Siyaset10 Mart 2005 00:00
Vatandaş mı düşman gücü mü?! - Behiç Kılıç
Burada 'Biz' kimiz ona da bakmamız gerekiyor... Getirile getirile, 60'lı yılların ikinci yarısından sonra daha hızlı biçimde birbirimize yabancılaştırılan, düşmanlaştırılan, hiçbir konuda anlaşamaz hale getirilen... Kutsal gelenek ve göreneklerden arındırılan... Irk, mezhep, aşiret, cemaat, hemşehri, akraba, kabile ilkelliğinde yaşam biçimlerine yönlendirilip böl ve parçala sonra yönet prensibine kurban edilen ...Bu toprağın insanlarıyız... Efendiler... Etnik ve dinsel kimliklerimiz ne olursa olsun biz Türk milletiyiz...acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort a alkohol symbicort cenaclaritin mazilo claritin tablete claritin mazilo
Polis vatandaşın canını, malını namusunu koruyacak ..
Başka ?..
Başka, güçlü zorbalara karşı savunacak...
Tabii vatandaşın hak ve hukukunun da bekçisi olacak...
Durum böyle değildir çünkü polisin ne yazık ki kendi hakkını bile koruyacak sosyal yapısı ne yazık ki yoktur... Maaşı maaş, hayatı hayat, çalışma şartları adam gibi değildir..
Sebebi de bellidir...
Memleketi yutan soyguncu ahlaksızlar, çala çırpa adaletsiz gelir dağılımına sebeb olmuşlar, yılların kiri birike birike yama tutmaz yarım çullu hale gelmiş, çivileri yerınden oynamış eğreti bir gecekonduyu ayakta tutmaya çalışmaktayız...
Amaaa!..
Her zaman şu umudumuz vardır.
O eğreti gecekondu haline getirilen bizim vatanımızdır, başka vatanımız yoktur ve onu eğreti gecekondu haline getirenler ve göz dikenlerden kurtardığımız zaman insan gibi, gururla yaşayacağımız, örnek bir ülkenin vatandaşları olacağımızı biliyoruz...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuranlar bize böyle bir hedef ve miras bırakmışlardır.
Burada 'Biz' kimiz ona da bakmamız gerekiyor...
Getirile getirile, 60'lı yılların ikinci yarısından sonra daha hızlı biçimde birbirimize yabancılaştırılan, düşmanlaştırılan, hiçbir konuda anlaşamaz hale getirilen...
Kutsal gelenek ve göreneklerden arındırılan...
Irk, mezhep, aşiret, cemaat, hemşehri, akraba, kabile ilkelliğinde yaşam biçimlerine yönlendirilip böl ve parçala sonra yönet prensibine kurban edilen ...
Bu toprağın insanlarıyız...
Efendiler...
Etnik ve dinsel kimliklerimiz ne olursa olsun biz Türk milletiyiz...
Etnik ve dinsel kimliklerimize sonuna kadar sahip çıkarak ve kendimizi Türk milletinin gururlu fertleri olarak kabul edersek, bu dünyanın uygar liginde oynayabiliriz. Aksi halde hepimiz, etnik ve dinsel adresimiz ne olursa olsun sadece ve sadece ceberrutların oyununda önlerine kemik parçası atılmış figüranlar oluruz, bu işten de Türk, Kürt kimlikli para babaları ile siyasetciler, Barzani, Talabani benzeri aşiret ağaları, Apo mapo gibi terör ağaları, onlara yanaşmış bürokratlar ne bileyim medya canavarları falan karlı çıkarlar, sefaletin beslediği kardeş düşmanlığında zenginleşip semirirler.
Bıçağın sırtında hep beraber yürüyoruz...
Türk milletinin fertleri, etnik ve öteki kimliklerinin yanlışları içerisindeki ceberrutları kendi içlerinde ayıklayıp birbirine sarılarak dünyaya bu fotoğrafı vermelidir...
