BİLGİ, DÜŞÜNCE, ÇETE KİRLİLİĞİ - Hüseyin MÜMTAZ
“Danıştay Baskını”nın iki kırılma noktası vardır; 1) Katil’in yakalanması; 2) Müstafi Yüzbaşı Tekin’in intihar edememesi. Katilin bilerek ve isteyerek “yakalandığını” iddia ediyorlar. Bilemem… Ama yakalanmasaydı Vildan Kayacan’ın sınıflandırmasıyla cümle “Şeriatçı kafalar, sıkmabaşlar, takiyyeciler, hoşgörü tıngırtıcıları, Brüksel lahanaları, Washington portakalları-babalar- gibi satıcılar, olaysız (!) Nevruz sevindirikleri, Kürt ırkçıları, diaspora konferansçıları”, beyin kıvrımları arasındaki komplolara uygun malzeme bulmuş olacaklardı. Suçu keyifleri ve meşreplerine göre çizdikleri profile yükleyebileceklerdi. Yüzbaşı Tekin’in de, Allah korusun yalnız kaldığı evde aşırı duygusallıkla kalkıştığı girişim kötü sonuçlansaydı yine yukarıda sayılanların ekmeğine ballı tereyağ sürülmüş ve “ihale” bu sefer Tekin’e bırakılmış olacaktı. “Olay”ın içinde mutlaka bir asker, hem de Atatürkçü ve kahraman bir asker mutlaka bulunmalı, yoksa bile ilişkilendirilmeliydi. Her iki şekilde de “oyun” bozulmuştur.cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug card
İşte tam bu noktada Yargıtay eski Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun çok önemli bir saptamasının altı mutlaka çizilmelidir.
Çizilmeli ve konu ile ilgili bütün değerlendirmeler bu saptamanın ışığında yapılmalıdır.
Kanadoğlu diyor ki;
“Ben şimdiye kadar hiçbir hazırlık soruşturmasında dışarıya bu denli bilgi servisinin yapıldığını ve soruşturmanın tamamen dışında olması gereken kişilerin soruşturmanın içinde yer aldığını görmedim.”
Kanadoğlu gizliliğin ihlali ötesinde bir de dezenformasyon söz konusu olduğunu, yargının bir yana atıldığını, soruşturmayı yürütmenin yürüttüğünü, Başbakan’ın, yardımcılarının, Emniyet Genel Müdürünün, Vali’nin olayın içinde olduğunu söylüyor. (Cüneyt Arcayürek. 26 Mayıs 2006)
Olaydan sadece yarım saat sonra Mehmet Ali Şahin’den “Sürprizlere hazır olun” mesajını aldık.
Hemen ardından da Abdullah Gül’den Hürriyet’te Muzaffer Tekin’in “Elebaşı-çetebaşı, azmettirici, kilit isim (vs)” olduğunu öğrendik.
Hürriyet ertesi gün bir bilgi karışıklığı olduğunu, aslında o sözleri Gül’ün söylemediğini açıklamak zorunda kaldı.
Başbakan; “Fotoğraflara bakın.. Bütün ilişkiler açık” dedi.
İlk günlerde Tekin sayfaların başında ve “Ordudan atılma” idi.
Sonra sayfanın ortalarında “Eski yüzbaşı” oldu.
Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığı gün ise “Emekli yüzbaşı” oldu ama sayfanın en altında yer aldı
Ve işin en ilginç yanı; 27 Mayıs 2006 tarihli Sabah; “Ve yüzbaşı serbest” başlıklı haberini birinci sayfanın en altında “Bölücübaşı Apo klima istedi” haberi ile yan yana ve aynı ebatta verdi.
Öcalan yaylı yataktan rahatsız oluyormuş, yaz için yeni klima ve kış için de yorgan istiyormuş..
“Necip” basınımız , necabeti paçalarından akan basınımız….
Kanadoğlu’nun saptamasından sonra şimdi ben bir şeyi şiddetle merak ediyorum..
Orgeneral Büyükanıt Şemdinli’den sonra o an linç edilmeye çalışılan astsubaylardan biri için “Tanırım, iyi çocuktur. Ama suç işlediyse bilmem” dediği için; lâfın sadece ilk yarısı gözetilerek, “yargıyı etkilemek” suçlamasıyla “iddianame”ye dahil edilmişti.
Şimdi…
Başbakan ve yardımcılarının Muzaffer Tekin konusunda bütün bu söylediklerinden sonra herhangi bir iddianameye aynı şekilde; “yargıyı etkilemek” açısından dahil edilip edilmeyeceklerini merak ediyorum..
Gerçi gözaltına alındıktan sonra mahkemece serbest bırakılan “günah keçilerinden” Zekeriya Öztürk'ün avukatı Kemal Kerinçsiz, ''Ergenekon gibi bir çete suçlaması ile karşı karşıya kaldığımız için ilgili medya ve kamu görevlilerine dava açacağız'' diyor ama..
