SANAT SEFALETTİR, REZALETTİR..- Hüseyin MÜMTAZ
Elçibey’in mezarı başındaki ağaçlarda şu cümle vardır; “Nefretim: yalançılara ve simasızlara..” İşte; zihni, beyni, düşünceleri ve fikirleri devşirilmiş “simasız ziyalılar” elindeki sanat elbette sefalettir, rezalettir, aşağılık bir şeydir. Sanatı insan eseridir. Peki insan nedir? Kimse kendini zorlamasın.. Hâlâ en yaygın kabul gören ve temel sınıflandırma bireylerin milliyetlerine göre yapılıyor.. A şahsı Alman ise, eserinin adı da Alman milletine mâl ediliyor.. Evrensel bir beğeni ile karşılansa bile kimliğini yine de kaybetmiyor. 60’lı yılların sonunda dünyayı salladığı halde ”The Beatles” için kimse Japon diyebilir mi? O halde her birey önce kendi milletinin (Yahut ulusunun.. kelimeye takılıp kalmayın.. Önemli olan kastettiğiniz şeydir- Kaldı ki Millet’le Ulus aynı şey değildir.. Göktürk anıtlarında hem ulus, hem de millet kullanılmıştır. Ulus, halk yerine; budun da millete yerine..) duygularını yansıtmalı, “terennüm etmeli”dir. Türkiye’de oturup, büyüyüp, Türk kültürü ile beslendikten sonra kalkıp İrlandalılar gibi düşünmeye, eser vermeye kalkarsanız önce âlemi kendinize güldürürsünüz, İrlanda kaşığı ile Türk muhallebisi yemeğe kalkmış hâle düşersiniz, inandırıcı olmazsınız ve en fazla…. “İçimizdeki İrlandalılar”dan olursunuz..coupons for cialis 2016 blog.nvcoin.com prescription drug cardsdiscount drug coupons site printable coupons for cialiscialis forum cialis prodaja cialis bez receptaabilify link abilifykamagra link kamagra gel
Türkçe, mertçe ve erkekçe..
Peşinen söyleyelim; Türk olmanız Korsakoff’tan yahut Borodin’den zevk almanızı, Amalia Rodrigues’in fadoları ile duygulanmanızı katiyyen engellemez. Çünkü “millî” olan kültür (ekin), “evrensel” olan ise medeniyettir (uygarlık).
(Mecburen ve safları sıklaştırmak için çift dilli konuşup yazdığımın farkında mısınız?)
Ama kalkıp fado veya rebetiko besteleyeceğim derseniz gülünç olursunuz..
“Lambada titreyen alevin üşüdüğü”; üşüyebildiği satırlar Mihriban’dan gayri kim için, hangi Emanuella için yazılıp bestelenebilir?
Baklavacı bile olamazsınız..
Bakın, Rumların baklavayı AB’de Rum tatlısı olarak tesçil ettirmeleri üzerine cümle baklavacılar ayağa kalkmış, itiraz etmiş, Gaziantep’teki bütün dükkanlarına Türk bayrağı asmaya karar vermişler..
Tabii burada baklavacılara; Kıbrıs giderken, Ege giderken, Kerkük giderken, Karabağ giderken neden ses çıkarmadıkları, akıllarının başlarına , yumurta kapıya, yahut sıra baklavaya gelince mi geldiği sorusunu sormak istemiyoruz..
Şarkıdan açılmışken, isterseniz konuyu ddağıtmadan yine şarkıyla devam edelim..
Eıurovision’un artık cılkı çıkmıştır efendiler..
Bu kadar istiskale-aşağılanmaya rağmen neden her sene katılmak zorunda olduğumuzu anlamıyorum.
Hanım kızmızın, o çok eleştirdiği Finlandiyalı mağara adamı satanistlerle karşılıklı dillerini çıkarıp dokundurarak “paylaştıkları heyecanın” fotoğrafını gördünüz mü?
Kaşları bile ağarmış (olması gereken) kıdemli sunucumuz Bülent Özveren’in geçen sene Türk jürisinin Yunanistan’a tam puan vermesi karşısında sevinçten baygıblık geçirdiğini hatırlıyoruz..
Türkiye’nin bu sene “işittiği lâflar” ise şöyle:
"DÜNYANIN BÖLÜNMÜŞ TEK BAŞKENTİ": Oylamada sıra Kıbrıs Rum Kesimi’ne geldiğinde, Rum televizyonu adına sıralamayı açıklayacak kişi söze, "Dünyanın tek bölünmüş başkentinden merhaba!" diye girdi. Rum sunucu daha sonra sıralamayı yaptı.
