KONTROLSÜZ GÜÇ, GÜÇ DEĞİLDİR - Hüseyin Mümtaz
<FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"> Felâkettir..<?xml:namespace prefix = o ns = "urn:schemas-microsoft-com:office:office" /><o:p></o:p></FONT> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">3 Mayıs Türkçüler günü dolayısı ile beş günlük bir Azerbaycan gezisinden sonra Atatürk havalimanına inmiş, iç hatlara geçmişiz. Eve gideceğiz. <o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>“Memleket” gazetelerini toplu olarak alıyoruz..<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Daha ön sayfalarda bunalıyorum..<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Türkiye, “küreselleş”tirilen bu dünyada inatla kendi içsel cinnetini yaşıyor.<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>“İdare”, devletin bütün kurumları ve halkla kavgalı..<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Yargıyla, askerle, üniversite ile.<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Cumhurbaşkanı ile..<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>15 üniversite kurulacak, kurulamıyor. Her yasa mutlaka iki kez görüşülüyor, bazıları Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor.<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Bütün özelleştirmeler için yargıya başvuruluyor. Her şey yüze göze bulaşıyor.<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif"><SPAN style="mso-tab-count: 1"> </SPAN>Güç elinizdeyse ve kontrol edebiliyorsanız işe yarar.<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P> <P class=MsoNormal style="MARGIN: 0cm 0cm 0pt; TEXT-INDENT: 35.4pt; TEXT-ALIGN: justify"><SPAN style="FONT-SIZE: 11pt; COLOR: black; FONT-FAMILY: Arial"><FONT size=2><FONT face="Verdana, Arial, Helvetica, sans-serif">Yoksa felaket olur.<o:p></o:p></FONT></FONT></SPAN></P><div style="display:none">discount card prescription <a href="http://racindirt.com/store/">racindirt.com</a> prescription drugs discount cards</div>
Frenler patlak filan değil ama şoför inatçı… Yolcuların arkadan “yavaşla” çığlıklarına gaza basarak cevap veriyor. Hırslanıyor.. Hep bir adım önde olmayı düşünüyor..
Koyunlarla, keçilerle, kuşlarla yarışıyor..
Yokuş aşağı, denize doğru.
İşte 6 Mayıs 2006 Cumartesi günkü gazetelerin, Atatürk havalimanının bir köşesinde güne yansıyan başlıkları.
1. TMY’nın, Öcalan’a af yolu açacağı söylenilen 6’ıncı Maddesini tasarıya kimin eklediği belli değil. Tasarı cami kapısına bırakılan bebek muamelesi görüyor. Komisyondaki asker üye, “Bizim gördüğümüz ve onayladığımız son şeklinde bu madde yoktu” diyor. Başbakan üç gün sonra “yasa hükümetindir” diyor. Çiçek “Kimin eklediğini açıklamam. Suçmuş gibi soruyorsunuz, suçlu arıyorsunuz” diyor.
Allah biliyor ya ben daha önce; “Öcalan’ı asamadınız, asamıyorsunuz, asamayacaksınız” diye haykıran Fırat kıyılarının dingin ve durgun bir çocuğundan şüpheleniyorum.
Derken yasanın bir diğer muhtemel sonucu daha çıkıyor. Meğer Fethullah’a da Türkiye’ye dönüş yolu açılıyormuş. Eş zamanlı olarak Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi avukatlarının yeni yasaya göre beraat istemini kabul ediyor.
2. Yargıtay, Başbakanlık Müsteşarı için “Görüşleri anayasa ile bağdaşmıyor” diyor. Baykal “Başbakanlık Müsteşarlığı gibi bir görevin Truva atına teslim edilemeyeceğini” belirtiyor ve devam ediyor; “Artık herkes Brütüs’ün hançerini Cumhuriyet’in sırtına ne zaman sokacağını bekliyor”.
3. Başbakan Selanik’te, Atatürk Evi’ndeki hatıra defterine yazılan bir sayfayı yırtıp koparıyor. Yazılanlar hakkında bir şey demiyorum, başbakanın kontrolsüz bir şekilde o sayfayı yırtmasını eleştiriyorum.
Hem yırtmış, hem dava açmış, hem de Büyükelçilik sorumluları hakkında soruşturma başlatmış.
Keskin sirke sadece küpüne değil, yavaş yavaş üzerinde bulunduğu masaya, içinde bulunduğu dolaba da zarar verir hâle geliyor. Odadaki havayı solunamaz hâle getiriyor.
