma getirecek. ''''Başvuran her dört kişiden üçü konut kredisi almaktan vazgeçti'''' başlığı tam da bunu, üretimin motor sektörlerinden birinin çöküşünü haber vermiyor mu? cialis forum cialis prodaja cialis bez receptasitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsrenovation vejle renovation skive renova

Hiç şüpheniz olmasın bu bir krizdir, hem de göstere göstere gelen bir kriz. Üstelik çok yetersiz bir kadroyla yakalandık. Bugün ekonominin yönetimindekiler kapitalizmin ''''tarih öncesi'''' dönemlerinden kalma bir kafaya sahip olduğundan (Paranoyak dostum ''''Bile bile yapıyorlar, çünkü sadakatleri başka bir yere'''' diyor, ama siz ona bakmayın, ne de olsa hasta) her attıkları adım bu krizi daha da derinleştiriyor.

Önce faiz arttırmaya başladılar, sonra yabancılar için vergi stopajını kaldırdılar, şimdi de spekülatöre en az zararla çıkabilmesi için gerekli doları sunmaya hazırlanıyorlar. Kaçmasını istemediği değerli kuşa, pencereleri açarak kolaylık gösteren bir saçmalık var karşımızda. İngilizler, aç gözlü pazarlıkçılara ''''Yeter! Kan mı istiyorsun?'''' deyimiyle tepki gösterirler. Spekülatör, sonunda, ''''Kanını istiyorum'''' dedi, bizimkiler de olur diyor, doğru jilete koşuyorlar... Nasılsa kendi kanları değil!

Ptoleme ve Kopernik(*)
Krize (pardon, düzeltme, sarsıntı, dış tsunami, volatilite diyecektim) ilişkin tespitlerde iki paralel yaklaşım egemen. Biri, ''''Bu durum da nereden çıktı, her şey iyi gidiyordu, birazdan mutlaka geçer'''' havasında. Öbürü, gözünü, borsa, faiz, döviz fiyatı, enflasyon, cari açık gibi göstergelere dikmiş. Birincisi, ezberi bozulduğundan şaşkın. İkincisinin, piyasalarda çakan kıvılcımlardan gözleri kamaşmış, önünü göremiyor.

Bunlar, Ptoleme döneminin insanını anımsatıyorlar: O insan, güneş tutulunca, tanrıların işareti sanır, yıldızların hareketlerine bakıp dünyanın, evrenin merkezinde olduğuna inanırdı. Bunlar da ekranlara bakıp, borsa, faiz, döviz, enflasyon gibi kategorilerin salt piyasa ilişkisi olduğunu, piyasanın evrenin merkezi olduğunu sanıyorlar.

Kopernik ise yıldızların görüntülerini, gerçek hareketlerini çözümleyerek açıklayan ve aslında dünyanın evrenin merkezinde olmadığını kanıtlayan bir başka sistem geliştirdi, modern zamanların düşünsel köşe taşlarını koymuş oldu.

Ekonomiye, Ptoleme''nin değil de Kopernik devrimi sonrasının aklıyla bakarsak görüntü değişecektir: O zaman karşımıza, piyasada özgürce hareket ediyormuş gibi görünen öznelerin (dolayısıyla borsa, faiz, fiyat, döviz hareketlerinin), aslında emek-sermaye arasındaki ilişkilerden kaynaklanan, daha içkin, ancak üretim, yatırım, üretkenlik, kârlılık, sömürü gibi kategorilerle anlaşılabilen süreçler tarafından koşullandırıldığını gösteren bir sistem çıkar. Her ne kadar kapitalizm ''''finansal aşamaya geçti'''' deniyorsa da inanmayın. Bu her tarihte her yapısal krizde yaşanmış bir durum. Birileri piyasada alıp satmaya başlamadan önce başka birilerinin mutlaka, belli bir verimlilik, kârlılık düzeyinde üretmiş olmasının gerekli olduğunu, spekülasyonun üretilmiş ve birikmiş değerlerin üzerinde yapıldığını anımsamamız yeter.

Şimdi siz, bu krizi aşmak için tedbir almaya kalkanların, üretimden ve koşullarından söz ettiklerini görüyor musunuz? Sanki bu düzey hiç yok! Halbuki, spekülatör kaçmasın diye, aldıkları tedbirler (faiz, stopaj, MB rezervlerini çözmeye başlamak) bu düzeyi doğrudan etkiliyor: Artan maliyetler, iflaslar, işsizlik, yoksulluk ekonomik daralma getirecek. ''''Başvuran her dört kişiden üçü konut kredisi almaktan vazgeçti'''' başlığı tam da bunu, üretimin motor sektörlerinden birinin çöküşünü haber vermiyor mu?

Umut var ama...
Kafka, ''''Umut var ama bizim için değil'''' diyordu. Bence de ''''umut var ama'''' , bu kadroyla değil! Hele, eroin bağımlısının her mal bulduğunda ''''çare'''' bulduğunu sanması gibi, ''''sıcak paradan'''' ve anında çözümlerden medet umarak hiç değil. Önce bu durumun bir kriz olduğunu kavramak ve kabul etmek gerekiyor. Harmoni , savaş tanrısı Ares ile güzellik ve üretkenlik tanrıçası Afrodit ''in kızıydı. Genlerinde hem yıkım vardı, hem de üretkenlik ve güzellik. Kriz de Ares ve Afrodit''in çelişkili birliği gibi, ölümü ve güzelliği birlikte barındırıyor. Yenilenme fırsatını da...

Ama bu fırsatı yakalamak için, önce Ptoleme kafasını terk edip ekonomiye modern bir gözle bakmak gerekiyor. O zaman spekülatörü değil, üreticiyi, reel ekonomiye yatırım yapanı kayırmak, üretim için tüketim de gerekli olduğundan, halk sınıflarının gelirlerini arttırmanın, sağlık, eğitim, konut gibi temel gereksinimlerini karşılamanın yollarını aramak, ''Reform'' kavramını da bu paradigma içinde yeniden anlamlandırmak gerekiyor. Eğer tartışmanın paradigması, muhalefetin talepleri bu yöne dönmezse, işe o zaman, umut yok.


(*) Bu tartışmalar beni Alain Lipietz ''in,1983''te yayımlanan Le Monde Enchanté çalışmasına götürdü, bu yazıda ondan epeyce kopya çektim.