1725 KISIM TEKMİLİ BİRDEN - Hüseyin MÜMTAZ
<P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Gül, Lüksemburg’a gitmek için papatya falı açarken Nihat Hekimoğlu telefonda soruyordu; “Abi nasıl görüyorsun durumu?”</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>“Görmüyorum kardeşim” dedim.. “Öğlenden beri televizyonu ve interneti kapattım, orta oyununu seyretmiyorum.”</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Bu; 57’inci Hükümet zamanında Ecevit’in hükümet ortaklarınca bindirildiği Solana’nın uçağından beri kaçıncı uçak? Kaçıncı perde, kaçıncı sahne?</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>“Her bir müzakere başlığının açılış ve kapanışında 70 defa daha aynı sahneyi seyredeceğiz” dedim Hekimoğlu’na.. “Milletin gözleri önünde tiyatro oynanıyor. Bunun adı tiyatrodur, başka bir şey değil..”</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Ertesi gün gazeteler aynı manşeti attılar.. Güya Rumların 69 hakkı kalmış..</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Tabii hepimiz yanıldık.. Sadece Rumların 69 hakkı kaldı.. Öteki üyeler? 69 çarpı 25, 1725 eder.. Bu gün başrol Rumlarda idi, yarın Fransa, öbür gün Almanya, sonra başka birisi sazı eline alacak.. Bizim “uçak” bekleyecek, Tayyip veya Gül “Gitmeyeceğiz” diyecek. Akşama doğru Dışişleri “İsteklerimiz kabul edildi, gidiyoruz” havası yayacak ve “heyet” uçağa binecek..</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Lozan heyeti bile bu kadar nazlanmamıştı, orada bile deveye bu kadar hendek atlatılmamıştı.</FONT></P> <P class=MsoNoSpacing style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><FONT face=Calibri><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Peki olan ne, tezgâh nasıl işliyor?</FONT></P><div style="display:none">naproxennatrium <a href="http://www.zygonie.com/blog/page/naproxen-fk-KK1">site</a> naproxen kruidvat</div><div style="display:none">fusidinezuur voetschimmel <a href="http://blog.jp-sa.org/page/Fusidine-Teva">click</a> fusidinezuur acne</div><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">blog.phmglobal.com</a> symbicort cena</div>
Sonunda dönem başkanı “uzun çabalardan sonra“ ve sekizinci taslak metinde şöyle bir ifade kullanıyor; “İki üç kiloluk, yuvarlak, yeşil-sarı renkli kalın kabuklu, içi bol sulu ve kırmızı, çoğunlukla siyah çekirdekli meyve”…
“Tamam” diyor, bizim heyet, “İsteklerimiz kabul edildi” ve uçak kalkıyor..
Güya karpuz denilmedi..
İçeriye basılan hava, “AB bütün dediklerimizi kabul etti.”
Benim kıymetli okuyucu, tam 1725 defa daha aynı tiyatroyu seyretmeye vaktim, zamanım, yüreğim yok.. Seni bilmem..
Üstelik sonuçta elimize geçen; nasıl tarif ederseniz edin altı üstü sadece “karpuz” ama karşılığında neyi, ne kadar verdiğimiz “gizli”.. Bir türlü öğrenemiyoruz..
Bu arada biraz ekonomiye ne dersin ey millet?
Son iki ayda enflâsyon % 25 oldu mu?
Oldu..
Peki Türkiye hazinesinin, karşılığında para bastığı, uzun zamandır basamadığı altın stoku nerede?
Ankara’da, Merkez Bankası kasalarında filan zannediyorsun değil mi?
Kusura bakma ve cahilliğime ver ama ekonomiden anlamadığımı zaten ifade etmiştim..
Ben yeni öğrendim, Amerika’da imiş..
Evet, Türkçe ve yazıyla, “Türkiye’nin altın stoku Amerika’da emniyette-emanette imiş”..
Burada devreye konunun uzmanı Selim Kotil giriyor; “Sadece altını değil, Türkiye’nin döviz rezervi de Amerika’da.. Teminat olarak tutuluyor..”
O zaman bütün bağımsızlık stratejimizi en baştan ve yeniden gözden geçirmemiz gerek..
Kocca Türkiye bu kadar polisi, askeri, jandarması ile altın ve dövizinin emniyetini alamıyor mu da Amerika’ya emanet ediyor?
Peki “kasanı elinde tutan” ağabeye, ağaya, beye nasıl diklenirsin?
