Kaleyi İçten Fethetmek - Doç. Dr. Mete Gündoğan
“Kalenin içten fethedilmesi” olgusu, bizim tarihimizde önemli bir yer tutar. Tarihte 17 tane devlet kurmuşuz diye öğünürken, 16 tanesini nasıl yıktığımızı ya da yıkıldığını pek de önemsemeyiz ya da aklımıza getirmek istemeyiz. Herhalde, çöküşleri önemseseydik ve ders alsaydık bu kadar çok sayıda devletimiz olmazdı. Daha az sayıda ama daha uzun süren kurumsal yapılar ile karşı karşıya olurduk. Kabaca baktığımızda, bu çöküşlerin önemli bir kısmının “içten çökertme/çürüme” ya da “iç yapının ele geçirilmesi” ile gerçekleştiğini görmekteyiz.Bizi er meydanında yenemeyenler, masa başında yenmişler. Masa başında da varlık gösterdiğimiz zamanlarda ise bu sefer bizi ya kendilerine benzeterek ya da kendi adamlarını başımıza getirerek iç yapımızı çürütmüşler. Yani, kaleyi hep içten fethetmişler.Şimdi bu çerçevede, AB’nin yayınladığı 6 Ekim 2004 tarihli İlerleme Raporu’ndaki bir cümle çok anlamlı olmaktadır. Denmektedir ki “AB’ye uyum çalışmaları sürecinde, Türk milletinin örf ve adetlerinde, ahlâki değerlerinde ve hatta inancında büyük ölçüde değişmeler olacağını beklemekteyiz”.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadafusidinezuur voetschimmel read fusidinezuur acne
“Bu ne cür’et” diye bağırabilirsiniz! Ancak şu anda geldiğimiz nokta, onların beklentilerini doğrular niteliktedir. Bu konudaki en son değil ama en taze iki örneği dikkatinize sunuyorum.
Birincisi, Telsim’in Vodaphone’a satılması olayı! Vodaphone bir İngiliz şirketi. Yunanistan’daki “Telekulak Skandalı” gösterdi ki bu şirket Yunan devleti üzerinde istihbarat çalışması yapmış. Herkezi dinlemiş. Başbakanı, bakanları, bürokratları, askerleri... Bu dinleme bilgilerini hem ABD büyükelçiliğine yönlendirmiş hem de kendi bünyesinde kayıtlarını tutmuş. Bu skandal patlak verince, muhtemelen kendisini kısmen de olsa affettirebilmek için de Yunanlılara Telsim’in hisselerinin bir kısmını satmış!
Şimdi, komşuda kıyamet kopuyor, bir şirketin casusluğu tespit edildi ve bu şirketin aynı faaliyeti Türkiyemiz’de de yürüteceği gayet açık olmasına rağmen, Hükümet cephesinden “tık” yok. Milli tepki de yok! Hiçbir kutsalımıza sahip çıkılmadığı gibi, milli değerlerimize de sahip çıkılmıyor.
İkinci olay, Finansbank’ın satılması. Bunu da bir Yunan milli bankası satın aldı. Hem de değerinin çok çok üzerinde bir fiyatla. Yunan halkı “çok para verdiniz” diye tepki gösterince de, “bu bir devlet kararıdır” dediler.
Yunan devleti Türk Bankacılık Sistemine giriyor. Finansbank’ın Kıbrıs’ta da şubeleri var. Dolayısıyla, KKTC’ye de girecekler. Bu iş tersinden gerçekleşseydi, yani Türkiye devlet kararı ile bir Yunan bankasını satın alsaydı, herhalde o bankada parasını tutan bir tane Yunanlı kalmazdı. Peki bizim insanımıza ne oldu da bu kadar tepkisiz kalıyor?
Ya Hükümet? Sn. Dışişleri Bakanı bu durumdan çok memnun olduğunu açıkladı!
Çok değişti çok.
İnsan sormadan edemiyor; “Ya hu, sizin kafanızda etiketi olmayan bir şey kaldı mı acaba?”