BATI UYGARLIĞININ SONU - Yrd. Doç. Dr. Birol Ertan
Son yıllarda siyaset biliminde eski ideolojik söylemlerin parçası olan yeni kavramlar ortaya atarak kafa karıştıran yaklaşımlar geliştiren siyaset bilimcilerin iddiaları yoğun biçimde tartışılmıştır. Bu çerçevede, özellikle “sonu gelen” kavramlar üzerinde beyin fırtınaları yaşanmıştır. “İdeolojilerin Sonu” ile başlayıp “Tarihin Sonu” ile devam eden bu ideolojik tartışmalara, uygarlıkları çatıştırarak “küreselleşmenin Sonu”nu ilan eden Samuel Huntington da katılmıştır. Daniel Bell, 1960 yılında “İdeolojilerin Sonu” ismi ile bir kitap yayınlamıştır. Dell’in tezi, 1960’lı yıllardan itibaren anti-komünist cephede meşhur olmuş ve Marksizme karşı geliştirilen düşüncelere kaynaklık etmiştir. Dell’e göre, ideolojilerin sonu, aslında Marksizmin sonuydu. Marksizmin sonu olarak anlaşılması gereken “İdeolojilern Sonu” yaklaşımı, batı uygarlığının kendini savunma içgüdüsü ile yarattığı ideolojik söylemlerinden birisi olarak ideolojik savaşın bir parçasıydı. Dell, zaman içinde sosyalizm gibi liberalizmin de etkisini yitireceğini iddia etse de, gelişmiş ülkelerin benzer alt ve üst yapılara dönüşeceği iddiası nedeniyle ulaşılacak en son model olarak batı uygarlığını işaret etmekteydi. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadanaproxennatrium site naproxen kruidvatcialis forum link cialis bez receptafusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acnesymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenaabilify abilify alkohol abilify
Tarihin Sonu tezinin yaratıcısı, Japon asıllı bir Amerikalı olan Francis Fukuyama’dır. Fukuyama da, Huntington gibi, Amerikan gizli servisleri ile yakın ilişki içinde çalışmalar yürütmüş bir siyaset bilimcidir. Fukuyama, ABD Dışişleri Bakanlığı’nda üst düzey bir görevde satrateji oluşturma konularında kafa yormuş olup Chicago Üniversitesi’ndeki strateji üreten bir birimde etkin biçimde çalışmasına devam etmektedir. Chicago Üniversitesi’nin düzenlediği bir konferansta “Tarihin Sonu” tezini ortaya atan Fukuyama, tarihte insanlığın siyasal evrim sürecini tamamladığını ve son aşama olarak liberalizme ulaştığını iddia etmektedir. Böylece, kapitalizm, insanlığın ulaştığı en son ve mükemmel aşama olarak karşımıza çıkmaktadır. Liberalizm, tarihin sonu olarak zaferini ilan etmiş ve dünyadaki siyasal evrimin sonuna ulaşılmıştır. Fukuyama’ya göre dünya, artık, liberalizmden başka bir siyasal sistem görmeyecektir.
Fukuyama’nın Tarihin Sonu tezi ile Samuel Huntington’ın Üçüncü Dalga (The Third Wave) kitabında ortaya koyduğu görüşler arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Huntington, dünyada demokratikleşme sürecini üç aşamaya ayırırken, İngiltere ve Fransa gibi Avrupa’nın köklü demokrasileri ile ABD demokrasisini ilk dalga demokrasiye örnek olarak vermektedir. İkinci dalgada ise Almanya, İtalya, Portekiz, Japonya ve İsrail gibi II. Dünya Savaşı’ndan sonra ortaya çıkan demokrasiler yer almaktadır. 1970’lerin ikinci yarısından başlayarak ise Üçüncü Dalga demokrasiler görülmeye başlayacaktır. Bu tez, dünyanın ve tarihin geleceğini, Fukuyama’nın Tarihin Sonu olarak ilan ettiği liberal demokrasiye dönüşüm süreci olarak tarif ettiğine göre, iki tez de aynı kaynaktan ve düşünce sisteminden beslenmişe benzemektedir.
Huntington’ın “küreselleşmenin sonu” olarak algılayabileceğimiz “Uygarlıklar Çatışması” tezinin arkaplanında ise, “the West and the rest” olarak algılanabilecek bir yaklaşım bulunmaktadır. “Batı uygarlığı ve diğerleri” olarak Türkçeleştirebileceğimiz bu yaklaşım, küreselleşmenin sonunda Batılılar ile diğerlerinin ayrıştığı ve dünyada bu eşitsiz gelişmenin kalıcı olduğu savını desteklemektedir.