Alan el mi, veren el mi daha üstündür?
Yalnız peşinen şunu not edip nihai değerlendirmeye öyle geçelim..
“Düyun-u Umumiye İdaresi 1914-1918 arasında 161 milyon liralık para basmıştı. Bunlara kaime deniyordu. Ulusal mücadele bu kaimelerin varlığıyla birlikte yürütüldü. Ankara'nın o dönemde kendi adına para basmasına psikolojik ortam uygun değildi. Cumhuriyet yönetimine Osmanlı'dan 159 milyon liralık kağıt para geçmişti. 1924 yılında hazinenin elinde, kağıt paranın değerini korumada kullanabileceği hemen hiç altın ve döviz bulunmuyordu ” (Metin Aydoğan. “Türkiye Üzerine Notlar”)
Demeki ki neymiş;
“1924 yılında hazinenin elinde, kağıt paranın değerini korumada kullanabileceği hemen hiç altın ve döviz bulunmuyormuş”.
Demeki ki neymiş;
“İstiklâl-i Tam” için, “tam bağımsızlık mücadelesi”ne başlamak için, “ya istiklâl ya ölüm”ü göze almak için altına, paraya, pula ihtiyaç yokmuş..
Mangal gibi yürek, altı okka bilek gerekiyormuş..
Peki neden bizi şimdi “yabancılar bir gecede sıcak paralarını çekerler, borsa çöker, perişan oluruz” sopasıyla ehlileştirmeye, terbiye etmeye çalışıyorlar?
Sen ey okuyucu, öyle görüntü verirsen, zaafının ne olduğunu açığa çıkarırsan gün gelir dolarla, gün gelir euro ile, gün gelir altınla, gün gelir ne bileyim, muzla terbiye ederler..
Amerika’nın BOP’una Kafkasya’da, Balkanlar’da, Ortadoğu’da ama önce Türkiye’de çomak sokmak istiyorsan Merkez Bankandaki döviz ve altın stokunun Amerika’da rehinde olduğunu bileceksin.
Önce ya onu kurtarmaya bakacaksın, yahut onu da gözden çıkarıp, yok farz edip, “Al atını ver tımarımı” diyeceksin..
Ömer Seyfettin’i ilkokulda öğretmenlerin okutmadı mı sana?
Peki ne okuttular?
Güler Kömürcü, Mahir Kaynak’a atfen şöyle yzaıyor;
“Sonuç itibarıyla, asıl oyun okyanus ötesinden kurgulanıyor ve okyanus ötesi, Washington (geçen hafta da açıkça yazdığım gibi) BOP planında Irak ayağını tamamlayıp- İran ve Kafkasya hedefine start verdi, aynı anda Türkiye'ye biçtiği -ılımlı İslam- rol modelini de rafa kaldırdı yani ılımlı İslam rol modelinin vitrininde duran tüm aktörleri de tasviye süreci başlattı, tasviye edileceklerin başında da F tipi cemaat ve yaratılan bir siyasi yapı yer alıyor”.
Kendini Amerika’da zorunlu ikamete mecbur addeden “F tipi cemaat”in (Bu lâfı tuttum ben..) Türkiye’ye dönüş hazırlıkları yapılıyor..
Devletin resmi haber ajansı AA; daha kesinleşmemiş mahkeme karar metnini abonelerine servis ederek muhteremin affedildiğini duyuruyor.
Oyuna dikkat lütfen.. İşi bitti ki, kullanım süresi geçti ki pimi çekilmiş el bombasını bize yollamaya hazırlanıyorlar..
Aynı Öcalan gibi..
Suriye’den yola çıktı, Rusya, İtalya.. Kimse ateşi eliyle tutmak istemedi.
Sonunda Yunanistan aracılığı ile bombayı bize teslim ettiler.
57 dahil sonraki hükümetler asamadı..
Halâ uğraşıyoruz. Ve kendisini çok seven ama ellerinde tutmayan, misafir etmek istemeyen batılılar, İmralı’yı kullanarak bize olmadık şantajlar yapıyorlar..
F tipi cemaat de gelince farklı olacağını zannetmeyin.. Diyalog, hoşgörü, cemaatlere özgürlük kelâmını her zamankinden çok dinleyeceğimiz günlere giriyoruz demektir
Bundan sonra, çok mecbur kalmadıkça; şimdilerde muhtemel giriş için artık 2020’lerin telaffuz edilmeye başlanıldığı bu “AB müzakereleri süreci” için yorum yapmayacağım.