Kırk yılın elli yılın 'bölme ve işgal' hareketinden sonra gelinen noktada ne kadar boş hayaller yazdığımın farkındayım. Çeteleşmeye götürülmüş hareketlerin taşıdığı rant istkenilsede terk ettirilmeyecek kadar büyüktür. Ortadoğu paylaşımındaki petrolcü oyununda işte böyle 'cop tartışmaları' kadar ufaltılmıştır bizlerin çıtası...
Gözlere perde inmiş, beyinler robotlaşmıştır...
Benim polisim senin PKK'nın haklıdır diye sidik yarıştırması yaptırılıyor bizlere...
Efendiler...
Kadınımızın haklı haksız bir haykırışında polis onu dövemez...
Ama bizim kadınımızın...
Bayrağımızı bayrağı, devletimizi devleti kabul eden kadınımızı...
Kadınım diye de hiç kimse ortalığa çıkıp sarı yeşil kırmızı bezleri bize sallayarak, çocuklarımızı AB mayınları ile havaya uçuran Haçlı Sevr taşeronu adına bu devletin şehirleriinde istila provaları yapamaz...
Bunların hak ve hukuku,toprağımızı isteyen düşman askerinin hak ve hukuku kadardır. Kadınları dövdüler diye polisten hesap sorulmasını isteyenler, eğer kendilerini Türk milleti olarak kabul ediyorlarsa, aslında bu istilaya müsaade eden, bu ülkeyi yönettiklerini zannedenlerden hesap sormalıdır.
PKK'lı da olsa o kadının hak ve hukuku var diyene...
Ancak kusura kalma arkadaş,yok öyle şey derim, çünkü düşman safından gelen sestir. PKK'lı militanın hak ve hukuku varmış.. PKK kendi içerisinde, kendisine karşı çıkana hak hukuk tanımıyor, ama parçalamak istediği devletten hak hukuk bekliyor..'O çete, burası devlet tabii fark olacak' diyenler haklıdır da; bir istila gücüne bu kadar müsamaha içerisinde Batı'da bir ülke var mıdır?..
Bunları ne PKK çetesine ne de AB'nin büyük oyuncularına yazmıyorum...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile, Türk milleti ile kan davası güden, Türkiye'yi Türk milleti değil Haçlı yönetsin arayışındaki, içimizdeki maskeli Sevr öncülerine de yazmıyorum.
Kafaları karışmış durumdaki kendi insanlarımıza yapıyorum...
Yazının başında da söylediğim gibi, göreve gönderilen polis memurlarının ruh halleri,sıkıntıları, sosyal açmazları bizden farklı değildir. Kırmızı ışıkta geçerek, emniyet şeridinde giderek, yollarda birbirimizi çiğneyerek gittiğimiz evimizde, TV ekranında gördüğümüz polisler aslında bizleriz.. Bir tesadüftür, yada iş bulmuş biraz daha şanslı biridir onlar ve o vaziyette olmalarının sebebi de yazının başında yazdığım sebebtir.
Bu 'coplama' hadisesinin çıktığı gün gazetelerde bir başka polis haberi daha vardı..
Hatırlatalım; habere göz atalım.
'Enerji yolsuzluğundan tutuklanan müteahhit İbrahim Selçuk'un, VIP salonlarını kullandığı ortaya çıktı. Selçuk'u kapıda karşılayan polisler, valizlerini alarak kargoya teslim etmiş.
ADALET Bakanı'in, 'Ankara ve İstanbul havaalanlarındakiler AŞTİ ve Esenler otogarlarını geçtiler' diye yakındığı VIP salonlarını kullananlardan birinin de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde yürütülen yolsuzluk operasyonunun merkezinde yer alan, tutuklu sanık müteahhit İbrahim Selçuk'un olduğu ortaya çıktı.