“BBC: TÜRKİYE’YE OYLAR MİSAFİR İŞÇİLERDEN”: Türkiye’nin Fransa, Almanya ve Hollanda’dan aldığı 12 tam puanlar da BBC’nin ünlü sunucusu Terry Wogan’ın dokundurmasına neden oldu. Yaklaşık 40 yıldır Eurovision’u sunan ve esprili sunumuyla bir hayran kitlesi de yaratan -BBC’nin Bülent Özveren’i- Terry Wogan, -Türkiye’nin tam puanları yine gastarbeiternlerden (misafir işçi)- ifadesini kullandı.
“FRANSIZLAR DA YORUM YAPTI” Bu arada Fransız devlet kanalında Ermenistan’ı temsil eden ekip sahne alırken Michel Drucker’in karşısındaki sunucuya -1915’te Türkler soykırım yaptı, umarım bir günü bunu kabul ederler- dediği bildirildi.
Evet; bu kadar aşağılanmayı gerektirecek ne yaptık?
Ve siz hâlâ sanatın evrensel mevrensel olduğunu, siyasetin karışmadığını ileri sürenlerden misiniz?
Bu seneki yarışmanın ikinci flaş haberi ise Türkiye’nin Ermenistan’a verdiği 10 puan..
Yorumlar şöyle.. Deniz Baykal: Yarışmayı izleyemedim. Ermenistan’a 10 puan, Türklerin müziğe, müzik olarak baktıklarını gösterir. Hırant Dink: Bu barış mesajıdır. Ermenistan’ın parçasını bir kez izleyebildim. Parçada Anadolu müziğinin ezgileri vardı. Verilen 10 puanda, bunun etkili olduğunu düşünüyorum. Bunu, Türkiye tarafından Ermenistan halkına gönderilmiş bir barış mesajı olarak algılamak yanlış olmaz. Garo Mafyan: Türklerin kalbi temiz. Çok hoşuma giden bir gelişme oldu. Halkların birbirlerine verdikleri bu puanlar, insani değerlerin öne çıktığını gösteriyor. Politika yüzünden bazı tatsız gelişmeler yaşanıyor ama gördüğünüz gibi insanlar buna karşı çıkıyor. Türk insanının kalbi temizdir. Biz kalpleriyle hareket eden bir toplumuz. Bu politikacılara çok iyi bir ders oldu. Müziğin dini, dili, ırkı yok. S.Cumhur Önal: Şarkıları güzeldi. Ben yıllarca birçok Ermeni müzisyen dostuma şarkı verdim, onlardan da şarkı aldım. Ermenistan’ın şarkısı güzeldi ve o yüzden 10 puan aldığını düşünüyorum. Fransa’nın Türkiye’ye 12 puan vermesi, bizim Ermenistan’a 10 puan vermemiz güzel bir dostluk gösterisiydi. Halkların birbirlerine karşı düşmanlıkları yok. Bu sese politikacılar da kulak versinler. Ermeniler: Türkiye bize göz kırptı: EUROVISION Şarkı Yarışması’nda Ermenistan’ın Türkiye’den 10 puan alması, Erivan’da olduğu gibi birçok ülkedeki diaspora çevrelerinde de değişik tepkilere yol açtı. İnternet sitelerinde yarışmayla ilgili iki görüşün hakim olduğu gözlendi. Bir görüşe göre Türkiye’nin 10 puan vermesinde, parçanın sağlam olması rol oynadı. Bazı internet sitelerinde şu yorum yer aldı:"Eurovision yarışmasına ilk defa Ermenistan’ı temsil eden genç sanatçımız Andre’nin söylediği ’Benimle Kal’ parçası pop müzik tarzında olmasına rağmen bizim kültürümüzü yansıtan otantik halk müziği motifleri de içeriyordu. Türkiye’deki insanlar da halk müziğini sevdiği için kendilerine yakın hissettikleri parçaya herhangi bir niyet gütmeden 10 puan vermeyi tercih etmiş olabilir." Bir başka görüşe göre ise Türkiye, Ermenistan’a jest yaparak "göz kırptı". Bu görüşü yansıtan yorum da şöyle: "Eurovision yarışmalarında sanatın her zaman ikinci planda olduğunu göz önünde bulunduracak olursak Türkiye’nin oyunu kullanma biçimi sadece yönetim olarak değil, halk olarak da Ermenistan adresinde bir iyi niyet jesti, göz kırpma biçiminde algılanabilir. İlginç bir adım" yorumu yapıldı.
