Vatan Topraklarının Satışında Generallerin İmzası - Yılmaz Dikbaş
Ülkenin yok oluş sürecinin başladığı bir dönemde, TSK’nin generalleri, görevli bulundukları illerde, garnizon komutanları olarak, yabancılara toprak satışında son imzayı atıp onay vermektedirler! TSK ve MGK’nin yabancılara toprak satışına hemen dur demeleri gerekmiyor mu? Yabancılara vatan topraklarının satış işlemlerinde son imzayı atıp onay veren generalleri, vatansever olarak kucaklayabilecek misiniz? discount drug coupons lilly coupons for cialis free discount prescription cardcialis coupons printable link discount prescription drug card
Vatan Topraklarının Satışında Generallerin İmzası
Türk ordusuna, kanımızca en çok yakışan isim, “Kemal’in Askerleri” dir.
Kemal’in Askerleri, bizim gözbebeğimizdir.
Ancak, acı da olsa itiraf etmeliyiz ki, Türk ordusundan yüzümüzü kara eden generaller de çıkmıştır.
27 Mayıs 1960 ihtilali öncesi, iktidardaki Demokrat Parti (DP) hükümeti, muhalefetin ve basının sesini kesmek isteyip, Tahkikat Komisyonu’nu kurdu. Ankara ve İstanbul’da üniversite gençleri ayaklandı. Başbakan Adnan Menderes, kendi milletvekillerine, “Siz isterseniz hilafeti bile getirirsiniz!” diyerek, cumhuriyetin temel taşı laiklik ilkesini çiğnemeye hazır olduğunu ilan etti. Harp Okulu da protestolara katıldı. Adnan Menderes, “Orduyu yedek subaylarla da idare ederim!” diyerek generalleri aşağılarken, Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun, DP iktidarının yanında yer alıp destekçisi oldu.
27 Mayıs 1960 günü DP iktidarı ile birlikte devrilen Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun ile gurur duyabilir misiniz?
12 Mart 1971 darbesi sonrası manzara ise şöyleydi: “Erenköy Köşkü, Sunay-Tağmaç-Türün cuntasının işkence merkeziydi... 12 Mart döneminde Erenköy’de, Ziverbey’de Zihni Paşa Köşkü diye anılan (ya da Ziverbey Köşkü) yerde, Faik Türün ve Memduh Ünlütürk buyruğunda bir işkence merkezi kurulmuştur. Bu işkence merkezinde de birçok aydın tezgahtan geçirilmiştir.”[1]
12 Mart 1971 darbesinde, “işkence merkezi” kurarak aydınlara işkence etmiş olan Orgeneral Cevdet Sunay, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Memduh Tağmaç, Orgeneral Faik Türün ve Tümgeneral Memduh Ünlütürk’ü bağışlayabilir misiniz?
12 Eylül 1980 darbesinde; bir milyon kişi gözaltına alındı. Bir milyon 683 bin kişi fişlendi. 210 bin dava açıldı, 230 bin kişi yargılandı, yaklaşık 100 bin kişi “örgüt üyesi” olmakla suçlandı. 7 bin kişi için idam istendi, 517 kişiye ölüm cezası verildi. 55 kişi idam edildi. 30 bin kişi yurtdışına kaçmak zorunda kaldı. 338 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten çıkarıldı. 171 kişinin işkencede öldüğü belgelerle kanıtlandı. 300 gazeteci saldırıya uğradı, 3 gazeteci öldürüldü, gazeteciler hakkında toplam 4 bin yıl hapis istendi. Gazetecilere toplam 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi, gazeteler 300 gün kapatıldı. 49 ton gazete, dergi ve kitap sakıncalı bulunduğu için imha edildi. Bu tablonun kısa özeti şudur: “12 Elül 1980; kıyımın, baskının, işkencenin, yurtseverleri, demokratları, sosyalistleri işsiz bırakmanın adıdır...12 Eylül zulümdür!..”[2]
12 Eylül zulmünün mimarları şunlardı: Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenen Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun.
ABD Güvenlik Konseyi Danışmanı Paul Henze, 12 Eylül 1980 darbesini, zamanın Devlet Başkanı Jimmy Carter’a şöyle duyurmuştu: “Our boys did it!”, yani, “Bizim oğlanlar yaptı!”.[3] Paul Henze’nin “bizim oğlanlar” dediği kişiler, adları yukarıda yazılı darbeci generallerdi.
