Rest mi? Çaresizlik mi? - Hasan Ünal
Bir kaç gündür Başbakan Erdoğan ve Ali Babacan AB`ye rest çekiyorlar. Erdoğan, Kıbrıs Türklerine uygulanan ambargolar kaldırılmadığı takdirde, Türkiye`nin liman ve havaalanlarının Rum gemi ve uçaklarına açılmasının söz konusu olmadığını; AB bunda ısrar eder ve müzakereleri askıya alma tehdidini önümüze koyarsa bundan korkmayacaklarını ifade etti. Kendi tabiriyle, `müzakereler durursa dursun` dedi. Babacan da AB`nin, Kıbrıs meselesini Türkiye`ye karşı koz olarak kullanmasının AB ilkelerine aykırı olduğunu söyledi.Muhtemelen, bu sütunda sıklıkla dile getirdiğimiz kriz senaryosu yaklaşıyor. Zaten 12 Haziran günü toplanan Ortaklık Konseyi krizi haber veriyordu. O toplantının yapılabilmesi krizi ortadan kaldırmadı; sadece bir kaç aylığına tehir etti. AB, Türkiye`den Ekim ayı ortalarına kadar liman ve havaalanlarını Rum gemi ve uçaklarına açacağına dair garantiler aldığını; dolayısıyla sonbahara kadar Ankara`ya süre verilmesi gerektiğini düşünüyor.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialisescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholabilify idippedut.dk abilify
AB`nin Türkiye`ye karşı tavrı öyle bir noktaya geldi ki, artık AKP hükümeti ve Kıbrıs`ta da Talat-Soyer yönetimi bile bu talepleri karşılayamıyor. Bu arada AB`ye hemen her isteğini kabul ettirten Papadopoulos ise taleplerini iyice artırıyor ve üniter devletten başka bir anlaşma olamayacağını ortaya koyuyor.
AB`deki Fransa ve Avusturya gibi ülkeler avuçlarını ovuşturuyor olmalılar. Çünkü onlar açısından Kıbrıs meselesinin çözülüp çözülmemesinin veya nasıl çözüleceğinin fazlaca bir anlamı yok. Onlar açısından önemli olan Türkiye`yi bezdirip bu süreçten kendi iradesiyle ve masayı devirerek çekilmesini sağlamak. Bugün Kıbrıs meselesi olabilir. O çözülse hemen Ege üzerinde duracaklarına şüphe yok. Her ikisi de Rum-Yunan ikilisinin istekleri doğrultusunda çözülse, bu defa Ermeni soykırımı iddialarının tanınmasına ağırlık verecekler. O da olsa Fırat ve Dicle`nin suları. O da olsa içerde Kürt ve Alevi otonom siyasi bölgeleri oluşturmak için taleplerde bulunacaklar. Onlar da olsa, sonuçta ya hazmetme kriteri yoluyla Türkiye`ye hayır diyecekler. Veya referandumda halklarının hayır demesini sağlayacaklar. Ardından da ne yapalım halklarımız hayır dedi diyecekler.
Çünkü Türkiye`nin AB`ye alınmasını istemiyorlar. Gerisi lafı güzaf. Böyle olunca da Erdoğan-Babacan ikilisinin `limanlarımızı açmayacağız` anlamına gelen açıklamalarından fevkalade memnun olmuş görünüyorlar. Eğer bu sayede müzakereler durur ve bir daha ne zaman açılacağı meçhul hale gelirse, bundan sadece ve sadece mutlu olacaklardır.
AKP hükümetine gelince, bu hükümetin AB`ye rest çekmesi komik kaçıyor. Çünkü karşı taraf da, içerde hiç kimse de bu hükümeti bu konuda ciddiye almıyor ve almaz. Ama diyelim ki, hükümet bu defa ciddi. O zaman, bu rest, bugüne kadar izlenen AB ve Kıbrıs politikalarının tam anlamıyla iflas ettiği anlamına geliyor. Çözümsüzlük çözümdür diye işe başlayanlar ve Rumların olmayan iyi niyetleriyle işi çözebileceklerini zannedenler tam manasıyla yanıldılar. Dolayısıyla Denktaş`tan, Kıbrıs Türk halkından ve Türkiye kamuoyundan özür dilemek zorundalar. Eğer restte samimi iseler, müzakerelerin durması ihtimalinden korkmadan pozisyonlarından geri adım atmasınlar. O zaman Türk halkı kendilerini belki ciddiye alır. Çünkü halk hâlâ hükümetin bu konuda gaz almaya yönelik konuşmalar yaptığına inanıyor