Tantan: İstihbarat Savaşını Türkiye kaybetti!
Editör: Efendim, öncelikle Şemdinli Olaylarından başlamak istiyorum, Şemdinli’de aslında ne oldu, hakikatten ikinci susurluk muydu yoksa bir takım çevreler devletle halkın arasını açmak için bunu kullandılar mı? Oradaki subayın ifadelerinde “gündüz gözüyle adam öldürmek istesem el bombası kullanmam” iddiası var? Sadettin Tantan : Şemdinli olayları olduğu gün bize basından ilk sorulduğunda, bu olayların bir istihbarat savaşının neticesi olduğunu, Türkiye’nin burada kaybettiğini ifade ettik. Çünkü Türkiye’de ülke içi casusluk faaliyetleri had safhaya çıkmış vaziyette. Maalesef siyasi iktidar, bunlarla yoğun şekilde mücadele edecek olan istihbarat teşkilatlarını ve kolluk güçlerini yasal dayanaktan yoksun bırakmıştır. Bu nedenle burası adeta Türkiye aleyhine faaliyet gösteren yabancı servislerin yoğun tehdidi altında kalmıştır. Ve Şemdinli olaylarında da yerelin öne çıkarılması, devletin geri pozisyona çekilmesi gelecek açısından da büyük bir tehlike arz etmektedir. Bunları biz hep ifade ettik. Bugün gelinen noktada Meclis Araştırma Komisyonu bizim söylediklerimizi 5-6 ay sonra ifade etmeye başladı. Ümit ederim ki Meclis Araştırma Komisyonuna yansıyan bilgiler doğrultusunda iktidar bir takım çalışma yürütür. discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis coupons printable blog.suntekusa.com discount prescription drug cardnaproxennatrium go naproxen kruidvatsitagliptin phosphate and metformin hydrochloride gedave.ro sitagliptin phosphate side effectsclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilokamagra link kamagra gel
Sadettin Tantan : Türkiye şu anda yönetilemez duruma gelmiştir. İç kamuoyunda giderek sıkışan siyasi, güvenlik ve ekonomi ile ilgili sorunlar daha da ön plana çıkmaktadır. Ayrıca dünya siyaseti açısından bakıldığında, iktidarın artık dünya siyasetinden de dışlandığı, özellikle AB ve ABD eksenli yürüttüğü politikalar ve onlarla yürüttüğü teslimiyet politikalarında da o ülkelerin artık iktidarı dışladığını ve sıcak bakmadığını görüyoruz. Zaten uygulamalarında, söylemlerinde ve davranışlarında tutarlı olmadıkları artık yabancı basına da çıkmaya başladı. Bu bir iktidar için eksi bir puandır. Ayrıca, iktidar üzerinden Türk kamuoyunun, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin itibarının sarsılması, onun incitilmesi de kabul edilebilir bir durum değildir. Türkiye’nin hem dış politika açısından hem de iç politika açısından sıkışması erken seçimi gündeme getirebilir. İktidar erken seçimden kaçamayabilir.
Ayrıca küresel hakimiyet gücün, Ortadoğu politikalarındaki hakim olma eğilimi, burayı kendine taabi kılma yönündeki evrensel hukuku da çiğneyen yaklaşımları da göz önüne alındığında önümüzdeki ayların çok sıcak geçeceğini öngörüyorum. Bu noktada da erken seçimin halk nezrinde de arzu edilebilir bir konuma geleceği görülmektedir. Özellikle de iç güvenlik açısından silahlı ve silahsız örgütlerin daha hızlı faaliyet içerisine girmiş olmaları da dikkate alındığında iktidarın sandıktan kaçamayacağı ve süratle milletin önüne sandığı getireceği ifade edilmektedir.
Editör: Şu andaki siyasi ortamın, (olacaksa) erken seçim ya da süresinde yapılacak seçimlerden sonra ne kadar değişebileceğini düşünüyorsunuz?
