Siyaset12 Haziran 2006 00:00

TÜRK POLİSİNİ KİM KORUYACAK? - Hüseyin MÜMTAZ

Türkiye’de, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü koruma ve kollamakla görevli kurumlar asker, polis, jandarma olmak üzere teşkilatlanmış ve ayrı ayrı sorumlulukları ve birbirleriyle ilişkileri ve görev bölümü ile yasalarla saptanmıştır.                 Bu kurumlar AB sürecinde yavaş yavaş işlevsiz-yeteneksiz hâle getirilmektedir.                 Bundan daha elim ve daha vahim olmak üzere devletin kendini koruma içgüdüsü de dumura uğratılmaktadır.                 Düşünce düzeyinde iç güdüsel refleks olmazsa  kendini neyle ve nasıl koruyacağın bilemezsin ki!                 Önce asker yıpratılmaya başlandı. Ve sıra şimdi, öyle anlaşılıyor ki, polise geldi.                 Yöneticilerimizin ağzından Türk lâfını duyamıyoruz.. Türk askeri, Türk ordusu yerine ısrarla “ordumuz”, “askerimiz” tanımlamalarını kullanıyorlar.                 Peki uzun zamandır “Türk polisi”ni duydunuz mu? Nerede olduğunu göreniniz, bileniniz var mı?                 Polis Teşkilatının bilmem kaçıncı kuruluş yıldönümü imiş..                 Neden “Türk polisinin” değil?buscopan link buscopan plus

19 Mayıs’larda Ankara’da Cumhurbaşkanı’na verilmek üzere Samsun’dan yola çıkarılan bayrağın adı “Sevgi bayrağı” oluyor….

                19 Mayıs haftalarında il ve ilçelerde mülki âmirin önderliğinde yapılan yürüyüşlerin adı da “Yurtta barış, dünyada birlik” haline dönüştürülüyorsa zaten fazla bir şey beklemek gerekmemektedir.

                “Dünyada birlik”, küreselleşmek; küreselleşmek de modern çağın sömürge yönetiminin siyaseten ifadesi değil midir?

Atatürk  “savaşma-seviş” diyen hippisel bir dünya barışı ve sevgisi için İzmir’e değil de Katmandu’ya gitmek üzere mi Samsun’a çıkmıştı?

Diyalog, hoşgörü…

Bir adım sonra -Samsun’a “Aslında Abant Toplantıları”na katılmak için  çıktı- diyeceğinizden eminim.. Gülmeyin; Erbakan “Cumaları” evinde kılmaya mahkûm edilmeden önceki siyasi hayatında “Atatürk yaşasaydı Refah Partili olurdu” demiyor muydu?

Sahi, “şürekâsı” şimdilerde nerelerde?

Genelkurmay Başkanı bir şekilde Başbakan’la “özel” görüşebiliyor..

Peki Emniyet Genel Müdürü’nün görüştüğünü hatırlıyor musunuz?

Geliyoruz en can alıcı noktaya..

Anayasası ve Kuruluş şeması Türkiye tarafından yapılan KKTC’de Genelkurmay Başkanı demek olan Güvenlik Kuvvetleri Komutanının başbakan’a; polisin de İçişleri Bakanına filan değil Güvenlik Kuvvetleri Komutanına bağlı olduğunu biliyor muydunuz?

Terfi ve atamalara hiçbir siyasi karışamıyor.

“Olur mu öyle şey? demeyin..

Hangisinin iyi veya kötü olduğunu bazı örneklerle incelemeye ne dersiniz?

Olay 1) Yıl 2004. Aylardan Temmuz. Yer; Van İl Merkezi.

Van Emniyet Müdürlüğü basılıyor, polis tokatlanıyor, gözaltındaki bir şahıs “kurtarılıp” çıkarılıyor.  Bölge milletvekili olan Milli Eğitim Bakanı gözaltına alınan şahsın babasına “geçmiş olsun” diyor.

Olay 2) Aynı yıl, bir ay sonra.. yer; Diyarbakır şehir merkezi..

Polis “Hevsel bahçeler”inde saklanan PKK’lıları ablukaya alır. 6 gün “girilemez”. Bu süre içinde Belediye Başkanı suç mahalline giderek Emniyet Müdürü ile tartışır. Yakasına yapışır.

