Paranın toplumu tasfiyesi ve 'Demokrasi' diktası - Salih Selçuk
Batılı toplumları "toplumsal gelişmenin son aşaması" sayan bazı eski-Solcu otomatik portakalların bu ülkede anlatmadığı (veya anlamadıkları için anlatamadığı) üzere, reel kapitalist sistemin merkez ülkelerinin toplumları giderek toplum olma özelliğini yitiriyor. Bu konu oralarda artık konuşulmaya başlandı, sistemin diğer çevre ülkeleri gibi burada da konuşulmak zorunda. Malum demografik sorunlar bir yana, "ileri" toplumlar, "birey"lerine ayrışıyorlar ve bu "bireyler" artık, toplumu bir arada tutan ortak değerlerden giderek daha çok uzaklaşıyorlar. Toplumun atomlarına ayrılmış "bireyler"ini, sadece Para/iş ilişkileri birarada tutuyor, kendileri de birbirinin aynı, tamamen fonksiyonel tipler haline geliyorlar. Yani bu tipler gerçekten hür sosyal bir hayat yaşamayıp, sadece içine konuldukları iş ortamında işliyorlar. Ve bunu sosyal hayat sanıyorlar. Yaygın depresyona neden olan bu çıkmaza karşın, sistemin çevre ülkelerinde kapitalizm daha kötü işlediği ve sosyali tamamen kontrol edemeyip daha az bozabildiği yerlerde insanlar daha mutlular. Sistemin merkezinde yaşayan "birey"leri ise dörtduvarı arasında sadece kendileri için yaşıyorlar. Değil toplumları, kendilerinden başka hiç kimse için tatlı canlarını üzmek istemiyor, toplumları için sorumluluk almak istemiyorlar. Bu "modern" atmosferde, en ufak tartışmalarda aileler parçalanıyor, çocuklar evden ayrılıyor, insanlar yalnızlaşıyor vs. Herkes, kendi değişken zevklerine göre kurguladığı "kimlik" portföyüne, her etnik/kültürel/cinsel konuyu alıyor ama 'yurtseverlik', 'vatanı için gerekirse savaşmak' falan gibi artık gülünç saydığı "ilkellikler"i kesinlikle almıyor. levitra and diabetes diabetes sexuality treatment sexual dysfunction in diabetescialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacieescitalopram i alkohol escitalopram tbl escitalopram i alkoholmicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
1 Mayıs'ın işçi bayramı mı yoksa bahar bayramı mı olduğu konusunun "cidden tartışıldığı" 70'li yıllardan bu yana, işçiler, sendikalar, Sol ve hatta "politika" adım adım etkisizleşti. Asıl politikayı, Hedge-Fonları CEO'ları ve benzeri para/iş elitlerinin destekledikleri/yönettikleri kurumlar yapıyor. Mesela: sayısı bilinmeyen şu, her şeyi satın alan, herşeyi bir faiz/spekülasyon olayına çeviren Hedge-fonlarının 7.000 ila 11.000 kadar olduğu ve 750 milyar Dolarla 1.117 milyar Dolar arasında paraya hükmettikleri sanılıyor. (CorrectNet.Inc.) Bunlar öyle barbar kurumlar ki, IMF'nin uzmanlarını bile isyan ettiriyorlar. Hemen hiç biri devletlere vergi ödemiyor. Resmi adresleri Cayman adaları gibi yerlerdeki posta kutuları. Ama devletler, bunlar sıcak paralarını getirsin diye yırtınıyor. Bunun için her türlü sosyal-devlet uygulamasını rafa kaldırabiliyorlar. Yeni vahşi kapitalizmin motoru, para kazanmak uğruna her şeyi yakıyor. Bu fonlara, sadece tavsiye üzerine en az birkaç milyon Dolarlık parası/serveti olanlar alınıyor ve en düşük yatırım limiti 250 bin dolardan başlıyor. Ve bazen kumar oynayanlar gibi, paranın tamamına yakını kaybedilebiliyor. Kapitalist sistemin en son sınırlarına dayandığı günümüzde, daha fazla gelişme imkanı olmadığından, artık büyüme sanal bir şekilde yürütülüyor ve bu da modern çağın en büyük mali balonunun oluşmasını sağlıyor.