Sadettin Tantan:
Şu anda halk siyasetten tamamen soğumuş vaziyette. Aslında ülke yönetimine ve siyasete yabancılaşmış vaziyette. 3 Kasım seçimleri 50 yıllık siyasi politikaların bir tasfiye seçimiydi. Bugünkü iktidar ve muhalefet istenerek de meclise taşınmadı. Halk tamamen 50 yıllık siyasi anlayıştan kurtulmak için kendisine dayatılan bu iktidar ve muhalefeti parlamentoya taşıdı. Bugün gelinen noktada parlamento içindeki iktidar ve muhalefet çökerken, parlamento dışında kalmış 50 yıllık siyaseti temsil eden partilerde de bir gelişme olmadığını görüyoruz. Yani onlar da halkın isteklerine cevap verebilecek, halka güven verebilecek, halkın geleceğini aydınlatacak, ülkenin onurunu yükseltecek bir siyasi kimlik içerisinde olamadıkları, halk tarafından itibar edilmemektedir. Yani bugün Türkiye’de siyasetin çöküşü, ayrışması gelinen noktada siyasi partilerin kirlenmesinden kaynaklanmaktadır. Kirli siyasete de halk itibar etmemektedir.
Editör: Sonuçta birileri meclise girecek, burada yer alacak partilerin dağılımı sizce nasıl olabilir?
Sadettin Tantan:
Burada kirli siyaset halk tarafından yine cezalandırılacaktır. Halkımız, kendine yakın, kimlikli bir siyasi anlayışı göremezse belki de büyük bir çoğunlukla sandığa gitmeyecektir. Veya bu iktidarın politikalarından kurtulmak için bir canavardan kaçarken bir başka canavara tutulacaktır. Ancak karakterli, kimlikli, kişilikli bir siyasi yapı görürse, ülkenin ve halkın hakkını koruyacak bir siyasi anlayışı, siyasi bir felsefeyi görürse onu süratle iktidara taşıyabilir. Bunun eski ya da yeni bir parti olması önemli değildir. Yurt Partisi’nin kuruluş felsefesine baktığımız zaman kirli siyasetten uzak, kimlikli bir siyasi anlayışı hakim kılmak, yeni bir Türk devrimini gerçekleştirmek için kurulan bir siyasi parti olduğunu görüyoruz.
3 Kasım öncesi söylediği söylemleri, halkı aydınlatma noktasındaki ifadeleri, medya aracılığıyla kamuoyuna ulaşan bütün davranış ve söylemlerine baktığınız zaman, o gün anlattığı tehditlerin bugün bütünüyle kamuoyuna yansıdığı ortaya çıkmaktadır. Yani Yurt Partisi’nin söylemleri, davranışları ve eylemlerinde halkın ve ülkenin menfaatlerine yönelik tavizsiz yaklaşımı, bugün halkın taleplerini karşılayabilecek bir siyasi oluşum olarak gözükmektedir. Fakat Yurt Partisi, şu ana kadar halkla tam olarak bütünleşemediği için halk tarafından tam olarak algılanamadığı için, bu konudaki medya gücünü ekonomik sıkıntılar nedeniyle tam olarak kullanamadığı için de halkla tam bütünleşememiştir. Ancak önümüzdeki sandık konacağı tarihe kadar bunları gerçekleştirme noktasında yoğun bir çalışma ve faaliyet içerisindedir.
Editör: 2002 seçimleri öncesi genel olarak hangi öngörüleriniz bugün gerçekleşti diyebiliriz?