Emniyet Müdürü bir süre sonra istifa eder.

Emniyet Müdürü istifa eder ama Vali yerinde kalır.. 2006 Newrooz’unda şehirde her türlü halt yenir fakat “olay” olmaz. Polis teröristlere “sapan”la karşılık verir. Göstericilerin önündeki çocuklara “çikolata” dağıtır. Diyarbakır’ın bayan emniyet müdür muavini kepenk kapatanların açması için sokak aralarında araba ile anons yaparken “Diyarbakır vatandaşı” deyimini kullanır.

Olay 3) Yıl 2006. Haziran ayı. Akepe Edirne Milletvekili Ali Ayağ'ın oğlu, Şile'de trafik cezası nedeniyle 4 polisle tartışır. Milletvekili baba, Emniyet Genel Müdürü Aydıner'i telefonla arar. 4 polis açığa alınır.

Olay 4) Yıl 2006. Haziran ayı. Yabancılara gayrimenkul satışı, Anayasa mahkemesi’nin koyduğu sınır geçildiği için durdurulan Hatay’ın Altınözü ilçesinde bir asker kaçağı gözaltına alınır. Akepeli Belediye Başkanı Cahit Alkan Emniyet Amirliğini basar. İlçe Emniyet Amir Vekilinin makam masasına vurarak camı kırar. “Seçmenimi serbest bırak” der.

Durum vahimdir, vahimden de ötedir kıymetli okuyucu..

Bunların hepsi; 57’inci Hükümet zamanında İstanbul’da tabancalarıyla sokağa dökülüp yürüyüş, gösteri yapan Çevik Kuvvet olayından daha fecidir.

Orada polisin şu veya bu şekilde bir iç disiplinsizliği sözkonusu idi.

Burada ise polise-görevli memura karşı yapılıp karşılıksız kalan saldırı vardır.

Türk Polisine yapılan saldırı devlete yapılmış demektir.

Hiç yukarıdaki olaylardan sonra kulağı çekilen, cezalandırılan, dokunulmazlığı kaldırılan, ihraç edilen bir siyasi hatırlıyor musun ey okur?

“Türk dostu” olduğu için Mustafaoli ismi takılan Olli Rehn ile AB’nin Ankara’daki müstemleke komiseri Kretcshmer’in görüş, öneri ve talimatları doğrultusunda asker-sivil ilişkileri AB’deki konuma getirildiği takdirde….

Askerin heyecanla AB standartlarına “uydurulması” politikası güdülürken; sivilin ve ille de politikacının da neden AB standartlarına uydurulmasının es geçildiği sorusunu yok sayarsak….

Çok kısa bir sürede milletvekili oğluna disiplin cezası verdiği için açığa alınan bölük komutanları;

Garnizon komutanının odasını basarak camına yumruk vuran ilçe başkanları göreceğiz..

Fakat mesele Türk askerinin bu hâle düşürülmesi, konumunun böyle geriletilmesi değil, Türk polisinin askerin seviyesine nasıl çıkarılacağıdır.

Siyasetin elinin polisin üzerinden nasıl çekileceği sorusu; diğer bağıran konularla beraber şu sıralar en can alıcı ve âcil sorulardan birisidir.

Danıştay-Eryaman olayında önce siyasiler zanlıyı, faili, kilit ismi, çete reisini bulup ilan ediyorlar.

Sonra basın krokiler, suikast planları açıklıyor.

Bu arada “zanlılar” daha polis sorgusunda..

Emniyet Basın sözcüsü iki gün sonra diyor ki; “Kroki-suikast planı filan yok”..

Adalet Bakanı  11 Haziran 2006 günü diyor ki; “Bilgi kirliliği var, kimin sızdırdığını araştırıyoruz.”

Önce bunları halledelim; Türk polisinin kadro-kuruluş ve çalışma sistemini-statüsünü yükseltelim, siyasetin elini çekelim..

Sonra tarikat işini daha kolay hallederiz..

Şimdi o soruyu yine soracağım..

KKTC’deki sistem mi daha iyiymiş, bu mu?

“Türk Polisi”ne; devletinin emrinde, milletinin hizmetinde uzun ve başarılı yıllar diliyorum..  

12 Haziran 2006

 

“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA

57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA

57’İNCİ ALAY HERYERDE

HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”