SANKİ MESELE SADECE KIBRIS... - Hasan Ünal
Yalan makineleri ve psikolojik harekat erbabı tipler AB konusu sarpa sardıkça, meseleyi tekrar rekrar Kıbrıs'a getiriyorlar. Annan planının ilk ortaya atıldığında yani 2002 yılının Kasım ayında Türk tarafı 'evet' deyip işi bağlasaymış; Kıbrıs Türkleri de Rumlarla beraber AB'ye girecekmiş ve Türkiye'nin önünü kesen Kıbrıs meselesi olmayacakmış. Yani AB işimiz sıkıntısız yürüyüp gidecekmiş.Bu iddia iki açıdan yalan. Birincisi, Türk tarafı kabul etse de etmese de Rumların AB üyeliği garanti edilmişti. Başta Verheugen gibi şom ağızlılar olmak üzere, AB yetkilileri defalarca Rumların her halükarda AB'ye alınacağını kamuoyuna açıklamak suretiyle 2002 yılında Denktaş'ın girişimleriyle başlatılan yüz yüze görüşmeleri sürekli olarak sabote etmişlerdi. Lahey görüşmelerinde Papadopoulos'un Türkiye'den o anda karşılanması mümkün olmayan talepleri söz konusu olmasa, Annan planının referanduma sunulması konusunda uzlaşılsaydı ve Rumlar referandumda 'hayır'deselerdi bile, onlar AB'ye yine gireceklerdi. Türkler ise evet demelerine rağmen cezalandırılacaklardı. Bu iş vaktiyle de böyle oldu. De Cuellar paketini 1986'da Türkler kabul etti; Rumlar reddetti. Ama sonuçta Türk tarafına uygulanan ambargo sertleştirildi.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis coupons printable link discount prescription drug cardcialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectsbuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus
Bütün bu izahlardan ortaya çıkan şudur ki, Kıbrıs meselesinin Annan planı çerçevesinde çözülmemesinde Türk tarafının en ufak bir hatası yoktur. Bu, Annan planının Türkler için iyi olduğunu söylemek anlamına gelmez. Tam tersine, Annan planı Kıbrıs'ı en fazla on ila on beş yılda Rum adası haline döndürecekti.
Kıbrıs konusundaki ikinci yanılgı ise, bu meselenin AB konusunda Türkiye'nin önünü tıkadığının zannedilmesidir. Oysa gerçek şudur ki, Kıbrıs, Türkiye'yi istemeyen AB ülkelerinin bize karşı kullandığı mazeretlerden sadece birisidir. Kıbrıs meselesi hiç olmasaydı, bu defa da başka konular ön plana çıkarılacaktı.
17 Aralık belgesi ve 3 Ekim müzakere belgesinde dış politika ile ilgili olarak dört temel konu var:. Kıbrıs, Ege, Ermeni soykırımı iddialarının tanınması ve Fırat-Dicle sularının yönetimi. Eğer Kıbrıs meselesi olmasa veya AB'nin şimdi istediği gibi Kıbrıs meselesi çözülse, o zaman bir yandan Ege'yi öte yandan da Ermeni soykırımı iddialarını önümüze koyacaklar ve bu liste yeni ilaverlerle uzayıp gidecektir.
Vaziyetin bu olduğunu görmemek için ya samimi manada ABperest olmak lazımdır ki, onlar bile bu aşamada büyük ölçüde havlu attılar, ya da işin içerisinde başka bir şeyler bulunması gerekir. Sürekli olarak Yunanistan'ı ve Rumları hoş göstermeye çalışan müzakere/mütareke basın ve televizyonları, AB konusunda Türkiye önündeki tek engelin Kıbrıs olduğunu göstermeye çalışmak suretiyle büyük bir yalan söylemiş oluyorlar.
Bugün ne Fransa ne Avusturya gibi Türkiye'nin üyeliğine fevkalade karşı çıkan ülkeler açısından Kıbrıs meselenin fazlaca bir önemi yoktur. Bu ülkelerin halklarında Kıbrıs konusunda Hristiyan Rum-Yunan tarafının haklı, Müslüman Türklerin ise haksız olması gerektiğine dair önyargılar tabiiki vardır; ancak, bu devletlerin hiç birisinin (İngiltere ve Amerika hariç) Kıbrıs konusunda somut çıkarları yoktur. Ama her biri Kıbrıs konusunu AB'nin temel sorunuymuş gibi Türkiye'ye karşı kullanacaklardır. AKP hükümeti Kıbrıs'ı verince, bu defa da Ege ve diğerlerini önümüze koyacaklardır. Gerisi lafı güzaf ve psikolojik propaganda...