CUMHURİYET'İN ATEŞLE İMTİHANI - Hüseyin MÜMTAZ
Behiç Gürcihan ve Muammer Karabulut’un farklı zaman ve zeminlerde kullandıkları “muvazzaf vatandaş” ve “etnik bakiye” kavramları giderek AB sürecindeki ayrışmanın iki tarafı haline geliyor. 1995 Aralık Gümrük Birliği Antlaşmasından bu yana geçen on yıllık süre içinde “etnik bakiyeler” etnik aidiyetlerinin “nedense” farkına varmaya başlayıp milleti, doğal sonucu olarak tabii devleti de bölebildiklerince bölmeye çalışıyorlar, muvazzaf vatandaşlar da “boz kalpaklı kuvvacı” olup karşı koymaya.. 10-11 yıl milletlerin-devletlerin tarihinde hiçbir şeydir.. Ama bu kadar kısa sürede bu kadar kapsamlı ayrışma da zor görülmüştür. Harp-darp olmadan.. “Barış, diyalog ve hoşgörü” süreci içinde.. Koca imparatorluk, evet 1911 -1918 arasındaki 7 yılda çökmüştür ama bu yedi yıla Balkan, Trablusgarp, Çanakkale, Kanal, Sarıkamış muharebeleri sıkışmıştır. Bir Cihan Harbi başlayıp, bitmiş, arkasından 1919-22; üç yıl daha Kurtuluş Savaşı.. İşte “etnik bakiyelerin”; Hüsnüyadisler’in bir türlü hazmedemediği o üç yıllık süreçtir. “Muvazzaf vatandaşlar” da ne yazık ki o 3 yıl içinde görevlerinin sona erdiğini zannetmektedirler.new prescription coupons sporturfintl.com online cialis couponscialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon card
Muvazzaf vatandaşlar sessiz, sakin, bigâne ve üzerlerine ölü toprağı serpilmiş gibi oturdukça etnik bakiyeler memleketi sahipsiz zannetmekte, olanca edepsizlik ve saldırganlıklarıyla 1918’de yarım bıraktıkları işi bitirmeye çalışmaktadırlar.
Onun için ve onların çabalarıyla Cumhuriyet’te bu gün derin kavram kargaşaları yaşanmaktadır.
Başbakan bir vatandaşa “Ananı da al git” diyebilmekte; “kamusal alan”da türbana hassasiyet gösterenler, kot pantalonla Atatürk heykeline çelenk konulmasına tepki gösteren vali yardımcısını eleştirebilmektedirler.
Giresun vilayet erkânı ile a) Denktaş’ın şehre ziyaretinde binbir türlü mazeretle Osman Ağa’nın mezarının ziyaret ettirilmemeye çalışılması ve b) Tüfek icat edildiğinden beri mertliğin ve cesaretin sembolü olarak oynanmakta olan Çandır Tüfek oyununu yasaklamaları yüzünden yıldızımız pek barışık değildir.
Ama Vali yardımcısının, Dünya Çevre Günü dolayısı ile Atapark’taki Atatürk anıtına Giresun Deniz-Dağcılık Spor Kulübü adına kot pantalonla çelenk koymaya kalkan bayana tepki göstermesini onaylıyorum.
Atatürk anıtına türbanla çelenk konulamazsa, kot veya transparan blûz ile de konulamaz. Kotla koydurursanız, türbana da ses çıkaramazsınız..
Cumhuriyet’te derin kavram kargaşaları yaşanmaktadır.
İstanbul Kültür Üniversitesi yayınlarının ilk kitabı yayınlanmış.. Kitap a) tarihten gelen önyargıların değiştirilmesi, b) Barışçı Türk imajının yaratılması ve c) Türkiye’nin AB üyelik sürecine katkıda bulunulması amacıyla hazırlanmış. Kitabın adı “Türk Kültürü ve Kimliği” imiş.. Tanıtımı….. sıkı durun; “Four Seasons Oteli”nde yapılmış..
Kara mizahı yakalayamayanlar için tekrar ediyorum, “Türk Kültürü ve Kimliği kitabı” Four Seasons Oteli’nde tanıtılmış..
Derin devleti bilerek ve isteyerek daima öne çıkaranların yarattığı bu tartışmalar sonucu oluşan sis bulutunun örtmeye çalıştığı “Cumhuriyet’teki derin kavram kargaşaları” yavaş yavaş derin erozyonlara ve ayrışmalara neden olmaktadır.
Dışişleri kaynaklarının yaptığı değerlendirmeye göre “Türk bayrağı ile birlikte AB bayrağının kullanılması, AB sürecinin toplumun her kesimi tarafından daha iyi benimsenmesi açısından da faydalı olur. ..AB ortak egemenlik kavramı üzerine kurulu olduğu için, AB bayrağı da bu ortak egemenliği içeriyor. Bundan dolayı AB’ye tam üye olmamış bir ülkenin, yurtdışı temsilciliğinin bahçesinde veya temsilcilik binasının dış cephesine ulusal bayrağın yanına AB bayrağı asılamıyor. Ancak yurtdışı temsilciliğin içinde ulusal bayrakla birlikte AB bayrağının kullanılmasının hiçbir sakıncası olmadığı” bildirilmektedir.