İKİSİ GEÇEN YIL
Yoğun olarak Esenboğa ve Atatürk havalimanları VIP salonlarını kullandığı belirlenen Selçuk'un, daha çok milletvekili beraberinde yolculuk yaptığı öğrenildi. Defalarca VIP yolculuğu yaptığı belirlenen Selçuk'un bilinen üç gezisinden ikisi geçen yıl gerçekleşti. Bunlardan biri Hac döneminde bazı milletvekilleri ile İstanbul'dan Ankara'ya yapılan yolculuk sırasında, diğeri de yine geçen yılın ikinci yarısında Güneydoğulu bir milletvekili beraberinde ve aynı güzergahta gerçekleşti.
ADAN: ŞAŞIRDIK
Selçuk'un görgü tanıklı bir VIP uçuşu ise bundan 3-4 yıl önce Ankara'dan İstanbul'a yapılan hava yolculuğunda gerçekleşti. Bu uçuşa tanık olan iki kişiden biri DYP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan. Adan, geçen hafta yapılan DYP Başkanlık Divanı toplantısında, konu enerji operasyonuna gelince bir anısını arkadaşlarına şöyle aktardı:
PALTOSU OMUZUNDA
'Önceki koalisyon dönemiydi. Bundan 3-4 yıl önceydi. Ankara'dan İstanbul'a gittik. Ali Coşkun Bey de vardı. Birlikte İstanbul'a indik. Atatürk Havalimanı VIP Salonu'na da birlikte geçtik. Ama yanımızda biri daha vardı. İki elinde valizler, omuzunda paltosu olan biri. VIP Salonu'na girince iki polisin koşarak bize doğru geldiğini gördüm. Şaşırdım. Ali Coşkun'un da şaşırdığını fark ettim. O zaman bakan değil; ama ben, doğrusu polislerin yine de onu karşılayacaklarını düşündüm.'
İşte böyle polisi Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın... Hortumcuyu etekleyen polisin, devlete kurşun sıkan PKK militanından ne farkı vardır.
Değerli okurlar, Bu polisleri hiç kınayan falan yok... O zaman kuşkular kuvvetleniyor!.. Beyazıt meydanındaki polisi kınayanların kaynağı hakında duyduklarımız doğrulanıyor..
VİP'deki hortumcu ile beraber gezdiği milletvekilleri hangi yollarda hangi kimliklerle buluşmuşlar acaba?..
Bu vekiller nerenin, kimlerin vekilleri?..
Uyanık olacağız...
Uyutmak için saldıranların da kimliklerine bakacağız.
Başka ?..
Başka, güçlü zorbalara karşı savunacak...
Tabii vatandaşın hak ve hukukunun da bekçisi olacak...
Durum böyle değildir çünkü polisin ne yazık ki kendi hakkını bile koruyacak sosyal yapısı ne yazık ki yoktur... Maaşı maaş, hayatı hayat, çalışma şartları adam gibi değildir..
Sebebi de bellidir...
Memleketi yutan soyguncu ahlaksızlar, çala çırpa adaletsiz gelir dağılımına sebeb olmuşlar, yılların kiri birike birike yama tutmaz yarım çullu hale gelmiş, çivileri yerınden oynamış eğreti bir gecekonduyu ayakta tutmaya çalışmaktayız...
Amaaa!..
Her zaman şu umudumuz vardır.
O eğreti gecekondu haline getirilen bizim vatanımızdır, başka vatanımız yoktur ve onu eğreti gecekondu haline getirenler ve göz dikenlerden kurtardığımız zaman insan gibi, gururla yaşayacağımız, örnek bir ülkenin vatandaşları olacağımızı biliyoruz...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kuranlar bize böyle bir hedef ve miras bırakmışlardır.
Burada 'Biz' kimiz ona da bakmamız gerekiyor...
Getirile getirile, 60'lı yılların ikinci yarısından sonra daha hızlı biçimde birbirimize yabancılaştırılan, düşmanlaştırılan, hiçbir konuda anlaşamaz hale getirilen...
Kutsal gelenek ve göreneklerden arındırılan...
