Siyaset23 Mayıs 2006 00:00

Saldırının Mesajı - Orhan ERDİL

İç kargaşa ve sosyal travmanın yaşandığı bir Türkiye ABD’nin talepleri ve devamı gelebilecek operasyonları karşısında daha fazla dayanabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Danıştay baskınının bütün boyutlarını polis soruşturması ile ortaya çıkaramazsınız. Polis soruşturması ile sadece tetikçi ve avenesini ortaya çıkarabilirsiniz ama, arka planındaki dinamikleri asla bulamazsınız. Arka planındaki dinamikleri ortaya çıkarabilmek için de stratejik birikim ve öngörü gerekir. Türkiye’de olmayan budur. Onun içindir mi memleketin dört bir yanı ajan kaynamaktadır. Kaldı ki stratejik birikim ve öngörü olma ne yazar? İktidar “saldırı bana karşı yapıldı” derken, muhalefet “hayır laikliğe karşı yapıldı” diyor. İktidarıyla, muhalefetiyle herkesin bir araya gelerek “Bu saldırı hepimize yapılmıştır, bütün Türkiye’yi hedef almıştır” demesiyle olayı aydınlatabiliriz. renovation vejle link renovacialis sample coupon prescription card discount cialis manufacturer coupon

Danıştay’da gerçekleştirilmek istenen katliam girişimi; Türkiye’nin 80 ve 90’lı yıllarda yaşadığı siyasi cinayetlerden farklı boyuttadır. 80 ve 90’lı yıllardaki siyasi cinayetler ile daha dar kapsamlı siyasi mesajlar ve operasyonlar gerçekleştirilmişti. Fakat, son Danıştay baskını ile verilen mesaj doğrudan doğruya Türkiye’nin varlığı ve varlık alanıyla ilgilidir. Bir anda siyasi polemik malzemesine dönüştürülen Danıştay baskınında hedefin kim olup olmadığı tartışılıyordu. Muhalefet kesimi ile geleneksel algı; saldırı ile laikliğin hedef alındığını ileri sürerken, iktidar da hedefin bizzat kendisi olduğunu iddia ediyordu. Oysaki burada belirli bir değer veya iktidar unsuru hedeflenmedi. Burada hedef top yekun Türkiye’dir. Saldırıyı gerçekleştiren unsur olan Avukat Alparslan Arslan’ın şahsında mündemiç olan siyasi ve ideolojik özelliklere dikkat ediniz: Kürt kökenli, bir ara Ülkücülerin arasında da bulunmuş, İslamcılık var, Hizbullah bağlantısı var, mayfatik özellikler var, “Ulusalcılık” denilen ucubeye bulaşmışlık var, “derin devlet” olarak adlandırılan odaklarla ilişkide olduğu iddiaları da var. Var oğlu var. Türkiye’de ayrışmayı ifade eden bütün özellikleri bünyesinde toplamış. Böyle bir kişi özellikle seçilmiş olmalı. Katili bütün özellikleriyle ele aldığınızda Türkiye’deki herkes kendisinden bir “ideolojik değer” görebiliyor.

Katilin tercih ediliş neden olarak da bu özellikleri ve yansımalarını sayabiliriz. Böyle bir özelliğe sahip kişinin tetikçi olarak kullanılmasıyla Türkiye’ye verilmek istenen mesaj şudur: Ben istersem katilin şahsındaki bütün ideolojik özellikleri sana karşı kullanabilirim. Seni ayrıştırmak da bütünleştirmek de benim elimde. Bundan dolayı benim inisiyatifim dışında hareket alanları geliştirme. Benimle beraber hareket et. Verilmek istenen net mesaj budur. Böyle bir mesajı Türkiye’ye kimin vereceğini tartışmaya dahi gerek yok. Irak’ta Türkiye’nin desteğini alamadığı için her geçen gün daha da bataklığa saplanan ABD, İran’a gerçekleştireceği saldırı öncesi aynı hataya düşmek istemiyor. Şimdiye kadarki yaptığı temasların sonucunda da ne iktidar partisinden ne de muhalefet partisinden İran’a yapacağı saldırıya ilişkin herhangi bir umut verici mesaj alamadı. Bu mesajı alamayınca da doğrudan doğruya kendi mesajını vermeyi tercih etti. İktidarıyla, muhalefetiyle, bürokrasisi ile, sokaktaki insanı ile Türkiye’nin bütünü hedef alabileceğine dair kanlı bir mesaj verdi. Bununla birlikte saldırının artçı sarsıntıları ile toplumsal kesimlerde neden olacağı travmanın Türkiye’yi daha da güçsüz hale getireceğinden hareketle, kendisi ile anlaşabilir bir profil sergileyeceğini hesapladı.

İç kargaşa ve sosyal travmanın yaşandığı bir Türkiye ABD’nin talepleri ve devamı gelebilecek operasyonları karşısında daha fazla dayanabilmesi mümkün değildir. Dolayısıyla Danıştay baskınının bütün boyutlarını polis soruşturması ile ortaya çıkaramazsınız. Polis soruşturması ile sadece tetikçi ve avenesini ortaya çıkarabilirsiniz ama, arka planındaki dinamikleri asla bulamazsınız. Arka planındaki dinamikleri ortaya çıkarabilmek için de stratejik birikim ve öngörü gerekir. Türkiye’de olmayan budur. Onun içindir mi memleketin dört bir yanı ajan kaynamaktadır. Kaldı ki stratejik birikim ve öngörü olma ne yazar? İktidar “saldırı bana karşı yapıldı” derken, muhalefet “hayır laikliğe karşı yapıldı” diyor. İktidarıyla, muhalefetiyle herkesin bir araya gelerek “Bu saldırı hepimize yapılmıştır, bütün Türkiye’yi hedef almıştır” demesiyle olayı aydınlatabiliriz. Bugünkü ortamda da bu imkansız görünüyor.