Ne güzel!..
Herkes diyor ki; “Türklerin kalbi temiz..Bu barış mesajıdır..Türkler müzeiğe müzik olarak bakıyorlar..Bu bir dostluk gösterisidir..
Peki… Peki ama gösteriyi yapan, mesaj veren, jest yapan, müziğe müzik olarak bakan neden hep Türkler? Neden Yunanlılar veya Ermeniler “aynı medeni tavrı” bir türlü sergileyemiyorlar?
Neden Ermenistan, Kıbrıs Rum Kesimi bize hiç puan vermiyor, Yunanistan 3 puan verdi?
Türkiye’ye Fransa, Almanya ve Hollanda’dan giden 12 tam puanların, buralarda yaşayan Türkler tarafından verildiğini söylemiş BBC’nin sunucusu..
Efendim? Çok güzel….Peki Türkiye’den geçen sene Yunanistan’a verilen 12 ve bu sene Ermenistan’a verilen 10 puanları kim vermiş oluyor?
Duyamadım?
“İçmizdeki İrlandalılar” mı demiştiniz?
Geliyoruz “gösteri sanatları”na..
Trabzon'da bu yıl 7'ncisi düzenlenen Uluslararası Karadeniz Tiyatro Festivaline Rusya, Gürcistan, Yunanistan, Romanya, Bulgaristan, Ukrayna, Moldova, Makendonya, İran, Ermenistan ve Azerbaycan davet edilmiştir. Konuyla ilgili olarak TDT’nun önüne asılan afişin fotoğrafı aşağıdadır.
Şimdi “saf” bir vatandaşsanız, pekalâ Trabzon Devlet Tiyatrosu yetkililerinin Yunanistan ve Ermenistan’ın Karadeniz’e sahili olduğunu zannettiklerini aksettiren bir Karadeniz fıkrası ile karşı karşıya kaldığınızı varsayabilirsiniz..
Ama şeytanın pabucu öyle değil..
Yunanistan mevhum bir Pontus rüyasını halâ devlet politikası olarak güderken; Ermenistan milli hedefinde Trabzon’u Ermenistan’ın Karadeniz’e mahreci olarak görürken, Karabağ’da 21’inci YY’da binlerce “Türk katletmiş” ve Azerbaycan’ın beşte birini halâ işgal altında tutuyor iken Trabzon’a Yunanistan ve Ermenistan’ı davet etmek en hafif deyimle “cehalet”tir..
Sonu “let” veya “net”le biten bulabildiğiniz kadar kelime ekleyin yukarıdaki sıfatın yerine..
Azerbaycan da Karadeniz’e kıyısı olmayan bir ülke mi diyorsunuz?
Kimse duymasın..
Yoksa siz de içimizdeki İrlandalılardan mısınız?
“Çırpınırdın Karadeniz”i siz mi yazdınız?
Ve bütün bunlar olurken; Yunanistan’ın Pontus idealini yaymak için Yunanistan ve Avrupa’da “halen” 179 Dernek veya Vakıf kurmuş olduğunu; Selânik’te dikilen Pontus Anıtı’nı bakanların açtığını, “19 Mayıs” Pontus Soykırımı Günü’nün Yunan Meclisi’nde anıldığını, Türk Büyükelçiliği önündeki anma gösterilerinde Türk bayraklarının yakıldığını, Adalar Denizi’nin tartışmalı sularında Alman Poseidon gemisi ile 1987 mutabakatına rağmen petrol aradığını….
Biliyor muydun ey millet?