Yâni artık “toplumun her kesimi tarafından daha iyi benimsenmesi için” ve “ortak egemenliğin”; Türkçesi; “egemenliğin paylaşımı”, daha da Türkçesi, “egemenliğin devri” için artık Türk bayraklarının yanında AB bayraklarını da göreceğiz..
Yalnız bunun için ufak bir yönerge çıkarılması gerekiyormuş..
Acaba diyorum, yönergeden sonra..
Garnizon komutanlıkları da asacaklar mı bu bayrakları?
Güneydoğu’da operasyona giden birlikler bu bayrakların önünden geçerek, bu bayraklar için mi çatışmaya girecekler?
AB bayrağı astığınız an AB Komisyonu sizi o çatışmaya asla sokmaz efendiler..
Yönergeden sonra okullara asılcak o bayrakların altında nasıl “Varlığım Türk varlığına armağan olsun” la biten andımızı okutacaksınız?
Dini hassasiyetlere önem verdiğini ileri süren Akepe; bir hristiyan topluluğu olan AB’ye girmek istemektedir.
“Vücut dilinden anlayan” ve aynı hassasiyetlere hassasiyet gösteren tek-tip bürokratları atayabildiği kadar atamaktadır.
Bazı mülki âmirler artık yörede “hükümetin temsilcisi” olduklarını bile ifade edebilmektedirler. (Tarbzon Valisi)
Atayamadığı kurum ve kuruluşlarda gerekli düzenlemeyi yapabilmek için Cumhurbaşkanlığı seçimini beklemektedir.
RTÜK şimdiden “düzenlediği” kurumlardan birisidir.
Bu RTÜK, Kürtçe’nin özel televizyonlarda sınırsız ve süresiz kullanımı önündeki engelleri kaldırmıştır.
Devletin radyo televizyon kurumunun başında eski işi imamlık olan bir genel müdür vekili bulunmaktadır.
Fakat işte bu RTÜK ve bu RTÜK’e yol veren Akepe; tarihinde ilk defa bir televizyon programında canlı yayında milyonların gözü önünde pantolon indirilmesine engel olamamıştır.
Bu kitlesel teşhirciliğe, tarif edilmez ayıba hiçbir şey yapamamıştır.
Aynı işi sokakta uluorta yapsanız cezası yok mudur? Yoksa AB süreci içindeki yeni yasa düzenlemelerinde bu da mı suç olmaktan çıkarılmıştır? Her zaman sığındığınız gibi yapan (bu sefer Mehmet Ali) meczuptur mazeretiyle sıyrılıvermeyi mi düşünüyorsunuz bu işten de?
Türkiye’yi ziyaret etmekte olan Lübnan Başbakanı Fuad Siniora görüşmeden sonra Erdoğan’la gerçekleştirdiği ortak basın toplantısında gazetelere göre bir “hata” yapmış..
“Sayın Erdoğan benim de, Lübnan’ın da, Türkiye’nin de dostudur” demiş. Bu sözler üzerine salonda bulunanlar ve Erdoğan yüksek sesle gülmüş..
Neden gülmüşler? Gülünecek ne var bunda? Adam kötü bir şey söylememiş ki!
Hâkkâri’de Türkleri de alt kimlikten sayan Erdoğan elbette Türkiye’nin dostudur..
Değil midir?
2006 Haziranı’nda, bu derin kavram kargaşalarını yaşamakta olan Cumhuriyet, çok kritik bir sürece girmektedir.
Önümüzdeki 13-14 ay içinde önce Genelkurmay Başkanlığı ataması, sonra Cumhurbaşkanlığı, sonra da milletvekilleri genel seçimleri yaplacaktır.
Özal’ın bile Cumhurbaşkanlığı bu kadar tartışılmamıştı..
Çünkü Özal’ın Cumhuriyetle bu kadar sıkı bir hesaplaşması yoktu.
Erdoğan; çok ender insanın eline böyle bir fırsat geçeceği için ve ideallerini gerçekleştirmek uğruna köşke çıkacaktır. Kimse vazgeçeceğini düşünmesin.
Fakat temsil ettiği öğreti modern Cumhuriyetle hesaplaşmayı öngördüğü için toplumda derin çalkantılar yaratacaktır.
Kamusal alana türbanı çıkarmaktır Erdoğan’ın öncelikli hedefi.. Sonra da “ilgililere” eşsiz davetiye göndermek..
Bu o öğretinin 80 yıllık rüyasıdır..
Cumhurbaşkanlığına giden yolda Genelkurmay Başkanı’nın atanması ise son “en kritik” virajdır. Bu “iki görevlendirme” hayati önemi haizdir.
Genelkurmay Başkanı’nın atanması “teamüle uyarak”;
Cumhurbaşkanı’nın seçimi ise “toplumsal uzlaşma” ile gerçekleştirilmelidir.
Akepe’nin AB bayrağı ve televizyonda pantolon indirme olaylarında “teamülü” , toplumun gelenek ve görenekleri ile hassasiyetlerini hiç nazarı dikkate almadığını gördük.
Demokrasi, azınlık tahakkümü değildir.
Daha emekli olmadan ettikleri yemini unutanların bulunduğu her yerde…
“Muvazzaf vatandaşlar”ın âcilen duruma vaziyet etmeleri vatandaşlık görevidir… 16 Haziran 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”