"Emniyetteki örgütün adı: F (Fethullah) tipi
ORGANİZE SUÇLARİSTANBUL ŞUBE ESKİ MÜDÜRÜADİL SERDAR SAÇAN AÇIKLIYOR:"Emniyetteki örgütün adı: F (Fethullah) tipiYöneten: Ramazan Akyürek""Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi,Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi'nde örgütlenmiş durumdalar ve illerinistihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polisbirimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polisüniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa benonları isim isim veririm."18 yıl boyunca emniyet teşkilatında çeşitli görevler üstlenen Saçan açıkkonuştu: "yaşanan gelişmeler Emniyet içinde yuvalanmış Fethullahçı kadrolartarafından örgütleniyor". Saçan, tertibin başındaki ismi deveriyor: 1978-79 yıllarında Polis Koleji'ndeki polis adaylarını IşıkEvleri'ne götüren, bugünün Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardsymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgclaritin mazilo speeddatingmixers.co.uk claritin mazilo
Müdürlüğün İstanbul'daki şubesinin kurucusu Adil Serdar Saçan. 5 yıllık
görev süresince Ömer Lütfi Topal cinayeti, Malki cinayeti, Korkmaz Yiğit,
Albayraklar Holding, İGDAŞ, Akbil ve İSTAÇ gibi operasyonları yürüten Saçan,
AKP'nin iktidar olmasıyla birlikte görevden alındı.
Saçan'ın ifadesine göre bunun nedeni, "Emniyetteki irticai kadrolaşmaya
karşı olması"
Adil Serdar Saçan'la Danıştay'a yapılan saldırısı sonrası, hükümet
yetkilileri ve kimi basın organları tarafından ulusalcılara karşı yapılan
psikolojik savaşı görüştük. Saçan'la yaptığımız ilk telefon görüşmesinde,
gazete sayfalarına yansıyan iddialarla ilgili görüşünü sorduk. 18 yıl
boyunca emniyet teşkilatında çeşitli görevler yürüten Saçan lafını
"eveleyip-gevelemeden" söyledi: "Danıştaya yapılan saldırı sonrası yaşanan
"kamuoyunu yönlendirme" faaliyetini emniyet içindeki Fethullahçı yapılanma
örgütledi. Bu örgütlenmenin başında emniyet istihbarat daire başkanı Ramazan
Akyürek bulunuyor.
AYDINLIK: Telefon görüşmemizde "Danıştay saldırısı sonrası yaşanan
gelişmeleri Emniyet içindeki Fethullahçı yuvalanmanın organize ettiğini"
söylediniz. Bu örgütlenmeyi ve bu olay içindeki rolünü anlatır mısınız? A.
SERDAR SAÇAN: Polis Koleji'ne 1978 yılında girdim. Birden Işık Evleri'ni
buldum karşımda. Bu yıllar Polis Koleji'nin bu örgüt tarafından ele
geçirilme dönemidir. Polis Akademisi'nden o dönem mezun ilk komiser
yardımcıları -seçilmiş bir grup- polis kolejine gelmişti. Şimdi kolejdeki
örgütlenmeyi yapan bu kişilerin hepsi şu anda emniyet müdürü. Bunlardan
birisi de şu anki İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek.
İKİ YIL İÇİNDE İL EMNİYET MÜDÜRÜ OLACAKLAR Komiserler, Kolej'deki
öğrencileri Işık Evleri'ne götürmeye başladılar.
Bizim dönemimizden Işık Evi eğitimi almış birçok kişi var. Önümüzdeki 2 yıl
içinde onlar il emniyet müdürü seviyesine çıkacaklar. Şu anda müdür
yardımcısı durumundalar. O tarihten sonra Polis Koleji ve Polis Akademisi,
daha sonra Polis Okulları bu F Tipi örgütlenmenin (Fethullah Gülen
örgütlenmesi - Aydınlık'ın notu) eline geçti. Ve emniyet örgütünün yönetici
kesiminin büyük bir bölümü, bunlardan oldu.
ÖZAL DÖNEMİNDE ÇIKAN ÖZEL YASA
1985 yılında, "Özel Sınıf" adı altında polis koleji değil, üniversiteyi
bitirmiş olan kişileri de aldılar. Bir sene eğitip, 1986 yılında amir
yaptılar. Atatürk, Polis Koleji'ni, Cumhuriyet'e bağlı bir polis teşkilatı
yetişsin diye kurmuştu. Ama 1985 yılında. Özal döneminde bir yasa çıkarıldı.