Bu gün ve yarın “İstanbul’a yapacağı resmi ziyaret” dolayısı ile tek taraflı bir jest isteyerek Adalar Denizi’nde yapılacak “Beyaz Fırtına” adlı Türk tatbikatını erteleten Yunanistan Dışişleri Bakanı Bakoyanni’nin;
“Yunan devleti, Helenizmin tarihi hatırasının yaşatılarak, Pontusluların trajik soykırımının uluslararası toplum tarafından tanınması ihtiyacını kabul etmektedir.Yunan devleti, Pontus (soykırımı) ile ilgili düzenlenen tüm etkinliklerde fiilen yer alarak, bu konunun uluslararası toplum tarafından tanınması için her türlü çabayı sarf ediyor" dediğini;
Yunanistan Cumhurbaşkanı Karolos Papulyas’ın;
"Yunanistan'a göç eden Pontuslu Rumların, kaybedilmiş vatanlarını hafızalarında yaşattığını, Pontusluların baba topraklarından kovulmalarından bu yana geçen 90 yıl içerisinde, Pontuslu Rumların göçmenlik fidanıyla aşılanan ulusal ağaç, yeni ürünler verdi. Bu süreç içerisinde, anavatan topraklarında yaşayan Pontuslular tüm olumsuzluklara rağmen yaralarını sardı ve köklerini koruyup (kaybedilmiş vatanların) hatırasını yaşatarak, ulusun yeniden doğuşuna katkıda bulundu" dediğini;
Başbakan Kostas Karamanlis’in;
“Barış, demokrasi ve kalkınma gücü olan Yunanistan'ın, tarihten ders alarak, bölgenin gelecekte savaşın, göçün ve tenkilin dehşetini bir daha yaşamaması için Pontus Helenizminin fedakârlığına olan saygısını fiilen kanıtladığını” belirttiğini;
Ana muhalefet PASOK lideri Yorgo Papandreu’nun;
"Pontus (soykırımını) uluslararası toplumun tanımak zorunda olduğunu" ileri sürdüğünü;
Kıbrıs Rum lider Tasos Papadopulos’un da;
"Pontus Helenizmini kökünden kazıyan, insanlık dışı haksızlık olan Türk yayılmacılığının son safhası, Kıbrıs trajedisidir" ifadesini kullandığını;
Biliyor muydun?
Ve sen ey vatandaş Türkiye’de; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı, Ana Muhalefet Partisi başkanı ile Kıbrıs Türk liderliğinin en son hangi konuda yukarıdaki gibi tek bilek-tek yürek-tek ses olduğunu duydun, gördün?
Taki Berberakis Selanik’ten bildiriyor:
“Yunan Parlamentosu'nun 1994'te aldığı kararla 'Pontus soykırımımın anma günü' olan 19 Mayıs için Kültür Bakan Yardımcısı Yorgo Orfanos konuşmasında, "19 Mayıs tüm Helenizm için tarihi bir gündür, Pontus soykırımı çerçevesinde 353 bin Rum Türkler tarafından katledildi" iddiasında bulundu. Törende konuşan Yunan Makedonya-Trakya Bakanı Yorgo Kalacis ise, "Pontus Helenizminin kökü kazındı, 353 bin kişi öldü, soykırım gerçeğini hiçbir propaganda silemez" ifadesini kullandı.
Törene yazılı bir mesaj gönderen Yunan Kültür Bakanı Yorgo Vulgarakis ise "soykırımın uluslararası alanda tanınmasından" söz etti. Törende ayrıca, Selanik Metropoliti Anthimos, Selanik Valisi Panayotis Psomiadis ve Belediye Başkanı Vasilis Papayeorgopoulos da "soykırım" içerikli konuşmalar yaptı. 1916-1923 yılları arasında Türklerin Pontuslulara soykırım uyguladığı ve bunun sonucunda da 353 bin kişinin öldürüldüğü, yüz binlerce Pontuslunun da göçe zorlandığı iddia ediliyor.”
Ve sen kalkıyorsun “dünyaya barış ve hoşgörü mesajları ve dersi vermek uğruna” Yunanistan’ı Karadeniz Tiyatro Festivaline davet ediyorsun..
Eğer öyleyse sanat sefalettir, rezalettir..
Aynı tarihlerde (16 Mayıs 2006), tesadüf bu ya; Selanik’te Balkan Sanat Festivali vardı ve Priştine’deki Oda Tiyatrosu “Kanuni” adlı oyunu sergilemek istedi. Kosova Oda Tiyatrosu Yönetmeni Kustrim Şerameti’nin ifadesine göre Yunanistan yetkilileri, “Kosova’nın Balkan ülkeleri listesinde bulunmadığı” gerekçesiyle Kanuni Sultan Süleyman’ın bir geceliğine de olsa Selanik’e uğramasına izin vermediler.
Ve bütün bunlardan sonra siz hâlâ…
Müziğin ve tiyatronun….
Sanatın evrensel olduğunu mu ileri sürüyorsunuz?
İyi ediyorsunuz.. 9 Haziran 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”