İstihbarat24 Mayıs 2006 00:00

Devletin Hangi Birimi Teröristbaşıyla Aynı Görüşte? - Sadi SOMUNCUOĞLU

Bir şeyler oldu ve 6 aydır tecritte tutulan teröristbaşı, yeniden bölücü terörü yönetmeye başladı. Özellikle bir iddiası var ki, inanılır gibi değil; "Görüşleri, devlet içindeki bir eğilimce de paylaşılıyor"muş. Bir süre önce Kandil'deki Karayılan da, "Devletin kendi içinde Öcalan'ı muhatap alıp, almamayı tartıştığını bildiklerini" söylemişti. Gelişmeler maalesef bunlara, "deli saçması" dememize fırsat vermiyor.    Teröristbaşının tecriti sürecinde Nevruz gösterileri, ardından Diyarbakır başta birçok ilde kanlı eylemler yaşandı. TSK operasyonlara başladı. İran PKK kamplarını bombaladı. ABD, yine kılını kıpırdatmadı. AB, "operasyonların karşılıklı durdurulmasını" isterken, "Kürt sorununa siyasal çözüm" şartını tekrarladı. Teröristbaşı ise  ABD ve AB'nin gündeminde yoktu. Bütün bunlar emperyalistlerle, teröristbaşı arasında "yeniden yargılama" vaadiyle, "Barzani'nin uydu devletine biat" ve terörün durdurulması halinde, bölücülüğün siyasallaştırılacağı pazarlıkları gibiydi. symbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenarenovation vejle site renovadiscount card prescription discount coupon for cialis prescription drugs discount cards

BOŞANMA FETVASI !..

Herhalde bazı konularda anlaşma sağlandı ki, teröristbaşı suç olduğu halde, yeniden talimat yağdırmaya başladı. Daha vahimi, "Ordu, MİT, Emniyet içinde Kürt sorununun çözümüne yönelik önemli tartışmalar var. İki ana eğilim var" iddiasını gündeme getirdi. Bir kesimin "sorunun şiddetle çözülmesini" isterken, "nispeten daha ılımlı kesimin, sorunun şiddetle çözülemeyeceğine inandığını" söyledi ve açıkça, "Görüşlerimiz, devlet içindeki bir eğilimce paylaşılıyor" dedi.  

Teröristbaşı, "Türkiye kendini kandırmasın, İran gidici" gibi çok ilginç bir öngörüde de bulundu. Diyarbakır olaylarının, "PKK'nın genel bir ayaklanma çıkarma gücü olduğunu" gösterdiğini öne sürüp, "Olaylar bir kıvılcım, boşanmanın ilanı" benzetmesiyle ise adeta "Yüzümüzü Barzani'ye döneriz" mesajı verdi.  


İKTİDAR, TSK, MİT  

Acaba teröristbaşının bu "bilgilerinin" ve isyan çağrısı yapma cesaretinin kaynağı kimler? Yeniden yargılanacağı sözüyle birlikte, artık Erdoğan ve Gül'ün de sık sık kullandığı "demokratik cumhuriyet" temelinde "çözüm" mesajı mı aldı?

Peki, teröristbaşıyla "aynı eğilimdeki devlet birimi" neresi?

ABD ve AB'nin bölücü temsilcilerle pazarlığa oturulması, şartsız ve ayırımsız genel af, siyasallaşmanın önünün açılması şartlarına, TSK'nın kesinlikle yanaşmadığını biliyoruz. Erdoğan-Gül ikilisinin ise, bu talepleri karşılamak için fırsat kolladığını, bölücülüğe değil, teröre karşı çıktıklarını, Erdoğan'ın işi, "Silahı bırakın, masaya gelin" demeye vardırdığını da.              

Bir de teröristbaşının ABD ile doğrudan pazarlık sonucu, idam edilmemek şartıyla tesliminde başrolü oynayan MİT var. MİT'in bakış açısını da öncelikle dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun'un Yardımcısı, yeni emekli olan Cevat Öneş'in geçtiğimiz 6 ay içinde Radikal Gazetesi'nde yayımlanan, 4 makalesinde görmek mümkün. Bu yazılardan ilkinin teröristbaşına verilmesi, onun da çok beğendiğini açıklaması dikkat çekici. Öneş bu yazısında, gelişen ve değişen şartlarla uyumlu bir politika üretilmesi için, özetle şu mesajları veriyordu:        

-PKK terör örgütüdür. Ancak Şemdinli-Hakkâri-Yüksekova örneğinde görüldüğü gibi, ortaya çıkan kitlesel boyut dikkate alınmalı.  
-Öcalan'ın demokratik cumhuriyet tezi, çözüm arayışlarında göz önünde tutulmalı.  
-Silahların bıraktırılması ve çözümlerde, Öcalan'dan uygun şekilde yararlanılabilmesinin şartları oluşturulmalı.
-Türkiye, kendi Kürt sorununu AB kriterleri çerçevesinde çözmeli.  
-Türk kimliğinin Anayasamızdaki hukuki tanımlama ve uygulamalarında gereken hassasiyet gösterilmeli. Toplumumuz, Türkiye Vatandaşlığı üst kimliği altında, farklılıklarını zengin bütünlüğe çevirebilecek tarihi birikime ve olgunluğa sahip. Siyasi iradenin kararlılığı ile kitleler, psikolojik yönden buna hazırlanmalı.  

Tepkiler üzerine yazdıklarının, "terör örgütüyle işbirliği şeklinde algılanamayacağını, bunun devlet ve hükümetin görüşünün MİT tarafından deklare edilmesi olmadığını" açıklayan Öneş, sonraki yazılarında da benzer görüşleri savundu. Öcalan'ın "demokratik cumhuriyet tezlerinin devlet tarafından yeterince değerlendirilemediğini, Kürt kimlikli unsurların, çözüm çalışmaları içinde yerlerini alamadığını" vurguladı. "Kürt sorununa çözüm konsepti" adı altında, "Yeni bir Anayasa, terör örgütü ve liderleriyle değil ama siyasi hareketlerle iletişim, kamuoyu vicdanını zedelemeden, Öcalan ve örgütün lider kadrolarının çözüme desteğinin sağlanması" tekliflerinde bulundu.    

Nihayet, MİT'in yeni Müsteşarı Emre Taner'in, Erdoğan'ın talimatıyla Barzani'yle görüştüğünü ve "genel af, siyasal çözüm" cevabını aldığını da unutmayalım.

Hakim Özbilgin'in cenazesinin kalktığı gün, Antalya'da bir otelde Erdoğan, ABD Büyükelçisi Wilson ve Cüneyt Zapsu alelacele bir araya gelip, baş başa ne görüştü? Sadece Danıştay saldırısını mı? Yoksa "Kürt sorununa siyasal çözüm" başta ABD'nin isteklerine, Washington randevusu öncesi peşinen "peki" mi dendi? Hasılı Danıştay suikastı sayesinde, "Süpürmeyin, kullanın" mesajı birinci ağızdan mı alındı?

Evet, tekrar soralım; terörisbaşıyla "aynı görüşte olanlar" kimler?