İyi saatte olsunların ne düşüneceğini bilemeyiz.
Bilemeyiz ama “ilgililerin” Danıştay baskınını bir başka “saptırma” çabaları daha var..
CHP ilk gün “Bu İkinci Kubilay”; biz ise “Bu olay ikinci Menemen’dir. Nasıl Menemen’de İstiklâl Mahkemesi ve başkanı Muğlalı Mustafa Paşa var ise buraya da ikinci bir Muğlalı gerek” demiştik.
Gazeteye göre “Deneyimi ve eşinin başının açık olması nedeniyle ismi cumhurbaşkanı adayları arasında geçen” Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ise Danıştay saldırısı için "Tarihimizde kamu makamlarına karşı Babıâli baskınından bu yana girişilmiş en büyük saldırı" demiş.
Hayret ey millet…
O zaman katil Alpaslan Aslan da Enver Paşa oluyor..
Enver Paşa’nın amacı neydi?
İşte asıl Gönül’ün bu yaklaşımı ve yorumu “dezenformasyonun” dik alâsıdır.
Kimse örtmeye kalkmasın.. Danıştay baskını Menemen’dir ve her Menemen’e Muğlalı Mustafa gerekir.
Fakat benim dikkatimi başka bir şey çekti.
Genelkurmay Başkanı’nın; “Kitlesel tepkiler normaldir ve bir gün ile sınırlı kalmamalıdır, devam etmelidir” demesinden; Cumhurbaşkanı’nın da ona katılmasından sonra askeri cenahta derin bir sessizlik gözlüyoruz..
Acaba bu sessizlik…
AB ile Türkiye arasındaki en üst karar organı konumundaki Ortaklık Konseyinin 12 Haziran'da Lüksemburg'da gerçekleştireceği toplantıdan önce Türkiye'ye iletilen ve "Daraltılmış İlerleme Raporu" görüntüsü veren son “tutum belgesi”ndeki isteklerden mi kaynaklanıyor?
AB ne diyor bu yeni “Daraltılmış İlerleme Raporu”nda askerle ilgili olarak?
"1.Ordu tarafından yapılan açıklamalar, sadece askeri konularla ilgili olmalı ve hükümetin izniyle yapılmalı.
2.Komşularla iyi ilişkiler de dahil olmak üzere güvenlik stratejisinin formüle edilmesinde ve uygulanmasında, sivil yetkililer denetleme yetkilerini tam olarak kullanmalıdır.
3.Askeri harcamalar TBMM'nin denetiminde olmalıdır.
4.Askeri mahkemelerin sivilleri yargılayabilmesine olanak veren unsurlar kaldırılmalıdır.”
İlk madde yüzünden mi susmaya başladı asker?
AB sürecinde asker hep susacak mı?
Peki….
Peki acaba Adalar Denizi’ndeki son it dalaşında düşen Yunan Üçüncü nesil F-16’sından sonra (Bizdekiler ilk nesildir) Karamanlis’in; "Türkiye’nin AB’deki gidişatını değerlendirirken Ege’deki olayı da göz önünde bulunduracağiz. Türkiye’nin Ege’deki taktikleri AB üyeliği hedefiyle uyumlu değildir” diye uyarıda bulunması da İkinci madde ile mi ilgili?
Akepe ilk, üçüncü ve dördüncü madde için AB’yi istiyorsa; ikinci maddeyi görmezden mi geliyor?
Asker burada da susmalı mı?
Son haber Ankara’dan…
Ankara güneşinde güneşlenmeye kalkan Norveçli bayan sporcuları “yakından” görmeye çalışan helikopter pilotunun peşine düşmüş “komutanlık”..
Yapmayın..
Bunun AB süreci ile alakası yok.. AB süreci buna yasak getirmiyor.
Bu en tabii bir insanî reflekstir, “beşerî” bir hassasiyettir:
O pilota varana kadar..
Peşine düşeceğiniz başka şeyler yok mu sizin?
Hem açık söyleyin..
Avusturya’daki AB toplantısında aile fotoğrafı çekilirken liderlerin önüne atlayan bikinili çizmeli “Greenpeace” güzeline bakmayıp baş çevirmek mi “olağandır”, yoksa helikopterle eğitim uçuşu sırasında rotanızın üzerinde birden sere serpe güneşlendiklerini gördüğünüz sapsarı ahûları “gözlemlemek” için biraz alçalmanız mı daha “insanî”dir?
Kendinizi o teğmenin yerine koyun bir an…
Kendinizi Yüzbaşı Muzaffer Tekin’in yerine koyduğunuz gibi..
Yoksa koyamıyor musunuz? 29 Mayıs 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”