Defteri okuyup, yazıp imzaladıktan sonra kalkıp gitseydi Erdoğan, Türkiye’ye dönüşünde de gerekeni yaparak soruşturma açtırıp defteri “düzelttirseydi” yine amacına ulaşmış olmaz mıydı?
“Tarz”ı böyle…
Ve bu tarz içerde neyse de dışarıda ne yazık ki pek yakışık almıyor.
Erdoğan; biz Bakü’deyken ECO toplantıları için Azerbaycan’a geldi.
Toplantı’nın yıldızı; Azerbaycan medyasına göre son çıkışları yüzünden Ahmedinnecad’dı.
Azerbaycan’da mevcut lobiler arasında Sorosperestlikten gayri sıkı bir şekilde Rusperestlik ve Farsperestlik de mevcut olduğu için hayret etmedik.
Ama aynı Azerbaycan 3 Mayıs’ın yasa ile “Türkçüler günü” olarak resmi tatil olması yolunda yasa hazırlığında.
Düşünür, şair ve yazar (ve milletvekili) Sabir Bey Rüstemhanlı diyor ki; “Yılın her günü, çoğu yabancıların dayatmasıyla bir şey kutluyoruz. Tek bir gün de özümüze ait olsun.”
Evet; kaybedecek çok şeyiniz var dünya Türklüğü, birleşin…
Sovyet İmparatorluğu yıkıldıktan sonra Cumhurbaşkanı Elçibey Azerbaycan devletini ilk tanıyan Türkiye Cumhuriyetine Bakü’nün en güzel yerindeki en güzel bir binayı Büyükelçilik olarak tahsis etmişti. Fakat eski bir binaydı ve yetmiyordu. Yeni bina için yer tahsisi yapıldı, inşaat başladı.
Gene Bakü’nün merkezinde neredeyse Ali Sami Yen stadyumu kadar bir yer.
Azerbaycan’da duyduk; Erdoğan geçen gelişinde o alışık olduğumuz üslûbu ile Cumhurbaşkanı Aliyev’e “Ne burası yahu” demiş, “Şu yandaki sokağı da dahil edin”..
Sanki İstanbul Şehremini de Park ve Bahçeler Müdürü’ne emir veriyor.
Tanıksız, tutanaksız; dışişleri memurlarının alınmadığı, tek tanıklığı Zapsu-Bağış’ların yaptığı bilumum dış toplantılarda neler konuşulduğunu nelerin altına imza atıldığını, atılmayıp, şifahen verildiğini düşünmek bile istemiyorum.
4.Konak Kaymakamı Ali Muhsin Nakiboğlu ilçedeki ilk ve orta dereceli okullarda kep giyme törenini yasaklamış.
Yazıda “Ne geleneklerde, ne de resmi kurallar içinde kep giyerek mezuniyet töreni düzenlenmesine ilişkin bir düzenleme olmamasına karşın, özellikle son yıllarda ilk ve orta dereceli okullar ile anasınıflarında dahi kep giyme töreni düzenlendiğine” dikkat çekilmiş.
Güzel..
Kabul, “gelenek ve göreneklerimizde” yok..
Fakat ben bu kafayı, “hallerinden” tanırım..
“Vücut dilinden iyi anlayan” uyumlu bürokrat tiplemesi tarifine tıpa tıp uyuyor..
1 Eylül 2005 tarihli Giresun Alev Alev” başlıklı yazımızdan bir bölüm. (“KALK BORUSU”. Hüseyin MÜMTAZ. Kum Saati yay. İstanbul 2006. Sayfa 385)
“Elimde bir belge var kıymetli okuyucu.., 26 Haziran 2005 tarihli..
Belediye Başkanlığı ile İlçe Kaymakamlıklarına ve İl Jandarma Alay Komutanlığı ile Emniyet, Milli Eğitim ve Kültür–Turizm Müdürlüklerine -gereği için-, Jandarma Bölge Komutanlığı ile Cumhuriyet Başsavcılığına da -Bilgi için- gönderilmiş.İmza hanesinde, Şükrü Kocatepe–Giresun Valisi yazıyor. Okuyoruz: -Milli Bayramlar, kutlama ve anma günleri ile özel programlar ve karşılamalarda folklör ekiplerinin av tüfeği ile kuru sıkı attıkları görülmektedir.