Ama tarihe not düşmek için dünkü son dakikada binilen Lüksemburg uçağı ile ilgili yabancı basının bu güne yansıyan yorumlarını kısaca gözden geçirmek istiyorum..
La LibreBelgique Türkiye ile müzakere sürecinin ''hat safhada hassas'' geçeceğinin dün bütün çıplaklığıyla ortaya çıktığını yazıyor. Gazete, müzakerelerin ''en az 10 yıl alacağını'' vurguluyor.
Frankfurter Allgemeine Zeitung, diğer Avrupa ülkelerinin Kıbrıs'ı yalnız bıraktığı görüşünde. Gazete, Türkiye karşısında dayanışma ruhundan yoksun kalındığını düşünüyor. Frankfurter Allgemeine Zeitung, Kıbrıs'ı tanımayan Türkiye'nin gene de Avrupa Birliği'ne üye olmak isteyişini ''garipten de öte, abes'' diye niteliyor.
DerTagesspiegel de Türkiye'nin Kıbrıs konusundaki tutumu nedeniyle Avrupa Birliği üyeliğini hak etmediği görüşünde. ''Kıbrıs çok küçük, Türkiye ise çok büyük'' diyor Der Tagesspiegel: ''Ve kendinden küçükleri tehdit eden büyük devletlere, Avrupa Birliği'nde yer yok''.
DieTageszeitung, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında ilişkilerin bu dönemde soğuyacağını tahmin ediyor. Fakat Kıbrıslı Rumlara da bir uyarısı var: ''Sonuçta önlerinde içinden çıkılmaz bir sorun yumağı bulurlarsa, şimdi izledikleri politikayı pişmanlıkla anmaları olası''.
Avusturya basınından Die Presse, konuya bir başka açıdan bakıyor. Die Presse'ye göre Kıbrıs sorununu bahane eden Avrupa Birliği hükümetlerinin amacı, Türkiye'yi üyelik talebinden kendiliğinden vazgeçirmek.
Financial Times: Müzakereler her an çökebilir. İngiltere basınından Financial Times, dünkü pazarlıklarla kapıya dayanan bir krizin aşıldığını, fakat Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki müzakere sürecinin önümüzdeki aylarda çökmesi olasılığının halen geçerli olduğunu yazıyor. Financial Times'a göre bunu aşmak için Türkiye'nin yeni tavizler vermesi gerekli olabilir.
Independent: Türkiye, uçurumun eşiğinden kurtarıldı ama şimdilik....
The Washington Post: Engel şimdilik kalktı.
Daily Telegraph: Türkiye'de reformlar daha da yokuşa sürülecek.
Daily Telegraph'ın görüşlerini aktardığı bir diplomat, zaten bir süredir militanca bir milliyetçiliğe kayan Türk kamuoyunun Avrupa Birliği ile yaşanan pürüzler nedeniyle daha da olumsuz bir havaya bürünmesinden korktuğunu belirtiyor: ''İlk başta, üyelik 2015'ten evvel olmaz diye konuşulurdu. Fakat şimdi giderek çok sayıda kişinin, 2020'den evvel olmaz dediğini duyuyoruz.''
Evet… Papa II’inci İnnocenti’nin kara bir örümceğe benzeyen ve Beethoven’in 2’inci Senfonisi eşliğinde imzalanan AB Anayasası ile girilen sürecin “ucu açık” olacağını baştan itibaren söylüyorduk..
Ucu açık ve sivri..
Önce 2015 telaffuz ediliyordu. Şimdi görüldüğü gibi 2020’ler söyleniyor..
2020’ye kadar tam 1725 kere uçak kalkacak mı kalkmayacak mı diye yüreğimiz ağzımızda bekleyeceğiz…
Tabii o uçağın kaçında Akepe’li bakanlar ve heyetler olacak?..
Gelen hangi iktidar “yeter artık, Uçak muçak yok..” diyecek, “İsteyen gelip benimle Ankara’da görüşür” diyecek…
“AB ile görüşme yok” diyecek, hep beraber göreceğiz…
Ne diyordu Metin Aydoğan kitabında;
“1924 yılında hazinenin elinde, kağıt paranın değerini korumada kullanabileceği hemen hiç altın ve döviz bulunmuyordu”.
Duydun mu ey millet? 13 Haziran 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”