NEDEN ÜÇ BUÇUK?-Hüseyin MÜMTAZ
Zafer Temoçin’in, Cumhuriyet’te 12 Mayıs 2006 günü, yâni Danıştay Başkanı’nın konuşmasından sonra yayınlanan bir karikatürü var. Devletin en üstündeki 4 kişiyi resmediyor. Cumhurbaşkanı, Başbakan, Danıştay Başkanı ve Genelkurmay Başkanı.. TBMM Başkanı yok.. Neden yok, anlamadım.. Ortadaki Başbakan’ın yüzü, diğerlerinin yanında simsiyah.. Karikatür renkli olsaydı, zannederim kıpkırmızı olacaktı. Da konu o değil.. Benim asıl dikkatimi çeken şey; Genelkurmay Başkanı’nın ‘’yarım’’ resmedilmiş olması. Sayın Özkök’ün yarısı, çerçevenin sol dışında kalmış. Temoçin’in; Başbakanın yüzünü simsiyah (yahut kıpkırmızı) çizdiği bir karikatürde Genelkurmay Başkanı’nı neden buçuklu çizdiğini yorumlamak grafik sanatlarla ilgili görgü-bilgi ve yeteneğimin ne yazık ki dışında kalıyor sevgili okuyucu.. Sahi, Zafer Temoçin Genelkurmay Başkanı’nı neden yarım çizmiş? Aynı gün yayınlanan ‘’Fener Papazının Duası’’ başlıklı yazımın giriş bölümü aynen şöyleydi: acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon card
‘’Cumhuriyet’in; mevcut siyasi irade hariç bütün kurumları en büyük iki tehlikenin a) irtica ve b) üniter yapıyı tehdit eden bölücülük olduğu konusunda fikir birliği içinde.
Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı, Kara Kuvvetleri Komutanı ve son olarak da Danıştay Başkanı’ndan bu uyarıyı defalarca aldık.
Danıştay Başkanı’nın açıkça ifade ettiği düşüncelere karşı bu tür kuruluş yıldönümlerinde bu açıklamaları hep dinlediklerini söyleyen Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı; -Bugün de bir yenisini dinledik, birbirinden farklı şeyler değil. Dinleriz, saygındır ve bunlarla birlikte ülkemizin yarınlarını değerlendirecek değiliz. Ülkede ekonomik alanda attığımız adımlar, ülkenin AB sürecindeki gelişimleri, bunlar bizi çok daha fazlasıyla ilgilendiriyor- yaklaşımını sergiledi.
Başbakan; artık ve yavaş yavaş iç hukuka üstün olduğunun zorla kabul ettirildiği uluslar arası hukukun hoşuna gitmeyen bazı kararlarını “Ulemaya sormalı” diye eleştirirken iç hukukun başı sayılabilecek Danıştay Başkanı’nın söylediklerini de yukarıdaki cümlelerle eleştiriyordu.
-Dinleriz, saygındır ve bunlarla birlikte ülkemizin yarınlarını değerlendirecek değiliz- diyordu.
Yâni ne dış hukuk, ne iç hukuk.. Bildiğimizi yaparız. Vız gelir, tırıs gider.. Varsa yoksa Akepe hukuku…
Danıştay’ı, yargıyı, kuvvetlerden birini tamamen yok sayıyordu.
Bu yüzden defalarca açıkça sergilediği sübjektif hukuk anlayışı ve malûm yaklaşımından dolayı Erdoğan’ı tasnif dışı bırakıyoruz..
Fakat her seferinde ve ısrarla “İrtica tehdittir” diyen Cumhuriyet’in diğer kurumlarına…Bir sorumuz var’’..
İşte ‘’Cumhuriyet’in diğer kurumları’’ dediğimiz kurumları resmetmişti Temoçin..
Sonra…
Aradan sadece beş gün geçti..
Ve Danıştay, yâni Türk Yargısı’nın bir anlamda en üst makamı bir ‘’avukat’’ tarafından basılarak toplantı halindeki 2’inci Daire üyeleri kurşuna dizildi.
Saldırgan ‘’Allahuekber’’, ‘’Biz Allah’ın askerleriyiz’’, ‘’Allah’ın elçisiyiz’’, ‘’Osmanlı İmparatorluğu’nun torunlarıyız’’ diye bağırıyordu. (Sabah. 18 Mayıs 2006)
Arınç’ın gazetecileri çağırarak yaptığı yorumu okudunuz mu?
‘’Bir kişi bir karardan infial duyarak –ben bu eylemi yaptım- diyorsa inandırıcı ve haklı olamaz. En ağır cezayı alması için belki yeterli olabilir. Akli ve cezai ehliyetinden şüphe etmek gerekir’’.. (Sabah. 18 Mayıs 2006)
Oldu.. Gözlerim doldu..
Anıtkabir’de tören sırasında elinde Kuranı Kerim cübbe ve şalvarla ortaya çık, ‘’Meczup’’..
Mersin’de bayrak yak… ‘’Çocuk’’..
Danıştay’a saldır, hâkim öldür… ‘’Aklî ve cezai ehliyeti yok’’..
Bu adam Hukuk Fakültesini okurken, avukat stajı yapıp avukatlık ruhsatı alırken cezai ehliyeti var ama Danıştay’ı basınca yok…
Güldürmeyin adamı..
Kimse olayı hafife almamalıdır.
Bu Cumhuriyet’in ikinci bir Menemen olayıdır.
İlkinde Atatürk ne yapılması gerektiğini soran İçişleri Bakanı’na ‘’Menemen’i yıkın’’ emrini vermişti.
Mustafa Muğlalı Paşa Menemen İstiklâl Mahkemesi Başkanı oldu ve mürteci derviş asıldı.
Ülkede hâlâ Menemenler varsa Muğlalı Paşalar da olmalıdır.
Peki son saldırının; AB’ye uydurularak yumuşatılan yeni ceza yasası hükümlerinden etkilenerek yapılmış-sonuçları hesaplandıktan sonra girişilmiş bir eylem olup olmadığını hiç düşündünüz mü?
Son saldırı neresinden bakarsanız bakın rejime, cumhuriyete, devlete karşı yapılmıştır.
Cumhurbaşkanı, Yargı, YÖK ve asker katledilen Danıştay üyesinin cenaze törenindeydi.
Başbakan Antalya’da kavşak açılışında.
Başbakan 23 Nisan’da da evinde istirahat ediyordu, hastaydı.
Yarın 19 Mayıs..
Sonra 30 Ağustos ve 29 Ekimler olacak..
Günler, yıllar ne çabuk geçiyor..
1960’ın yine bir Mayıs günü..
Sıhhiye Zafer Anıtı’ndan Kızılay’a doğru Harbiyeliler yürümüştü..
Tam 46 yıl olmuş..
Ve Zafer Temoçin; bugün komutanların Sıhhiye Orduevi’nden Danıştay’a taziye için vatandaşın arasından yaya yürüyüp gitmeleri üzerine yeni çizeceği karikatürlerde….
……….’’yarım’’ı tam’a iblağ edecek mi acaba? 18 Mayıs 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”