Uygarlık kavramı soyut bir kavram olarak dünyadaki gelişmelerden bağımsız olarak düşünülemez ve tartışılamaz. Soyut kavramlar ile sınıflandırmalar yaparak bu sınıflandırmalardaki parçalar arasında çatışmalar olacağını iddia etmek, kaba bir tutarsızlıktır. Aynı uygarlık içinde birbirinden çok farklı unsurların varlığını açıklayamayan, sınıflandırmasında kullandığı kriterleri tutarlı olmayan ve değişimi açıklayamayan statik yaklaşımı ile Huntington; “değişim” ve “gelişim” sürecinin, sözcülüğünü yaptığı sınıfın çıkarları açısından büyük tehlikeler getireceğini algılamış durumdadır. Bu nedenle Huntington, tarihsel gelişmeye bir son verme arayışına girişmiştir. Tıpkı Bell ve Fukuyama’nın yaptıuğı gibi, değişim ve gelişime son vermek, emperyalist tröstlerin çıkarlarına hitap eden küresel burjuvazinin en büyük hayallerinden birisidir.
Ne yazık ki, tarih, emperyalist küresel burjuvazinin istemediği yönde gelişmektedir. Akan bir nehrin sularını üfleyerek durdurmaya çalışan küresel burjuvazi, değişimi görmek istemediği için tarihin tekerleğinin altında kalmaya mahkum görünmektedir.
Bugün küresel burjuvazinin dünyanın değişik yörelerinde büyük kayıplar vermeye başladığı daha açık olarak görülmeye başlamıştır. ABD’nin Latin Amerika ülkelerindeki devletleştirme ve anti-emperyalist mücadeleler karşısındaki yenilgisi, kıtadaki enerji kaynaklarının kontrolünün yitirilmesi ile derin bir bunalıma dönüşmek üzeredir. ABD’nin Irak’taki direniş ile ekonomik, siyasal ve askeri alanda yaşadığı yenilgi ve İran konusunda ısrarcı tavrı ile Ortadoğu ülkelerinde anti-Amerikancılığı yaygınlaştırması ve din savaşlarına zemin hazırlaması, küresel burjuvazi için büyük tehditler oluşturmaktadır. Çin’in Afrika ülkeleri ile ekonomik yakınlaşması ve enerji ve askeri anlaşmalardaki atılımları, ABD-Avrupa küresel burjuvazisi için büyük riskler yaratmaktadır. Rusya’nın enerji silahı ile dünyaya kafa tutması, Orta Asya’da küresel sermaye desteğiyle yaratılan Amerikancı liberal demokrasi modellerinin kısa zamnda çöküntüye uğraması ve bir çok ülkede başarısızlığa uğraması, küresel burjuvazinin diğer yenilgileridir.
Küresel burjuvaziye karşı Çin-Rusya-Hint ittifakının oluşmaya başlaması, İran’ın ABD’ye kafa tutmasının ardında gizli desteklerin bulunduğunun bilinmesi, ABD’nin Asya’daki en güçlü müttefiklerini kaybetmeye ve gücendirmeye başlaması, Batı uygarlığı için tehlike çanlarının çalmaya başladığını müjdeleyen gelişmelerdir.
Avrupa Birliği, tarihsel gelişmelere yön vermek konusunda son derece deneyimsiz ve bilinçsiz bir pratik içine girmiştir. Son derece tutarsız ve anlamsız dar milliyetçi gerekçeler ile Birliğin geleceğini şekillendirecek olan Türkiye’nin birlik dışına itilmeye çalışılması, AB’nin geleceği açısından açıklanması çok zor sıkıntılar yaratmakta olup ABD siyasal stratejistlerini kaygılandırmaktadır. Birliğin kendi içinde bir bütünlük oluşturamaması, Bütçe oluşturma konusunda bile dar ve kısır tartışmalar ile güç yitirmesi, Siyasal Birlik yaratma düşüncesinin en büyük parçası olan AB Anayasası’nın yazıldığı halde ülkelerdeki milliyetçi yükseliş karşısında yenilgiye uğraması, AB’nin küresel sermayenin çıkarlarını savunmak konusundaki dirençsizliğini ve ileri görüş yoksunluğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
AB’den umduğu desteği bulamayan ABD, kendi gücü ile dünyanın bir çok yöresinde emperyalizme karşı gelişen mücadeleyi durdurmak ve kontrol etmek gücünden yoksundur. Rusya, Çin, İran, Latin Amerka, Hindistan, Orta Asya, Orta Doğu ve Afrika’daki gelişmeler, küresel kapitalizm için tehlike çanlarının çalınmasının ötesinde geri dönülmesi imkansız zararlar ve yenilgiler yaratmaya başlamıştır. ABD, bu savaşta AB tarafından yalnız bırakılmış durumdadır. Parçalanma ve cephelerdeki artış, küresel kapitalizmin sonunu getirecektir.