Rövanş Hesabı - Orhan Erdil
Daha vahimi şu: İstanbul Hükümeti Mondros Mütarekesi’ni imzalayınca; buna direnen bazı vatanseverler ortaya çıktı. İtiraz edenler oldu. Ve bütün bunların sonunda Kurtuluş Savaşı başladı. Ama şimdi ne itiraz eden var ne de direnen. Bütün kurumlar adeta teslim olmuş durumda. Umut bağlanan kurumlar, “değişimlerle uyum içinde.” Şimdi bir bakın; Türkiye gibi bir coğrafyada bulunan bir devletin her türlü hesabı kitabı yapan kurumlarının olması lazım. Bu kurumların gerektiği durumlarda orta ve uzun vadeli devlet planları geliştirmesi lazım. Bütün bunları yapması öngörülen MGK tasfiye edilerek, sembolik hale getirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde AB üyeliği dışında bir devlet perspektifi olan, devletin ve milletin beka sorunu ile ilgilenen bir kurum kalmadı. Bu tür iddiası olan kurumlar vazgeçtiler, misyonlarını terk ettiler. Ülkenin temel kurumlarına, kuruluş ilkelerine hemen her gün saldırılar gerçekleştiriliyor ama, bir Allah’ın kulu kalkıp tepki göstermiyor. <div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://www.is-aber.net/page/Manufacturer-Coupons-For-Prescription-Drugs">is-aber.net</a> printable coupons for cialis</div><div style="display:none">naproxennatrium <a href="http://www.zygonie.com/blog/page/naproxen-fk-KK1">site</a> naproxen kruidvat</div><div style="display:none">micardisplus 80/25 mg <a href="http://www.ilkpirlantam.com/page/micardisplus-hinta-O9P">ilkpirlantam.com</a> micardis plus 80 12.5 mg</div>
AB taraftarı marjinal kesimler, özellikle 3 Kasım 2002 tarihinden itibaren Türkiye’de ciddi değişikliklerin olduğunu söylüyorlar. Tabi ki bu marjinal kesim yaşanan “değişimin özü ve çapından dolayı” çok sevinçli. Çünkü 1922’de yarım kalan bir hesaplaşmanın rövanşını almak üzereler. Gerçekten de bundan 3 yıl önce Türkiye’de bugün yaşananları birileri tahminen söylese, kimse inanmazdı. Hiçbir demokratik ve sağlıklı toplumda ciddi bir kriz veya savaş yaşanmadıkça böylesine hızlı bir değişim yaşanmazdı. Hele hele bu değişimin toplumu ve devleti toptan dönüştürmeye yönelik olabilmesi laboratuar şartlarında dahi mümkün değildir. Ancak ya savaş olur ya büyük bir kriz yaşanır ya da ülke işgal edilirse bunlar olabilir. Türk Devleti; tıpkı mütareke dönemindeki gibi madara olmaktadır. Madara olmakta, rencide edilmekte, süklüm püklüm hale getirilmekte; ama işin ilginci hiç kimse devlete yönelik bu hayasızlıklar karşısında sorumluluk üstlenmemektedir. Bütün bu olup bitenleri düşündüğümüzde, insan sormadan edemiyor: Biz bu Kurtuluş Savaşı’nı neden yaptık? Biz neden o tarihte ABD mandasına girmeyip, başımıza bunca dert aldık? Madem madara edecektik neden bağımsız bir devlet idealinin peşinde olduk? İnsan gerçekten kahroluyor.. Madem bütün bunlar olacaktı neden Mondros Mütarekesi yıllar boyu ders kitaplarında “olumsuz bir metin” olarak okutuldu? Bugün yaşanan felaket ve rezillikler, Mondros Mütarekesi’nin içeriğinden daha az değil. Mondros Mütarekesi’nde ülkenin bazı milli kurumları tasfiye ediliyordu, şimdi millet de tasfiye ediliyor. Daha vahimi şu: İstanbul Hükümeti Mondros Mütarekesi’ni imzalayınca; buna direnen bazı vatanseverler ortaya çıktı. İtiraz edenler oldu. Ve bütün bunların sonunda Kurtuluş Savaşı başladı. Ama şimdi ne itiraz eden var ne de direnen. Bütün kurumlar adeta teslim olmuş durumda. Umut bağlanan kurumlar, “değişimlerle uyum içinde.” Şimdi bir bakın; Türkiye gibi bir coğrafyada bulunan bir devletin her türlü hesabı kitabı yapan kurumlarının olması lazım. Bu kurumların gerektiği durumlarda orta ve uzun vadeli devlet planları geliştirmesi lazım. Bütün bunları yapması öngörülen MGK tasfiye edilerek, sembolik hale getirildi. Türkiye Cumhuriyeti’nde AB üyeliği dışında bir devlet perspektifi olan, devletin ve milletin beka sorunu ile ilgilenen bir kurum kalmadı. Bu tür iddiası olan kurumlar vazgeçtiler, misyonlarını terk ettiler. Ülkenin temel kurumlarına, kuruluş ilkelerine hemen her gün saldırılar gerçekleştiriliyor ama, bir Allah’ın kulu kalkıp tepki göstermiyor. Saldırıları kanıksamamız, daha başka operasyonlara hazır hale getirilmemiz hedefleniyor. Ciddi ciddi ülkenin zemini kayıyor, radikal bir dönüşüm için ortam hazırlanıyor. Yavaş yavaş devlet renk değiştiriyor, başkalaşıyor gibi. Çünkü bir Türkiye Cumhuriyeti’nin tasavvurundaki devlet, hiçbir dönemde kendisinin bu kadar madara edilmesine izin vermezdi. Aymazlık bu denli aleni iken sessiz kalmazdı. Allah yardımcımız olsun..