Siyaset11 Mayıs 2006 00:00

Yazık bu insanlara !...

“Dünyadaki bütün saadetler aynıdır. Ama, her felaketin farklı bir yüzü vardır.” demiş Tolstoy. Türk  toplumunun  yaşam gerçeğini hiçbir deyiş bundan daha iyi özetleyemezdi. Ülkemiz insanları, boğulmamak için debelenen ördek yavrusu gibi.Herkes kurtulmak için çırpınıyor ama  herkesin içine düştüğü dert denizi farklı..   Hiç birinin çektiği acı bir diğerinin aynısı değil, bu yüzden insanlar bir türlü  komşusunun yaşadığı sıkıntıyı  anlamıyor. Karşısındakinin ne çektiğini  bilmiyor. Sadece kendisini dertli sanıyor. Bu yüzden, yalnız kendisini ve ailesini koruma içgüdüsü öne çıkıyor.   Toplumsal refleks yok oluyor. Bencillik her şeyin önüne geçiyor. Ahlak, inanç ve güven duyguları giderek  zayıflıyor.escitalopram i alkohol nguoiviendong.net escitalopram i alkoholarcoxia 90 mg wikipedia read arcoxia cena

Deprem, sel, fırtına  büyük toplumsal felaketlerdir.


Ama kısa bir süre sonra toplum uğradıkları doğal felaketin boyutlarını  görür, paylaşmayı ve dayanışmayı  becerir.


Bu sayede politikacıların, yöneticilerin aptallıkları,  beceriksizlikleri  fazla göze batmaz.


 


Ancak, ekonomik  krizler, ne depreme ne fırtınaya benziyor.


Doğal afetlerin aksine, aniden değil, göstere göstere  geliyor..


Önce büyük sermaye ve politikacıları vuruyor. 


Bir süre sonra  toplumun tüm katmanlarına yansıyor.


Sonun da da  bireysel felakete dönüşüyor.


Şimdi biz tam da bu durumdayız.


 


Ekonomik ve sosyal kriz insanlarımızı perişan etti.


Bireysel sıkıntı, Ülke’mizde bireysel  kabusa dönüştü.


İnsanlar kaderine terk edildi.


Yönetimde, kör ve sağır bir anlayış hakim.


Devlet ve Hükümet, mevcut sistemi ve uluslar arası ekonomik güçleri korumak  telaşında. İnsanları aklına bile getirmiyor.


Halkın cebindeki üç kuruşu da tırpanlayarak toplumun güçlü ve etkili kesimini besleyip rahatlatmak politikalarının temel taşı.


Yayınladıkları ekonomik rakamlar bu yüzden  halkı değil sadece tavandaki  şirketleri, patronları ilgilendiriyor.


Sıradan insanlarımız  ise, umutsuzca kendi  felaketiyle boğuşuyor.


 


AKP kurmayları duymuyor ama Mısır’daki sağır sultan bile gençlerimizin yürekler acısı halini biliyor..


Mutlu azınlığın dışında, çocuklarının geleceği yüzünden acı çekmeyen  aile kalmadı….


Kimi ana babalar, çocuklarını okutamadıkları için, kimileri de okutup iş bulamadıkları için kahroluyorlar.


 


Ancak bir süredir, bir sürü aile hiç akla hayale gelmeyen yeni bir  belaya daha çattı.


E. Ailesi de bunlardan biri.


Naim E.İsimli babanın kızı hiç sınıfta kalmadan iyi derece ile Hacettepe Üniversitesinden mezun olmuş.


SSK. Emeklisi olan baba, maddi gücü olmadığından kızını Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan aldığı burs ile okutur..


Naim E., Kurallar gereği  kızına kefildir.


Ancak bu burs karşılıksız değildir. Öğrenciye borç verilmektedir.


Öğrenci, okulunu bitirip, işe başladıktan sonra borcunu, maaşından taksitler  halinde ödemeyi taahhüt etmiştir.


Ama kızları B. iki yıldır, bir türlü iş bulamamış, üzüntüsünden yataklara  düşmüştür.


Ana, baba  çocuklarının sağlığıyla uğraşırken bu kez  Kredi ve Yurtlar Kurumu karşılarına dikilmiş, tanınan sürenin bittiği gerekçesiyle paranın geri ödenmesini istemiştir.


Kızları B. işsiz olduğundan bu borcu nasıl ödeyebilir ki.
Kuruma başvurarak durumunu açıklar, iş bulamadığını belirtir.. Geri çevrilen iş başvurularını da göstererek ek süre ister.


Hatta, borç ödeninceye kadar bir kuruş ücret almadan, Kurumda temizlik işlerini dahi yapmaya hazır olduğunu bildirir.


Ancak tüm önerileri geri çevrilir. Kurum alacağını tahsilde kararlıdır.


Babanın bu borcu ödemesi ihtar edilir, ödeme yapılmazsa icra takibine geçileceğini bildirir..


Ödenecek para, faizleriyle birlikte 3 Milyar liranın üstündedir.


Şimdi E. Ailesi çaresizlik içinde kıvranmaktadır.


Kızları işsiz ve hastadır. Baba, bin türlü zorlukla boğuşmaktadır.


480 milyon liralık maaşla bu borcu ödemeye başlayınca  ev kirasının  ödenmesi bile yeni bir felaket olarak karşısına dikilecektir.


Söyleyin lütfen bu baba şimdi ne yapsın?


Bu kadar acı çekmek için ne günah işlemiştir.


Suçu nedir?


Kızını Devlete güvenerek okutması mı?


Yoksa, Devletin  gençlere iş bulmak gibi bir derdinin olmadığını bilmemesi mi?…


 


Başarılı ekonomi palavralarıyla boy gösteren bu yönetim ne zaman bu halkın dertleriyle ilgilenecek?


Bir de Hükümet kız çocukları için “Baba beni okula gönder!” kampanyalarını başlatmakla öğünüyor.


Hemen ardından da 15 yeni üniversite daha açıyor.


 


Böylesine göstermelik içi kof yönetim anlayışı ne zaman sona erecek.


Yazık bu insanlara…


Çok yazık.