Böylece; örneğin İlahiyatı bitirmiş adam Polis Koleji'ne girmeden, sınavla
Polis Akademisi'ne girdi. 8 ay eğitim görüp, Kolej ve Akademi mezunları gibi
yetki sahibi oldular. Bunların büyük bir bölümü "F tipi"dir (Fethullah
Tipi). Bunlar şu anda il emniyet müdür yardımcısı düzeyindeler. Önümüzdeki
sene itibariyle birinci sınıf emniyet müdürü olacaklar. Emniyet örgütlenmesi
içindeki üst yapılanmanın büyük bir bölümü şu anda ne yazık ki, örgütün
kontrolüne geçti. Dolayısıyla emniyet birimleri de F tipi örgütlenmenin
kontrolüne geçti.
Işık Evleri eğitiminden geçmiş emniyet müdürleri, imam emniyet müdürleri...
Üzerlerinde resmi üniforma var ama üniformanın arkasında çok ciddi bir
örgütlenmeye bağlı emniyet mensupları var.
"SAVCILARA İSİM VERİRİM"
AYDINLIK: Emniyet Genel Müdürü, Danıştay'a saldırı olayının arkasında, adı
belli olmayan bir örgütün varlığından bahsediyor?
SAÇAN: Ben F Tipi örgütten bahsediyorum. İstihbarat Dairesi, Terör Dairesi,
Kaçakçılık Dairesi ve Eğitim Dairesi'nde örgütlenmiş durumdalar ve illerin
istihbarat teşkilatları bunların elinde. Teknik dinleme yapan polis
birimleri tamamen bunların elinde. Dinlemeyi polis mi yapıyor, yoksa polis
üniforması giymiş F tipi adam mı yapıyor? Bunu merak eden savcı varsa ben
onları isim isim veririm.
F TİPİ ÖRGÜT SOKAKLARI İZLİYOR
Dinleme kapsamında MOBESE (Mobil Elektronik Sistem Entegrasyonu) diye bir
sistem kurdular. Bu sistem bütün sokakları izliyor. Yasal alt yapısı yok.
Her yere bir kamera koydular ama her sokağa kamera koyan devlet Danıştay'a
kamera koymayı unutmuş. MOBESE'yi kuran firma, bu sistemi kuran örgüt, biraz
önce bahsetmiş olduğum grubun kontrolünde.
DANIŞTAY SALDIRISI VE ÖNCESİ
Son olayda Cumhuriyete doğrudan sıkılmış bir kurşun var. Atatürkçü olduğu,
Cumhuriyetçi olduğu, laik olduğu kesin olan bir üst yargıya Cumhuriyet
tarihinde ilk defa sıkılmış bir kurşun. Danıştaya yapılan saldırı sonrası
yaşanan "kamuoyunu yönlendirme" faaliyetini emniyet içindeki Fethullahçı
yapılanma örgütledi. Bu örgütlenmenin başında emniyet istihbarat daire
başkanı Ramazan Akyürek bulunuyor.
Ancak son olaylar yaşanmadan önce Türkiye'de bir takım olaylar oldu.
Bunlardan bazı örnekler vereceğim.
Bir terörle mücadele komiseri, 2001 veya 2002 senesinde Çağdaş Eğitim
Vakfı'nda bir kaset buluyor. Önce sızıyor oraya güya komiser. Ve sonra arama
yapılıyor vakıfta ve orada kaset bulunuyor. Kaseti bir dinliyorlar.
Fethullah Gülen'le ilgili soruşturma yapmakta olan Nuh Mete Yüksel'in seks
kaseti. Tesadüfe bakın şimdi. Kim yapıyor operasyonu? Devlet yapıyor ama;
devlete sızma, üniforma giyme budur yani. Peşinden Nuh Mete Yüksel görevden
alınıyor, sürülüyor.