Irk, mezhep, aşiret, cemaat, hemşehri, akraba, kabile ilkelliğinde yaşam biçimlerine yönlendirilip böl ve parçala sonra yönet prensibine kurban edilen ...
Bu toprağın insanlarıyız...
Efendiler...
Etnik ve dinsel kimliklerimiz ne olursa olsun biz Türk milletiyiz...
Etnik ve dinsel kimliklerimize sonuna kadar sahip çıkarak ve kendimizi Türk milletinin gururlu fertleri olarak kabul edersek, bu dünyanın uygar liginde oynayabiliriz. Aksi halde hepimiz, etnik ve dinsel adresimiz ne olursa olsun sadece ve sadece ceberrutların oyununda önlerine kemik parçası atılmış figüranlar oluruz, bu işten de Türk, Kürt kimlikli para babaları ile siyasetciler, Barzani, Talabani benzeri aşiret ağaları, Apo mapo gibi terör ağaları, onlara yanaşmış bürokratlar ne bileyim medya canavarları falan karlı çıkarlar, sefaletin beslediği kardeş düşmanlığında zenginleşip semirirler.
Bıçağın sırtında hep beraber yürüyoruz...
Türk milletinin fertleri, etnik ve öteki kimliklerinin yanlışları içerisindeki ceberrutları kendi içlerinde ayıklayıp birbirine sarılarak dünyaya bu fotoğrafı vermelidir...
Kırk yılın elli yılın 'bölme ve işgal' hareketinden sonra gelinen noktada ne kadar boş hayaller yazdığımın farkındayım. Çeteleşmeye götürülmüş hareketlerin taşıdığı rant istkenilsede terk ettirilmeyecek kadar büyüktür. Ortadoğu paylaşımındaki petrolcü oyununda işte böyle 'cop tartışmaları' kadar ufaltılmıştır bizlerin çıtası...
Gözlere perde inmiş, beyinler robotlaşmıştır...
Benim polisim senin PKK'nın haklıdır diye sidik yarıştırması yaptırılıyor bizlere...
Efendiler...
Kadınımızın haklı haksız bir haykırışında polis onu dövemez...
Ama bizim kadınımızın...
Bayrağımızı bayrağı, devletimizi devleti kabul eden kadınımızı...
Kadınım diye de hiç kimse ortalığa çıkıp sarı yeşil kırmızı bezleri bize sallayarak, çocuklarımızı AB mayınları ile havaya uçuran Haçlı Sevr taşeronu adına bu devletin şehirleriinde istila provaları yapamaz...
Bunların hak ve hukuku,toprağımızı isteyen düşman askerinin hak ve hukuku kadardır. Kadınları dövdüler diye polisten hesap sorulmasını isteyenler, eğer kendilerini Türk milleti olarak kabul ediyorlarsa, aslında bu istilaya müsaade eden, bu ülkeyi yönettiklerini zannedenlerden hesap sormalıdır.
PKK'lı da olsa o kadının hak ve hukuku var diyene...
Ancak kusura kalma arkadaş,yok öyle şey derim, çünkü düşman safından gelen sestir. PKK'lı militanın hak ve hukuku varmış.. PKK kendi içerisinde, kendisine karşı çıkana hak hukuk tanımıyor, ama parçalamak istediği devletten hak hukuk bekliyor..'O çete, burası devlet tabii fark olacak' diyenler haklıdır da; bir istila gücüne bu kadar müsamaha içerisinde Batı'da bir ülke var mıdır?..
Bunları ne PKK çetesine ne de AB'nin büyük oyuncularına yazmıyorum...
Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile, Türk milleti ile kan davası güden, Türkiye'yi Türk milleti değil Haçlı yönetsin arayışındaki, içimizdeki maskeli Sevr öncülerine de yazmıyorum.
Kafaları karışmış durumdaki kendi insanlarımıza yapıyorum...
