Yine o tahta at - Ömer Lütfi Mete
Bugün ABD'nin, yetmiş iki buçuk milletin çocuklarını göçmen olarak alıp kendi potasında eritip 'dünya düzeni' adı altında küresel sömürünün akıncıları olarak kullanması gibi... Ne var ki arada önemli farklar vardır. Osmanlı bu çocukları alıp Müslümanlaştırıyor ama onların memleketlerini sömürmüyor, aksine ortak yurt ediniyor, geliştiriyordu. Rumeli Osmanlı sayesinde şehirleşmeyi, gelişmeyi, zenginleşmeyi ve en önemlisi adaleti tanıdı, dört asrı tarihlerin yazmadığı bir huzur ve barış çağı olarak yaşadı.ABD'nin devşirme sistemi ise filmlerle, televizyonla ve müzikle başka toplumların çocuklarını daha beşikten, babasının evinde devşirmeye başlıyor. Onları kendi ülkelerinin eğitim kademelerinde kimliksiz birer zevk düşkünü haline getirtiyor, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çengeline takıp 'yükseltilen değer' güneşinde kızartıyor. Sonrasında da çeşitli kulüp ve localarla vatansızlaştırarak, ister doğduğu ülkede, ister ABD'de, isterse dünyanın herhangi bir başka sömürü alanında, öz ajanları kadar kesin bir işlerlikle kullanıyor...Türkiye bugün tersine devşirilenlerin köşe başlarını tuttuğu bir ülkedir. cialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis forum link cialis bez receptaescitalopram i alkohol go escitalopram i alkoholbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Özellikle Osmanlı'nın son demini oluşturan İttihatçı damgalı çok partili dönemle Cumhuriyet'in en belalı sürecini teşkil eden çok partili dönem en öğretici kesit... Ancak ideolojik şartlanma kurbanlarının ve tersine devşirilmişlerin değil, ön yargısız gözlemci ve araştırmacıların ürünleriyle, mümkün olduğu kadar çok kaynağı karşılaştırarak incelemek şart...
Önce Osmanlı'nın devşirme düzenini kutsama veya lanetleme dürtüsünden uzak bir zihinle yola çıkabilmeliyiz. O alanda, Cumhuriyet'imizin yüz akı niteliğindeki sayılı bilim adamından biri olan çok değerli araştırmacımız Orhan Türkdoğan önemli bir kaynak. Fakat hocamızın neredeyse Osmanlı'daki her türlü kötülüğü devşirme düzeninin bozguncu sonuçları sayacak kadar genelleyici bakışını -benim gibi- yüzde yüz onaylamayabilirsiniz. Aynı şekilde bazı devşirme Osmanlı'nın müthiş bir sadakat, vefa ve ehliyetle devlete yaptığı hizmetleri, sistemin sürekli ve yaygın verimi olarak da görmeyebilirsiniz.
Çekirdeğini Rus tarihçi Gumilev'de bulduğum yorum, bana orta yol olarak en isabetli görünen değerlendirmedir:
Hıristiyan ailelerden alınarak eğitilen ve sistemin içine katılan ilk nesiller gerçek birer ülkü adamı olarak Osmanlı'nın 'nizam-ı alem' davasına samimiyetle hizmet ederler... Sonraki nesiller ise sistemin içinde kendilerine çalışan, servet biriktirmekten başka gayesi olmayan ülküsüz adamlar haline geldikleri için Osmanlı baş aşağı yuvarlanmaya başlar...
Aslında bu yerküreyi kendi tasarım tahtası olarak gören her büyük devletin bir şekilde başvurduğu yöntemdir. Bugün ABD'nin, yetmiş iki buçuk milletin çocuklarını göçmen olarak alıp kendi potasında eritip 'dünya düzeni' adı altında küresel sömürünün akıncıları olarak kullanması gibi...
Ne var ki arada önemli farklar vardır.
Osmanlı bu çocukları alıp Müslümanlaştırıyor ama onların memleketlerini sömürmüyor, aksine ortak yurt ediniyor, geliştiriyordu. Rumeli Osmanlı sayesinde şehirleşmeyi, gelişmeyi, zenginleşmeyi ve en önemlisi adaleti tanıdı, dört asrı tarihlerin yazmadığı bir huzur ve barış çağı olarak yaşadı.
ABD'nin devşirme sistemi ise filmlerle, televizyonla ve müzikle başka toplumların çocuklarını daha beşikten, babasının evinde devşirmeye başlıyor. Onları kendi ülkelerinin eğitim kademelerinde kimliksiz birer zevk düşkünü haline getirtiyor, çeşitli sivil toplum kuruluşlarının çengeline takıp 'yükseltilen değer' güneşinde kızartıyor. Sonrasında da çeşitli kulüp ve localarla vatansızlaştırarak, ister doğduğu ülkede, ister ABD'de, isterse dünyanın herhangi bir başka sömürü alanında, öz ajanları kadar kesin bir işlerlikle kullanıyor...
Türkiye bugün tersine devşirilenlerin köşe başlarını tuttuğu bir ülkedir. Vaktiyle Osmanlı'nın Müslümanlaştırdığı devşirmelerin ikinci, üçüncü kuşakları da devletin ve toplumun ülküsünden kopabiliyor ama bunlar hiç değilse Sabatay Sevi'nin dönmeleri gibi ikili inanç gerçeği yaşamıyorlardı. Şimdi ise tersine devşirilenler ya atalarının dinine dönerek veya büsbütün dinsizleşerek daha yumuşak bir ikili inanç çıkmazına giriyor, kaçınılmaz olarak 'ajan psikolojisi' ile marazi varlıklar haline geliyorlar.
Bunlar önce saha taramalarıyla belirlenir, 'sen aslen Ermeni'sin, sen aslen Rum'sun veya şusun, busun' diye silkelenirler. Böylece toplumdaki temel değerlerle bağları koparılır, Türkler'in tarihinin ve inancının devamı olmadıkları duygusu kendilerine aşılanır. Sonra da yeteneklerinin elverdiği yere kadar yükseltilirler.
Küresel iddialı ülkelerin içimizden vatansız tetikçi edinme tarzının özeti budur. Osmanlı'nın felaketinde pay sahibi sayılan devşirme torunları, şimdiki tersine devşirilmişlerin yanında zemzemle yıkanmış sayılırlar.
Truva'yı yenen tahta atın çağdaş uyarlaması karnımızdadır.