Bir taraftan politikacılar ekonominin iyi gittiğini söylüyor, halk ise sürekli herşeyin aynı olduğunu, birşeyin değişmediğinden yakınıyor. Bu durum, dünyanın her yanında var. Ekonomi konusunda yaygın olan algılama sorununun nedeni, ekonomiyi kimin değerlendirdiğiyle ilgili bir şey. Bu fonlarda parası olan kişi/aile ve firmalar, inanılmaz paralar kazanıyorlar ve Forbes'in Milyarderler listesine yeni isimler dahil ediyorlar. Fakat bu gelişme, iş/çalışmaya bağlı bir büyüme olmadığından, kazanılan paraların turşusu kuruluyor, halkın eline geçmiyor. Yani ekonomi konusunda iki farklı yorumun olması doğal. Paranın çalışma/iş'ten (yani toplumdan) bağımsızlaşması gelişmesinin en vahim tarafı, ulus devletlerin temelini oluşturan toplumların da tasfiye edilmesi.
İnsanlık tarihinde ilk kez; ilkel toplum, köleci toplum, feodal toplum, kapitalist/sosyalist toplum cinsinden (Sol) şablonları bile bir kenara koyup, 'toplum olmayan toplum' diye bir fenomenden bahsetmek zorunda kalıyoruz. Kapitalist sistemdeki yeni gelişmelerle modern toplumun hızla çözülme eğilimi artık iyice belirginleşirken, günümüzün gürültülü 1 Mayıs kutlamaları, yaramaz çocukların ana okulunda devrimcilik oynaması kadar sevimli ama komik ve abes kaçıyor. Hedge-fonlarının Soros gibi "büyük" yatırımcıları da zaten çocuklarla değil, onların abileriyle ilgileniyor ve onlara, "demokrasi konusunda" araştırmalar yapmaları için dolgun maaşlar veriyor. Paraları inanamayacağınız kadar bol, bu konuda çok bonkörler.
Çağdaş Soros demokrasisinde bütün fikirler "serbest!" Bu sayede bütün koyu kızıl radikal Sol gruplar bile, istediklerini yazıp konuşabiliyorlar!
Fakat toplumlarının tasfiye edilmesi tehlikesi falan gibi bilim-kurgu konularını konuşmuyorlar, çünkü Marx'ları/Lenin'leri yazmamış. Eh alıntı yapamayınca da harç bitiyor, yapı paydos. Bu devirde sistemin yarattığı aydınlanmış, ilerlemeci, çağdaş, demokratik seküler "birey"in, para/iş/petrol sisteminin kurallarına uyduğu sürece (sadece bu şartlar altında) aklına gelen her zırvayı söyleme ve en müsdehcen/pervers adilikleri yapma "özgürlüğü" vardır. Burada konu, özgürlüğün gerçek tanımının ne olduğudur. Cep telefonu ve internetten 24 saat izlenebilen, hakkında bilinmeyen hiçbir intim konunun kalmadığı, parasız yaşayamayıp sosyal hayata bile katılamadığı için mutlaka biryerde çalışmak zorunda olan, bu durumunu sorgulayamayan, sorgulasa bile "demokrasi"sinde bunu değiştirecek mekanizmaların bulunmadığı bir insan -hadi işin en önemli 'ruhsal özgürlük' konusuna girmeyelim- özgür müdür?
