Dünya27 Mayıs 2006 00:00

BRZEZİNSKİ mi, Mustafa GİRAY mı? - Cem Yaren

Sayısı çok az dostlarımdan birinin bant deşifrelerini okuyordum. Bir an inanamadım. Geri döndüm. Evet doğruydu. Ardından, deşifrenin bantını dinledim. Tamamen uyuyordu. Kitaplıktaki BRZEZINSKI’nin “Büyük Satranç Tahtası” gözüme ilişti. Gülümsedim… Bursa’nın, şimdiki Yıldırım İlçesi’nin sınırları içindeki, Yıldırım Polis Karakolu’nun sağ üst çaprazında bulunan Mustafa GİRAY’a ait “Ağaç Doğrama Atölyesi’nde bir zamanlar öyle bir konuşma geçmişti ki, bu cümleler dizisi o günlerde dünyaya yayılmış olsaydı, Satranç Stratejileri de Uluslalarası Stratejiler de bugün farklı yerlerde olurdu. BRZEZİNSKİ de bu kadar çok ukalalık yapamaz, kimseler de onu ciddiye bile almazdı… Mustafa GİRAY, göçmen bir ailenin oğludur. Zenaatkar, yaratıcı, analizci ve pratik bir zekaya sahiptir. Aslında Mustafa GİRAY, üstün vasıfları sayılamayacak kadar farklı, saygın ve Türkiye’nin bugünlerdeki insan ihtiyacının özetidir. discount drug coupons is-aber.net printable coupons for cialis

Ağaç işleri konusunda iyi bir ustadır. Ahşap malzemeden oyuncaklar yapar, onları da zaman zaman Bursa Heykelönü’nde satışa sunardı. Bir zamanlar minik atelyesinde ürettiği kemanlar, Bursa’da pek çok miniğin müziğe olan ilgisini arttırmıştı. GİRAY’ın kemanları sanki sihirliydi, çalmasını bilmeyenlerin elinde dahi, “ben keman”ım diyordu... GİRAY, devletten beş kuruş vergi kaçırmamış; iş yaptığı kişileri de “vergi kaçırtmamaya” zorlamış bir vatan evladıydı. İşini yapar, bitirir, ambalajlar, ama mutlaka ambalajın içine yaptığı işin faturasını koyardı. Bazı müşterileri, onun fatura kesmesini istemez ve hatta kesilmiş faturayı bile iade etmek isterdi. GİRAY o zaman da bu faturaları bir kıskaçla tutturup, işyerindeki yasal levhaların yanına koyardı. Bir gün, GİRAY’ın atelyesine biri gelmişti. Kendisine satranç tahtası ve satranç taşları yani satranç takımı sipariş etmek istemişti. Teklif çok ciddi ve kazancı da mükemmeldi. GİRAY, siparişi vermeye çalışan kişiyle epeyce konuştuktan sonra birim fiyat olarak, siparişi vermeye çalışanın da umduğundan daha ucuz bir miktarı söylemişti.
 
Ancak GİRAY’ın siparişi verenden bir isteği ve ikazı vardı: “Yapacağım satranç taşları sıradan taşlar olmaz. Benim yapacağım “piyon”lar, kendini akılsızca harcamaya çalışanların lafını da dinlemez. Üstüne üstlük, sadece ŞAH’ın yaşaması için hiç biri, kendini kurban etmez. Ama yeri geldiğinde de oyunun kazanılması için, gerekirse kendilerini feda ederler.
 
Sonradan beni uyarmadı demeyin” Siparişi veren şahıs bu söylenenleri hiç önemsememişti ve GİRAY’ yüklüce bir sipariş vermişti. El sıkışılmış ve ilk parti siparişi verene 2 ay sonra teslim edilmişti. Satranç takımları, Avrupa’nın değişik ülkelerinde satışa sunulmuş ve bunlardan bir tanesi de dönüp dolaşıp Romanya’ya Köstence’ye gitmişti. Romanya’da satranç takımına sahip olan kişi, bir iki el oyundan sonra takımı aldığı yere gitmiş ve sormuştu: “Bu takımı kim yapmıştır? Bu takımla bilinen satranç oynanamamaktadır? Taşlar, sanki canlı gibiler; emir-komuta dinlemiyorlar; kendilerini harcatmıyorlar; akılsızca hamlelerde tekrar yerlerine geri geliyorlar…” Aynı şikayetler, değişik Avrupa ülkelerinden de gelmişti. Satranç takımları geri iade edilmekte, ihracatçı firma zor anlar yaşamaktaydı. Sonunda, GİRAY’a siparişi veren şahıs atölyeye gelmiş ve GİRAY ustaya bağırmaya başlamıştı: “Sen ne biçim ustasın, taşlarınla ve tahtanla kimse satranç oynayamıyor. Bütün sattıklarımız geri geliyor. Ver sana verdiğimiz paraları geri. Boz yaptığımız anlaşmayı…” Mustafa GİRAY, bütün bu sözleri sessizlik içinde dinledikten sonra yerinden kalkmış, siparişi verenin kendisine verdiği paranın zarfının kapağını bile açmadan, adamın kucağına bırakmıştı.
 
“Mesele, para-pul değildir efendi. Mesele, piyonunu satmayan ve kendi şahsi ikbali için erini dahi kurban etmeyen şah yapabilmektir. O taşların her birine şah ruhu verebilmektir. Bunun da tek yolu vardır. Taşları yapan ustanın, kendi fıtratını taşlara taşımasıdır. Ben ailemin ve ceddimin şerefini o taşlara taşıdım. Başka ne sonuç bekliyordunuz ki…” Siparişi verenin bu cümleleri anlaması zordu. Onun için önemli olan, parasını geri alabilmek ve günü kurtarabilmekti.” Saygıdeğer okurlar, bu sıradan ve uydurma bir hikaye değildir. Yaşanmıştır, ama bugüne kadar kimsecikler tarafından yazılmamıştır.
 
Bu hikaye, Romanya’dan Türkiye’ye göç eden bir Tatar gencinin, Mustafa GİRAY’ın onur ve ibret dolu hikayesidir. Bu hikaye, ailesinin onurunu işine taşıyan ve bulunduğu her yeri şerefiyle şereflendiren Mustafa GİRAY’ların hikayesidir. Gerçektir, yaşanmıştır ve mutlaka bundan sonra da benzerleri yaşanacaktır. Umarız ve dileriz ki, Mustafa GİRAY hala yaşamaktadır ve bu hikayeyi okur… İbn-i Haldun’un dediği gibi; Türkiye’nin “makamı ile şereflenenlere değil, şerefi ile makamını şereflendirenlere” ihtiyacı var… Cem YAREN