Sadettin Tantan:
Biz 3 Kasım öncesi şunları söyledik: İnsanlar sokaklarda Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy vereceklerini ifade ediyorlardı, ve biz şunları haykırdık, “ Bu partiyi iktidara getiren güç, sizin imkan ve kabiliyetlerinizi kendi lehine kullanmak üzere iktidara bu partiyi getiriyor. Sakın ola ki teslim olmuş, geçmişinde kirlilikleri olmuş insanlara oy vermeyin, namuslu insanlara oy verin. Onları kirlilikleriyle iktidara taşırsanız sizi düşünmezler, kimler onları iktidara getiriyorsa onlar lehine hareket ederler. Ve sizin bütün emeklerinizi çalarak onlara teslim ederler. Onların ifadelerinde yoksulluğu ve yolsuzluğu durduracağız söylemleri vardı. Bunların asla hiçbirisini gerçekleştiremez, çünkü onlar şaibeli geliyorlar, yolsuzluk ekonomisi devam edecektir” dedik. İktidara geldiklerinde ilk yaptığı şeylerde kendileri hakkındaki dosyaları ortadan kaldırıcı aflar getirdiler. Terörle mücadele edilemez noktada kolluk güçlerini yasal dayanaktan yoksun bıraktılar. Terör örgütlerine sürekli af getirmesi ve böylece Türkiye’de silahlı ve silahsız örgütlerin yoğun bir şekilde faaliyet gösterdikleri bir alan yaratılmış olmasına ve aynı zamanda terör örgütlerini besleyen kaynakların bu örgütler tarafından fütursuzca kullanılabilir şekilde gelişmiş olması bizim seçim öncesi ifadelerimizde yer alıyordu.
Ekonomi politikalarında da IMF’ ye teslimiyet politikalarını devam ettireceklerini söyledik. Aynen teslimiyetleri devam ettiği gibi bugün Türkiye’de yolsuzlukla mücadele edeceğim diyen iktidar yolsuzlukla mücadele yasası çıkartmadığı gibi kısmi mücadele edilebilir olan 1999 yılında çıkarılmış olan yasayı da tamamen yürürlükten kaldırmıştır. Cumhuriyet tarihinde ilk defa, halk tarafından görülmese de kendi lehlerine bir takım yasal düzenlemeler yaptılar ve hayata geçirdiler. Bugün Türkiye’de ekonomi politikası olmadığı, IMF’ ye bağımlı bir politika izlendiği için de Türk halkı giderek fakirleşmekte ve yoksullaşmaktadır. Yoksulluğu ortadan kaldıracaklarını ifade ederken, bugün 22 milyona çıkmış bir yoksulluk sınırı altında kalan kesim var. Bütün bunları ifade etmiştik. Bugün gelinen noktada 3 Kasım öncesi söylediğimiz her şeyin doğru olduğu ortaya çıktı. Yani bu iktidarın olaya yaklaşımı hak ve özgürlükleri getiriyoruz derken aslında hak ve özgürlükleri getirmek yönünde olmadı. Tam aksine, tamamen o kimliğin altına sığınarak kendi ekonomik, idari, siyasi güçlerini geliştirme noktasında politikalar geliştirerek ve bunlara hukuki alt yapılar yapmak suretiyle de kendi menfaatlerini ülke ve halkın menfaatlerine değişmek gibi bir yaklaşımları oldu. Bu gerçekler de ortaya çıktı.
Bugün Türkiye’de yeniden şiddetlenen terör faaliyetleri, giderek ekonominin, siyasetin, güvenliğin bağımlı hale gelmesi bu iktidarın, iktidara gelirken teslimiyetinin bir ifadesidir. Bu teslimiyet artık kendileri tarafından da açık şekilde ortaya çıkmıştır. Kendi temsilcileri Amerika’ya giderek adeta yalvarırcasına “Bizi kullanın” ifadesiyle de kimliksizce hareket etmiştir. Biz bu iktidarın kimliksiz bir siyasi yapı olduğunu da sokaklarda bağırdık ve bugüne kadar da bağırmaya devam ettik. Türkiye’nin kimliksiz siyasi yapılardan kurtulmasının elzem olduğunu ifade ettik. Türkiye’de en büyük tehdidin kimliksiz siyasi yapılanma olduğunu belirttik. Bu halen geçerliliğini devam ettiriyor.