YÜKSEK YARGIYA SALDIRININ MERKEZİ DE AYNI Peşinden tekniğe dayalı bir
istihbarat operasyonu daha. Yargıtay Başkanı Eraslan Özkaya olayı. Yöntemi
bildiğim için söylüyorum. Özkaya laiklikle ilgili bir konuşma yapıyor,
laikliği başka tarif eden grup bunu beğenmiyor. Ve Eraslan Özkaya birden
bire Alaaddin Çakıcı ile ilişkilendiriliveriyor. Soruşturma yapılınca adamın
suçsuzluğu ortaya çıkıyor ama daha evraklar adliyeye gitmeden basında çarşaf
çarşaf yazıyor.
Burada da operasyonu yapan İstihbarat ve kaçakçılık daireleri.
Danıştaya silahlı saldırı yapıldı. Fakat yüksek yargıya yapılan silahsız
saldırılar daha önemli. Yüksek yargıya Yargıtay Başkanının şahsında saldırı
yapıldı.
Hemen devamında AKP'nin bir milletvekili (TBMM Dokunulmazlıkları Araştırma
Komisyonu Başkanı Hüsrev Kutlu - Aydınlık'ın notu) diyor ki "yargıya
güvenmiyoruz". Akabinde Kaçakçılık, İstihbarat Daire Başkanlıkları "Neşter"
diye bir operasyon başlatıyorlar. Yargıtay'a otomatik tüfekle saldırı gibi
bir olay. "Yargıtay'ın yargıçları, rüşvet aldı" diye telefon görüşmeleri
yayınlanıyor. Yüksek yargıçlar karalanıyor. Yargıtay Genel Sekreterliği topa
tutuluyor. Sonuçta hepsi beraat ediyor.
BDDK OPERASYONU
Bunun peşinden BDDK Başkanı Engin Akçakoca ele alındı. Adamın evinin yanında
bir depo bulunuyor. Evraklar bulunuyor ihbar gelmiş falan filan.
Adam "lanet olsun" dedi gitti. Hedef gösteriliyor. Polis hazır. Polis
dediğim, bizim Türkiye Cumhuriyeti polisi değil.
FERHAT SARIKAYA IŞIK EVLERİNE GİTMİŞ Mİ? ARAŞTIRILSIN Devam ediyorum... Van
100. Yıl Üniversitesi meselesi. Orada hedef kim?
Üniversiteler. Neden Çete'ye sokuldu orada rektör. Çünkü o tarihteki
mevzuata göre telefonları dinlemek için çete mensubu olması lazım. Hemen
İstihbarat Dairesi ve malum örgüt faaliyete başladı. Daha enteresan bir şey.
Rektör Aşkın'ın avukatı (TBB eski başkanı Teoman Evren-Aydınlık'ın
notu) Ankara'da, şimdiki Barolar Birliği Başkanı Özdemir Özok'la birlikte
aynı büroyu kullanıyor. Bu büroya giriliyor, talan ediliyor. Bu da yüksek
teknik kullanabilecek kişiler tarafından yapılabilecek bir arama. Ondan
sonra da Şemdinli olayı meydana geliyor. Burada da askere kurşun sıkılıyor.
Herkes bu savcı yetkisini aştı falan filan dedi. Peki bu savcı kim? Son
olayda Muzaffer Tekin'in dedesine kadar araştırıyorsun. Bu savcıyı
araştırdılar mı? Bu savcı ışık evlerine hiç gitmiş mi acaba?
Şemdinli'de bir güç gösterisi var. TSK'nın en üst düzeydeki paşası
çetecilikle suçlanıyor. Bu güce kim sahip Türkiye'de.
Dikkat edin. Şemdinli'de savcı iddianameyi yazmadan önce, Meclis Araştırma
Komisyonu'na İstihbarat Dairesinin Başkanı geliyor. Diyor ki, "hırsız
içeride dışarıda aramaya gerek yok" Onu alıyorlar onun yerine sicilinde
"Fethullahçı" yazan birini atıyorlar. Adamlarda hiçbir değişiklik yok.
Şemdinli iddianamesi, F Tipi örgütünün araştırmalarına göre yazıldı.
SAVCI İSTANBUL POLİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA AÇMALI
AYDINLIK: Son soruşturmada da Bakan Mehmet Ali Şahin, "Süprizlere hazır
olun" dedi.