Yazının başında da söylediğim gibi, göreve gönderilen polis memurlarının ruh halleri,sıkıntıları, sosyal açmazları bizden farklı değildir. Kırmızı ışıkta geçerek, emniyet şeridinde giderek, yollarda birbirimizi çiğneyerek gittiğimiz evimizde, TV ekranında gördüğümüz polisler aslında bizleriz.. Bir tesadüftür, yada iş bulmuş biraz daha şanslı biridir onlar ve o vaziyette olmalarının sebebi de yazının başında yazdığım sebebtir.
Bu 'coplama' hadisesinin çıktığı gün gazetelerde bir başka polis haberi daha vardı..
Hatırlatalım; habere göz atalım.
'Enerji yolsuzluğundan tutuklanan müteahhit İbrahim Selçuk'un, VIP salonlarını kullandığı ortaya çıktı. Selçuk'u kapıda karşılayan polisler, valizlerini alarak kargoya teslim etmiş.
ADALET Bakanı'in, 'Ankara ve İstanbul havaalanlarındakiler AŞTİ ve Esenler otogarlarını geçtiler' diye yakındığı VIP salonlarını kullananlardan birinin de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bünyesinde yürütülen yolsuzluk operasyonunun merkezinde yer alan, tutuklu sanık müteahhit İbrahim Selçuk'un olduğu ortaya çıktı.
İKİSİ GEÇEN YIL
Yoğun olarak Esenboğa ve Atatürk havalimanları VIP salonlarını kullandığı belirlenen Selçuk'un, daha çok milletvekili beraberinde yolculuk yaptığı öğrenildi. Defalarca VIP yolculuğu yaptığı belirlenen Selçuk'un bilinen üç gezisinden ikisi geçen yıl gerçekleşti. Bunlardan biri Hac döneminde bazı milletvekilleri ile İstanbul'dan Ankara'ya yapılan yolculuk sırasında, diğeri de yine geçen yılın ikinci yarısında Güneydoğulu bir milletvekili beraberinde ve aynı güzergahta gerçekleşti.
ADAN: ŞAŞIRDIK
Selçuk'un görgü tanıklı bir VIP uçuşu ise bundan 3-4 yıl önce Ankara'dan İstanbul'a yapılan hava yolculuğunda gerçekleşti. Bu uçuşa tanık olan iki kişiden biri DYP Genel Başkan Yardımcısı Celal Adan. Adan, geçen hafta yapılan DYP Başkanlık Divanı toplantısında, konu enerji operasyonuna gelince bir anısını arkadaşlarına şöyle aktardı:
PALTOSU OMUZUNDA
'Önceki koalisyon dönemiydi. Bundan 3-4 yıl önceydi. Ankara'dan İstanbul'a gittik. Ali Coşkun Bey de vardı. Birlikte İstanbul'a indik. Atatürk Havalimanı VIP Salonu'na da birlikte geçtik. Ama yanımızda biri daha vardı. İki elinde valizler, omuzunda paltosu olan biri. VIP Salonu'na girince iki polisin koşarak bize doğru geldiğini gördüm. Şaşırdım. Ali Coşkun'un da şaşırdığını fark ettim. O zaman bakan değil; ama ben, doğrusu polislerin yine de onu karşılayacaklarını düşündüm.'
İşte böyle polisi Allah nasıl biliyorsa öyle yapsın... Hortumcuyu etekleyen polisin, devlete kurşun sıkan PKK militanından ne farkı vardır.
Değerli okurlar, Bu polisleri hiç kınayan falan yok... O zaman kuşkular kuvvetleniyor!.. Beyazıt meydanındaki polisi kınayanların kaynağı hakında duyduklarımız doğrulanıyor..
VİP'deki hortumcu ile beraber gezdiği milletvekilleri hangi yollarda hangi kimliklerle buluşmuşlar acaba?..
Bu vekiller nerenin, kimlerin vekilleri?..
Uyanık olacağız...
Uyutmak için saldıranların da kimliklerine bakacağız.