AB20 Mayıs 2006 00:00

Avrupacılık - Orhan Erdil

Türkiye’nin AB üyeliği süreci; daha da geriye gidecek olursak “batılaşma sürecinin” tam anlamıyla dayatmalar ve Türkiye’yi köşeye sıkıştırma süreci olduğunu anlamamak için artık aptal olmak gerekiyor. Türklerin Anadolu’yu edebi vatan yapıp, balkanlar ve Avrupa içlerine doğru ilerlemeleri üzerine Haçlı Dünyası tarafından uygulamaya konulan bir program olan Şark Meselesi; kapitülasyonlardan Türk-İngiliz Ticaret Anlaşması’na, Mondros Mütarekesi’nden Sevr Anlaşması’na kadar pek çok aşamayı kat ettikten sonra bugün itibariyle “AB üyeliği süreci” kılıfına bürünmüştür. Gerçi Türkiye’deki haymatloslar, hukuk olarak AB üyelik süreci başlamadan önce de Şark Meselesi’nin gönüllü ajanları-militanları olarak sürecin altyapısının hazırlanmasına yönelik gerekli zihinsel ve hukuki düzenlemelerin sağlanmasını başarmışlardı. Bölücülük ve Ermeni meselelerinden de gayet net bir şekilde anlaşıldı ki; Avrupalılar AB üyeliği ile Türkiye’yi de içlerine alarak bir güç birliği oluşturma amacında değiller.cialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilobuscopan floridafriendlyplants.com buscopan plus

Bir “üst birlik” (AB) düşününüz ki; kendi içine alarak bütünleşmeye çalıştığı bir ülkeyi sürekli olarak zayıflatmayı deniyor. Madem ki bütünleşeceksin, neden müstakbel ortağının zayıflamasını, dayak yemesini isti-yorsun. Zayıflamış ve örselenmiş bir ortağın sana ne katkısı, faydası olacak? Türkiye’nin taraf olduğu hemen bütün meselelerde, karşı taraftan yana olmak hangi ortaklığın mantalitesine uygun? Bugüne kadar Avrupa’nın; Türkleri, Türk ve İslam dünyasını ilgilendiren herhangi bir konuda “bizden yana” dürüstçe, objektif bir tavır koyduğunu gören oldu mu? Hep “biz” mi haksızız? Ya da Avrupa “ilahi bir irade gibi” her hal ve şartta haklı mı? Hep haklı kararlar vererek hiç yanılmıyor mu?

Bunları bir Avrupalı ile tartışabilirsiniz, bu herhangi bir Avrupalı da kendi meşrep ve mezhebine göre çeşitli cevaplar verir. Ama “Türkiyeli bir haymatlos” ile olgular üzerinde kesinlikle tartışamazsınız. Bozuk plak gibi aynı şeyleri tekrarlar durur. “Yeryüzü kriterleri, dışa açılma, Türk’e Türk propagandası yapma vs.” gibi artık gına getiren şeyleri tekrarlar durur. İsmet Özel’in 80’li yıllarda bir tesbiti vardı. Aklımızda kaldığı kadarıyla şöyleydi: “İslam’ı bir batılıya anlatmak, Türkiye’deki bir batıcıya anlatmaktan daha kolaydır.” Şu anda tartıştığımız konular için de aynı gerçek söz konusudur. Türkiye gerçeklerini bir batılıya daha rahat anlatabilirsiniz.

Neticede “karşılıklı iki taraf olarak” konuşursunuz. Adam elbette kendi çıkarlarını, yüzyıllardır temsil ettiği sömürgeci yaklaşımını aktarır. Siz de gardınızı ona göre alırsınız. Ama “Türkiyeli haymatloslar”a kesinlikle anlatamazsınız. Çünkü karşınızda “hangi tarafta olduğu belli olmayan bir ucube” vardır. Hep söylüyoruz: Türkiye’nin öncelikli sorunu köşe başlarını tutmuş haymatloslardan kurtulmasıdır. Bunlar özellikle son yıllarda yaratılan fırsat ve imkanlarla etki alanlarını daha da artırmaktadırlar. Bu etki kırılmadığı takdirde, bugünkü Ermeni sorununa rahmet okutacak daha nice sorunlarla karşılaşırız.