SAÇAN: Somut olay şu. Cumhuriyet Gazetesi üç defa bombalandı. Birinci
bombalamada, tamam, polis olarak bu eylemi yersiniz. İkinciyi yemezsin,
gazetenin önünde tedbirini alırsın. Bu olay örneğin Zaman Gazetesi'ne
olsaydı, ikinci eylem yapılabilir miydi? İddia ediyorum yapılamazdı. Neden
oraya bir izleme aracı atmıyorsunuz. Üçüncüyü de attılar. Ekipler orada
duruyor, adamlar yürüyüp gitti. Aynı adamlar Danıştay'da Cumhuriyet'in
hâkimini katletti. Ondan sonra polis çıkıp "biz başarılıyız" diyor. Aynı
yerde üç olay oluyorsa bir kere bu görevlilerin yakasından tutacaksın. Hiç
soruşturma açıldı mı bunlar hakkında? Aksine ödüller veriliyor. İstanbul
Cumhuriyet Başsavcısı'nın bu konuda soruşturma açması lazım. En azından
"görevi ihmal" var burada. Ondan sonra Ankara adamı yakalayınca İstanbul
polisi, "Ben bu adamları vermem, bu adamlar Cumhuriyet Gazetesi'ne bomba
attı" diyor. Ankara'daki eylem olmasaydı sen yakalayamıyordun ki bunu.
Bence o adam oraya yakalanmak için gitti zaten. Bu ya görevi ihmaldir, ya da
acemilik sebebiyle ölüme sebebiyettir. Bir komplo varsa komplo buradan
başlıyor.
İSTİHBARAT DAİRESİ'NİN OLANAKLARINI KULLANIYORLAR
AYDINLIK: Komplo, Fethullahçı yuvalanmadan sağlanan imkânlarla mı yapılıyor?
SAÇAN: Tabii tabii. İstihbarat dairesi, kaçakçılık dairesi. Dikkat edin
hepsi tekniğe dayalı. Telefon görüşmeleri... Eraslan Özkaya telefonla
görüşmüş, bir avukatın bürosunda Nuh Mete Yüksel'le ilgili kaset çekiliyor.
Planlı...
Danıştay saldırısı öncesi de Başbakan, "Danıştay 2. Daire'nin kararı şöyle
böyle" dedi saldırı oldu. Polis Yargıtay'a operasyon yaptı.
BASIN İŞİN PSİKOLOJİK HAREKATINI YAPIYOR
AYDINLIK: Basın, polisten gelen bilgileri sorgulamadan bunun peşince
koşturup gidiyor. Muzaffer Tekin bağlantısı diye bir şey ortaya atıldı.
Basının bilgi yetersizliğinden mi?
SAÇAN: Basın ne veriliyorsa onu yazıyor. O merkez aynı zamanda bu işin
psikolojik harekâtını da yapıyor. Onlar ne verirse basın da onu yazıyor.
AYDINLIK: Tüm bunları kim planlıyor?
SAÇAN: Şemdinli olayıyla bu iki olaya baktığınızda bu olaydan zarar
görenlerden biri kabul etsek de etmesek de hükümet. İkincisi, ulusalcı olan
bir yargıç öldü, ulusalcı olan bir grup zarar gördü. Bir de askere
bağladılar işi. Bu iki gücü "İstediğim an kafa kafaya tokuştururum" diyen
üçüncü bir güç çıkıyor ortaya. Bu üçüncü gücü destekleyen yer neresi?
Biraz evvel bahsettiğim devlete sızmış olan, "biz X imamına bağlıyız"
diyen grup. Bunlar taşeron. Planlayan kim peki? İran meselesinde hem hükümet
hem ordu bir merkezin verdiği işi yapmadılar veya geciktiriyorlar.
Devletin belirli kademeleri ele geçirilmiş. Bu örgütün başı, bir başka
ülkenin istihbarat servisi ne derse onu yapıyor.
O ülke, o örgüt vasıtasıyla bizim ülkemize operasyon yapıyor. Burada hem
hükümete operasyon yapılıyor, hem de bize yani ulusalcı güçlere. O güç diyor
ki, "siz biz ne dersek yapmak zorundasınız. Yapmadığınız zaman biz artık
sizin ülkenizde Danıştay'ı basacak güçteyiz. Yarın kafamızı bozarsanız Milli
Güvenlik Kurulunu da basarız" diyor adam yani.