AB7 Haziran 2006 00:00

Yalancı AB gülü solarken - Ömer Lütfi Mete

11 Eylül ile birlikte ise bizatihi AB’nin dağılma süreci başlamış, AB’nin uygarlık(!) şemsiyesi kendi insanları için bile tersine dönmüştür! Avrupayı bizim için gerçekten anlamlı hale getiren “olabildiğince hakiki hukuk devleti uygulamaları rafa kalkmış, batı icadı” öteki hakkında Haçlı Barbarlığı hortlamış, bireyi devlet karşısında yeniden rehine durumuna getirecek yasal düzenlemeler yapılabilmiştir. Kısacası AB doğarken ölmüşlüğün bütün arızaları ile ancak ortak anayasa eşiğine kadar gelebilmiş, küresel etkinlik mücadelesinde pes etmiştir. Artık hiçbir gereçekçi AB aydını için birlik ileri giden bir olgu değildir. Süreci yürütenler sadece “oyunu bozan biz olmayalım” duygusu ile “dostlar AB’ cilikte görsün” demektedirler. Şimdiki çabalar hiç değilse sağlam bir Hıristiyan Kulübü olarak kalalım diye mideye indirilen acılı balkan lokmalarını kana karışacak hale getirmek, itiraf ettikleri üzere 'hazmetme kapasitesi' için münasip bir yöntemle sınırı çekme içindir. levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetescialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacialis walgreen coupon site cialis coupon

GERÇEKÇİ söylemleri ve nezaketi ile takdire şayan bir siyasi kişilik yansıtan Gül, partici kimliğini kullanınca kendi çıtasını düşürüyor.
AKP’nin Türkiye Bülteni isimli yayınında AB konusunu değerlendiren Sayın Bakan bu yönde hazin bir örnek üretti. Kendileri iktidara gelinceye kadar Türkiye’nin tam üye olması için AB treninin bir kaç kez durduğunu, ama bu fırsatın kullanılamadığını belirten Gül zehir gibi keskin gerçekçi zihninin asla katılamayacağı bir iddia ile partici böbürlenmesi sergiliyor:
- Tren yürümüş gitmiş, artık bu son tren de önümüzden geçerken AKP iktidarı bu trene Türkiye’yi bindirmiştir...
Gül’ün böyle büyük bir yalana inanması mümkün mü?
Hiç ihtimal vermiyorum.
Parti gömleği öylesine bozguncu ki buz gibi soğukkanlı siyasetçi bile övünme şehvetinin ateşiyle erimeye başlayabiliyor.
AKP ile başlayan ataklık sayesinde yapılan kâğıtlık, üçkâğıtlık ve de ağıtlık düzenlemeler hayatımızda hangi ciddi değişiğe yol açtı? İktidar partisi zirvesince sırf ‘devlet hayatında askerin etkinliğini azalatacağı’ umulan dönüşüm girişimleriyle ne sağlanmıştır? Sivil siyaset, sivil olmayan siyasete baskın hale gelmek şöyle dursun, denk konuma ulaşabilmiş midir?
Kaldı ki AB ye tam üyeliğimizin hiç bir zaman ciddi ve hakiki bir ihtimal olmadığını – eğer hakkında boş yere hüsnü zan beslemiş değilsem – en iyi bilenlerden biri Gül’dür. –
Adaylık kesinleşmeden Gümrük Birliği’ni kabul etmemizle birlikte üyeliğin yalancı gül olmaktan dahi çıktığını Gül’den daha iyi kimsenin algılaması beklenemez. Zira o gün yanlış iliklenen kalın düğme yüzünden bütün AB süreci bizi doğal bir gömlek çizgisinden uzağa düşürmüştür. Sonunda da Türkiye’ye sanki denk bir rakip gibi Kıbrıs Rum Kesimi ile cebeleşme durumuna indirmiştir.
11 Eylül ile birlikte ise bizatihi AB’nin dağılma süreci başlamış, AB’nin uygarlık(!) şemsiyesi kendi insanları için bile tersine dönmüştür! Avrupayı bizim için gerçekten anlamlı hale getiren “olabildiğince hakiki hukuk devleti uygulamaları rafa kalkmış, batı icadı” öteki hakkında Haçlı Barbarlığı hortlamış, bireyi devlet karşısında yeniden rehine durumuna getirecek yasal düzenlemeler yapılabilmiştir. Kısacası AB doğarken ölmüşlüğün bütün arızaları ile ancak ortak anayasa eşiğine kadar gelebilmiş, küresel etkinlik mücadelesinde pes etmiştir. Artık hiçbir gereçekçi AB aydını için birlik ileri giden bir olgu değildir. Süreci yürütenler sadece “oyunu bozan biz olmayalım” duygusu ile “dostlar AB’ cilikte görsün” demektedirler. Şimdiki çabalar hiç değilse sağlam bir Hıristiyan Kulübü olarak kalalım diye mideye indirilen acılı balkan lokmalarını kana karışacak hale getirmek, itiraf ettikleri üzere 'hazmetme kapasitesi' için münasip bir yöntemle sınırı çekme içindir.
Gül’ün bunları görmediğini düşünmek bile saflık.... Nitekim particilik zoru ile müjdelediği bu cennetin yalan olduğunu dünkü Financial Times yazdı:
Türkiye’in Avrupa Birliği sürecindeki umutları gelecek hafta açıklanacak raporla kırıldı... Ankara’nın insan hakları sicili ve Kıbrıs’a limanların açılmaması yüzünden süreç bu yıl durabilecek...
Gelecek haftaki kilit bir AB – Türkiye görüşmesi için hazırlanan ve sert ifadeler içeren taslak raporda Ankara’nın reformları uygulamak için pek az adım attığından orduyu dizginlemeyi, ifade özgürlüğünü korumayı ve gayrimüslimler için dini özgürlükleri sağlamayı başaramadığından söz ediyor...... Sorunlar bununla da sınırlı değil. Türkiye’ye Kıbrıs ile liman sorunlarını bu yıl çözmesi için ültimatom verilmişti, ama bir atılım umudu her zamankinden de uzak...
Bu satırlar AKP’nin AB’cilikde kusur ettiğini göstermiyor. Aksine iktidarın ABD’den ileri AB’cilik yapmasına rağmen Avrupalı’nın Türiye’yi Hıristiyan Kulübü içinde görmeyi hiç bir zaman düşünmediğini kanıtlıyor.