Darbeci generallerden Tahsin Şahinkaya’nın adı, F-16 uçaklarının alımı sırasında Türkiye’ye 23 milyon dolar rüşvet verildiği iddialarını da içeren skandala karıştı, Amerikan TIME dergisi tarafından dünyanın en zengin 50 generali arasında da gösterildi.
Başında Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren’in bulunduğu 12 Eylül cuntası, Atatürk’ün Vasiyeti’ni ortadan kaldırdı, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumu’nu kapattı. Bu yapılanların saygısızlık olduğunu söyleyen Yargıtay Onursal Üyesi Çetin Aşçıoğlu, şöyle yazdı : “...İşin düşündürücü bir yanı da Atatürk’ü, devrimlerini içine sindirememiş olanların (ve de karşıdevrimcilerin) yapamadıklarını, 12 Eylül yönetiminin bir çırpıda gerçekleştirmesidir. Hem de Atatürk diye diye...”[4]
Amerikalılar tarafından “bizim oğlanlar” diye adlandırılan, Atatürk’ün vasiyetini çiğneyen, dünya çapında bir rüşvete bulaşan, şeyhleri, tarikatları koruyup ulusalcı ve devrimci Türk aydınlarına zulüm yapan 12 Eylül generallerini bağışlayabilir misiniz?
1980’li yıllarda ‘Özelleştirme’ adı altında başlayan saldırıyla, vatanımızın ekonomik kaleleri birer birer yabancıların eline geçerken, generallerimiz sessiz ve seyirci kalmıştır. Çok hayret verici ve son derece de üzücüdür, ne TSK ne de MGK, Atatürk’ün şu altın değerindeki sözlerini bugüne kadar ne hatırlamış ne de bu sözlerden görev çıkarma yolunda adımlar atmıştır: “...Ekonomik hayatımızda tam bağımsızlık. Güzel vatanımızı yoksulluğa, ülkeyi yıkıntıya sürükleyen nedenler içinde en kuvvetlisi ve en önemlisi ekonomik hayatımızda bağımsızlıktan yoksunluğumuzdur.”
Türk halkı, ekonomik kalelerinin elinden alınmasının şaşkınlığını, öfkesini, tepkisini henüz yaşamaktayken, vatan topraklarının satılmasıyla yüzyüze gelmiştir. 3 Temmuz 2003 günü TBMM’de, AKP’nin çoğunluk oylarıyla kabul edilen 4916 sayılı yasayla, vatan topraklarının yabancılara satışının önü açıldı ve ne yazıktır ki, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer bu yasayı onayladı. Bugün, 67 ilimizde yaklaşık 320 bin dönüm toprağımız yabancıların eline geçmiş durumdadır, Güneydoğu’da yabancıların paravan kişi ve kuruluşlar aracılığıyla satın aldıkları topraklar buna dahil değildir.
Vatanseverler, “Ülke toprakları satılır mı?” diye haykırmaktadırlar!
Bir ulusu ulus yapan en temel özellik, üzerinde varlığını sürdürdüğü topraklardır. O topraklar ulus olmanın, devlet olmanın omurgasını oluşturur. Eğer ülkenin omurgası olan toprakları elinden kaymaya başlamışsa, yok oluş süreci başlamış demektir.[5]
Ülkenin yok oluş sürecinin başladığı bir dönemde, TSK’nin generalleri, görevli bulundukları illerde, garnizon komutanları olarak, yabancılara toprak satışında son imzayı atıp onay vermektedirler!
TSK ve MGK’nin yabancılara toprak satışına hemen dur demeleri gerekmiyor mu?
Yabancılara vatan topraklarının satış işlemlerinde son imzayı atıp onay veren generalleri, vatansever olarak kucaklayabilecek misiniz?
Yılmaz Dikbaş,Y.Müh.
Tel: 0242- 243 43 01
Cep: 0532- 233 31 52
Faks: 0242- 243 11 75
E-mail : dikbas@kalinka.com.tr
03 Eylül 2004, Antalya
[1] İlhan Selçuk, “Ziverbey Köşkü”, Çağdaş Yayınları,1987 İstanbul
[2] Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet, 30.08.2004
[3] M.Ali Birand, Manşet, CNN, 01.10.2003
[4] Çetin Aşçıoğlu, “Atatürk’ün Vasiyetine Saygısızlık...”, Cumhuriyet, 09.11.2001
[5] Orhan İzkaya, “Yabancılara Toprak Satılamaz”, Cumhuriyet, 11.08.2004