Kuru sıkı da olsa resmi kurum ekiplerinin bu tür davranışları özendirici etki yapmakta, insanları tedirgin eden, güvensizliğe iten, zaman zaman üzücü konulara da neden olan bu olumsuz geleneğin sürdürülmesi eğilimini arttırmaktadır.Bu nedenle Valiliğimizce 5442 Sayılı İl İdaresi Kanununun 11/C maddesi uyarınca hiçbir tören ve gösteride kurusıkı tabanca, av tüfeği patlatılmamasına, İl Jandarma Komutanlığı ve İl Emniyet Müdürlüğünce önleyici tembih ve tedbirlerin uygulanmasına karar verilmiştir. Gereğini önemle rica ederim.-
Pes…
Bu Giresun hakikaten şanssız bir –Vilayet-..Bir Vali geliyor Osman Ağa’nın Mezar taşını söküp, kazıtıyor; başkası geliyor, şehre gelen Denktaş’ın Osman Ağa’ya çıkmasını engellemeye çalışıyor. Başkası da en az yüzyıllık (tüfek ne zaman icat oldu?) bir geleneği, Çandır Tüfek oyununu yasaklıyor. -olumsuz gelenek- diyor. Altı aylık Vali, Giresun’un geleneklerinin hangisinin uygun, hangisinin uygunsuz olduğuna karar verecek yetki, görgü, bilgi ve yeteneği, yetkiyi kendisinde buluyor.Her makam ve memuriyetten düğün magandalarının ellerinden tabancayı alamayan Valinin gücü, halkoyunu ekibindeki öğrencilerin belindeki kuru sıkı silahlara yetiyor. Artık -Çandır Tüfek- ile -Giresun karşılamasındaki Bıçak Oyunu- oynanmayacak.. Cürete bakın.Gerekçe ne?
-İnsanları tedirgin ediyormuş, güvensizliğe itiyormuş, üzücü konulara neden oluyormuş-..’’
Ben bu kafayı, “hallerinden” tanırım ey millet..
Kep giyme töreye aykırı, peki Çandır Tüfek ne?
Yetmedi..
Kartal Kaymakamı da İstiklâl Marşı ve “andımız”ın hoparlörden okunmasını, “gürültü kirliliği oluyor” diye yasaklamamış mıydı?
Azerbaycan gezisinin; Azerbaycan’daki 3 Mayıs Türkçüler Günü’nün tadı damağımızdayken Atatürk havalimanında aynen işte böyle soğuk suya batırıp çıkardılar bizi ve kendimize gelmemizi sağladılar.
Halbuki Sabir Muallim’in; gecede “Çırpınırdı Karadeniz”in, -Türk’ün şanlı bayrağını Karabağ’a dikeceğiz- nakaratıyla söylenmesi üzerine gülerek; “Sovyetler döneminde -Moskva’ya- dikeceğiz diyorduk. Demek şimdi Karabağ’a kadar geriledik” demesini yazacaktık..
Azerbaycan’a giderken 70 Ytl. Çıkış harcı ödememizi yazacaktık.
Azerbaycan’a girerken Türk vatandaşlarından vize istendiğini, meğer bizim de onlardan vize istemekte olduğumuzu yazacaktık..
Sumgait’deki devasa fakat harabe petrokimya tesislerini, Novhanı’da Resulzade’nin öz köyündeki granit heykelini yazacaktık.
Tad bırakmadılar.
Matsakis’i yazacaktık…
KKTC’nin sınır köyü Akıncılar’da Türk bayrağını çalarak kaçan Rum milletvekili.
AP; bir bildiri yayınlayarak “AP parlamenteri olduğunu, dokunulmazlık haklarına riayet edilmesini” duyurmuştu.
Matsakis İngiliz üslerine de girdi ve yakalandı.
AP İngiltere’ye benzer bir ihtarda bulunmadı.
“Biz müstemleke miyiz?” diye düşünürken Matsakis bilmem ne toplantısı için Türkiye’ye gelmiş, Atatürk havalimanında Rum bayrağı sallayıp Türk ordusuna küfür etmiş.
Selanik’teki defter olayına tepki duyup kitlesel yargı yoluna başvuranlar çıt çıkarmamış..
Daha neyi yazacağız?
Ozan Arif’in Bakü’de Gülnâre’den dinlediğimiz şiirindeki gibi;
“Uzun lâfın kısası; yaydan çıktı ok artık;
(Karabağ’ın yerine vatan deyin, bayrak deyin, millet deyin, istiklâl deyin.. Ne derseniz deyin)
Ya Karabağ ya ölüm, başka yolu yok artık”. 10 Mayıs 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