Tekrar edersek: Artık en güçlü motorunu finans kapitalin oluşturduğu 'kapitalist sistemin merkez bölgelerinde'nden başlamak koşuluyla, ekonominin toplumdan bağımsızlaşması ve toplumu "bireyler"ine ayrıştırması gibi bir durumdan yüksek sesle söz edebiliriz. Sonuç olarak, paranın tam bir bağımsızlık kazandığı ve istediğini yaptığı, bütün birleştirici/kutsal değerlerinden soyduğu "birey"e de her türlü bireysel zevki aşırılıklarıyla sunarak kendi kölesi haline getirdiği bir dönemden geçiyoruz. Bu dönemde "demokrasi", çözülen kapitalist çalışma/üretim sistemiyle birlikte, eskiden "faşizm" dediğimiz bir tip gizli despotik rejim gibi işlemektedir. Hatta kapanan milliyetçilikler devrinin Faşizmi,/Nazizmi'nden daha tehlikelidir, çünkü "iyi bir şey" olarak algılanmaktadır. Bu anlamda Irak'ta, Afganistan'da, Orta-Afrika'da falan zor kullanılarak yerleştirilmeye çalışılan "demokratik" sistemin, insanların global sistem içinde en uslu ve randımanlı şekilde işledikleri siyasi sistem olması nedeniyle ve sistemin çöktüğü günümüzde, bir tip gizli faşizme dönüşme eğilimi göstermektedir. Olumlu anlamda kullanılan Aydınlanma terminolojisi ve değerleri, onun ekonomik sistemi olan kapitalizmin çökme aşamasında olumsuzlanmakta veya hızla anlamsızlaşmaktadır.
Günümüzde, ulus-devlet ve milli ekonomi çağının son evresinde kurumsallaşan ve 80'li yıllardan itibaren tamamen anlamsızlaşan 1 Mayıs kutlamalarının; Yeşilay haftası kutlamak gibi, Yerli-malı haftası kutlamak gibi demode olduğunun anlaşılması gerekiyor. 1 Mayıs'ın mücadeleci ruhunu gerçekten kullanmak istiyorsak, toplumun toplum kalabilmesi için gereken önlemlerin alınmasına çalışmak gerekiyor; bunun için de önce, kendinden başka kuş tanımayan kibirli "birey"in iptali şarttır. Yoksa böyle nostalji yürüyüşlerinden, dünyanın gidişatını etkileyebilecek YENİ SİYASALLIK babında hiç bir şey çıkmayacağını özellikle gençlere anlatmak gerekiyor. Bu politik etkisizlik gerçeğini, Sol jargonda/ideolojide boğulmamış, sağduyu sahibi herkes çeğrek yüzyıldır biliyor, artık zırt/pırt yürüyenler de bilip kabul etmeli ve nedenleri hakkında düşünmeliler.
Yolunu şaşırmış modern şehir insanının kimlik bunalımı, anlamını tamamen yitirmiş böyle günlerde giderek daha kolay gözlemlenebiliyor. Karşımızdaki "birey": Avrupalı/Amerikalı post-hippy özentisi, enternasyonal pop/rock müziği ve abilerinden aldıkları Joan Baez'in ve diğer küflü Solcuların plaklarını dinleyen, ucuz British alış-veriş kataloglarındaki renksiz/ruhsuz mankenler gibi giyinen, karizmasına/cilasına müthiş dikkat eden, 'dış dünya' deyince aklına sadece NewYork/Londra/Paris gelen, "emperyalizm", "demokrasi" gibi bazı laflara vakıf, Pazarları Sol olma iddiasındaki Solliberal/ulusalcı/azınlıkırkçısı dergileri/gazeteleri okuyan, hiç bir sorumluluk kabul etmeyen, yalnız çamursuz sokaklarda yürüyerek dünyayı değiştirebileceğini sanan haftasonu eylemcisi… Eğer bu eylemler bir tür sosyal-sporsa veya insanların sadece biraraya gelmesi için düşünüldüyse gayet güzel. Ama ego eğlendirmek dışında bir işlevi olamaz. Sistemin unufak ettiği toplumlarda, bu tiplerden çok var. Alabildiğine özgürler. İstedikleri kadar yürüyor, istedikleri kadar da konuşup tartışıyorlar. Ama hiç bir şey olmuyor.
Mücadelesinden sonuç alan gerçek bir toplumsal muhalefetin yeniden kurabilmelesi için önce "birey" naylonluğunun, sonra Solcu şablonculuğunun terkedilmesi ve ortak/yüce/yerel değerleri yükselterek ve kapitalist sistemin kontrolü için mekanizmalar kurulması yolunda çalışıp kamuoyu oluşturarak toplumun toplum olarak kalmasına çalışmak gerekir. Yani toplumun genel ve özel değerlerini yükseltmek gerekir. Bu konu, "insan hakları" ve "fikir özgürlüğü" hastası "demokratik" kulaklara henüz masal gibi geliyor ama Sol jargonla (kapitalizm hariç) herşeyi tartışıp, bir yandan da modern kapitalist yolda "ilerleme"yi savunmanın sonu sosyal felakettir…
Batılı toplumları "toplumsal gelişmenin son aşaması" sayan bazı eski-Solcu otomatik portakalların bu ülkede anlatmadığı (veya anlamadıkları için anlatamadığı) üzere, reel kapitalist sistemin merkez ülkelerinin toplumları giderek toplum olma özelliğini yitiriyor. Bu konu oralarda artık konuşulmaya başlandı, sistemin diğer çevre ülkeleri gibi burada da konuşulmak zorunda. Malum demografik sorunlar bir yana, "ileri" toplumlar, "birey"lerine ayrışıyorlar ve bu "bireyler" artık, toplumu bir arada tutan ortak değerlerden giderek daha çok uzaklaşıyorlar. Toplumun atomlarına ayrılmış "bireyler"ini, sadece Para/iş ilişkileri birarada tutuyor, kendileri de birbirinin aynı, tamamen fonksiyonel tipler haline geliyorlar. Yani bu tipler gerçekten hür sosyal bir hayat yaşamayıp, sadece içine konuldukları iş ortamında işliyorlar. Ve bunu sosyal hayat sanıyorlar. Yaygın depresyona neden olan bu çıkmaza karşın, sistemin çevre ülkelerinde kapitalizm daha kötü işlediği ve sosyali tamamen kontrol edemeyip daha az bozabildiği yerlerde insanlar daha mutlular. Sistemin merkezinde yaşayan "birey"leri ise dörtduvarı arasında sadece kendileri için yaşıyorlar. Değil toplumları, kendilerinden başka hiç kimse için tatlı canlarını üzmek istemiyor, toplumları için sorumluluk almak istemiyorlar. Bu "modern" atmosferde, en ufak tartışmalarda aileler parçalanıyor, çocuklar evden ayrılıyor, insanlar yalnızlaşıyor vs. Herkes, kendi değişken zevklerine göre kurguladığı "kimlik" portföyüne, her etnik/kültürel/cinsel konuyu alıyor ama 'yurtseverlik', 'vatanı için gerekirse savaşmak' falan gibi artık gülünç saydığı "ilkellikler"i kesinlikle almıyor. Böylece ulus-devletler sadece kâğıt üzerinde ve asgari düzeyde yaşıyorlar. Aydınlanmış modern bir "birey"e 'ülken işgal edilse ne yaparsın?' diye sorulduğunda, 'başka bir ülkeye giderim' diyor. İnsanlar sırf, onların diğer insanlardan "özgürlüğü"nü (izolasyonunu) esas alan ve (gönüllü değil) fonksiyonel olan bir yapının içinde "bireyler" olarak varolmalarını sağladığı için adına "toplum" dedikleri para/iş/petrol bağımlısı "bireyler" toplamında yaşıyorlar ve topluma hiç bir emosyonal/duygusal yakınlık duymuyorlar. Modern toplum iyice "ilerleyince" işte böyle oluyor.
Paranın mutlak hakimiyetinde toplum diye birşey kalmaz. Sistemin insanlığı sosyal/çevresel bir felakete sürüklemekte olduğunu herkesin çok iyi anlaması gerekiyor. Durumun ciddiyeti anlaşılırsa, ortak akıl daha kolay işleyecektir ve Tanrı'ya şükür ki işlemeye başlamıştır.