Milli egemenlik ve Milli şeref - Doç. Dr. Oya Akgönenç
Milli Egemenlik denince iki önemli hususu anlamak ve ayırmak gerekir. Birincisi milletin azim ve iradesinin tecellisi. İkincisi de, milletin kendi kaderine, kararlarına hakim olması ve bunu kimse ile paylaşmaması. TBMM’nin genel kurul salonunda herkesin, her zaman görebileceği bir yerde, meclis başkanının oturduğu yerin üzerinde, “Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir” cümlesi yazılıdır. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin ilk açıldığı günden beri bu cümle oradadır. Bu vazgeçilmez şartı sürekli olarak tüm millete ve milletin vekillerine hatırlatmaktadır.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis forum link cialis bez receptaabilify abilify alkohol abilify
Milli egemenlik, kendi vatanında hür ve bağımsız olarak, milli iradeyi tecelli ettirirken, iç ve dış işlerine, yer altı ve yer üstü kaynak ve zenginliklerine, izlenecek milli politikalara, milli ve yerel kültür ve geleneklere, din , örf ve adetlere dışardan kimselerin karışmaması ve müdahale edememesi anlamına gelmektedir.
Şimdiki Durum:
Türkiye halkında şimdilerde, acaip bir durgunluk, boşvermişlik hali mevcuttur. “neyi bekledikleri belli olmayan boş bir bekleyiş” içinde adeta donmuş kalmış gibi görünmektedirler. Diğer taraftan başta bulunan hükümetin ne yaptığı veya yapmak istediği de pek belli değildir. Hele, hele, Milli egemenlik ve Türkiye’nin bağımsızlığını, geleceğini ve güvenliğini ilgilendiren konularda tam ve nerede durdukları ve ne yaptıkları pek net olmayıp, toplumca da doğru ve net bir şekilde anlaşılmış değildir.
Son zamanlardaki gelişmeler, dış ülkelerdeki söylemler ve oralardan gelen talepler ve hiç olmadığı kadar, ülkenin bütünlüğü, geleceği, maddi ve manevi yapısını tehdit eden olay ve baskılar her alanda kendilerini göstermeye başlamıştır.
Ülkenin ekonomik ve mali kontrolu tamamen Dünya Bankası planlarına ve IMF yetkililerin denetimleri altına konmuştur. Ecevit hükümeti sırasında Washington’dan getirilen (veya oradan gönderilen Kemal Derviş’in) hazırladığı planlar hâlâ yürürlüktedir. Baştaki hükümet her iki-üç ayda bir bu planlara bağlılıklarını ilan etmekte ve bu makamlarla adeta güven tazelemektedirler. Milli egemenliğin en önemli şartlarından biri olan ekonomi ve mali kaynaklar tamamen dışarıya bağlı ve bağımlı olarak işlemektedir. Milli ekonomik egemenlik erozyona uğramaktadır.
Ülkenin mali zenginlikleri ve kaynakları, yine bu programlar çerçevesinde özelleştirme’ye tabi tutularak, yavaş yavaş el değiştirmekte ve en zengin ve yararlı işletmeler, ya yabancıların veya onlarla ekonomik ortaklık içinde bulunan küçük bir gurubun eline geçmektedir. Kısacası, Milletin iradesi ve egemenliği küçülmekte ve yok olma yolundadır. Kontrol elden ve toplumdan kayıp gitmektedir.
Ülkenin askeri güvenliği açısından çok önemli olan Kıbrıs konusu adeta halka unutturulmaya, onun gözünde küçümsenmeye ve dış güçlerin istediği istikamete itilmeye çalışılmaktadır. Bu milli irade ve egemenliğin büyük ölçüde erozyona uğratılması ve ülke çıkarlarının zarara uğratılması anlamına gelmektedir. Kıbrıs’ı bağımsız yapan, oradaki insanımıza hayat ve güvence sağlayan Türkiye’nin Milli Egemenliğidir ve bu da büyük bir darbe yemektedir.
Dış politikada, büyük hedef olarak AB alınmış olup, ille Avrupa Birliğine girmek hevesi ile, ülkede adeta her türlü küçültücü ve ülkeyi zaafa uğratıcı tavize razı olmak gibi bir hava estirilmektedir. Her tavizi vererek ve teslimiyetçi bir zihniyetle, hareket etmek muhakkak ki, Milli egemenlik anlayışı ve şuuru ile asla bağdaşamaz.
Zaten Kıbrıs, Türklerden kopartıldıktan ve KKTC Türkleri adada azınlık statüsüne sokulduktan sonra, AB Türkiye’yi almak için fazla bir gayret içinde de olmayacaktır. Türkiye yitirdiği prestiji ve güvenliğine vurulan darbe ile ortada kalacaktır.
AB’ye giriş hazırlık süreci ise en az 37 yıl veya daha fazla devam edecektir( tamamlanacak 37 bölüm mevcuttur). Türkiye, tam 74 defa (her bölüme başlamak ve bitirmek için) bütün ülkelerin “evet oyuna” muhtaç olacaktır. Bu da sonsuz tavizlerin verilmesi ile eş anlamlı bir durumdur.
Bu müzakerelerin ne kadar süreceği de belli değildir. Hepsi 37-40 yıl içinde tamamlansa dahi Türkiye’nin üye olması garanti edilmemiştir. Kabul edilme işlemi, yapılacak referandumlara bağlıdır. Ama belli olan bir husus şudur ki, tüm müzakereler bittikten sonra Türkiye’de Milli egemenlik adına pek birşey kalmayacaktır.
Egemenlikten Parçalar Kopartılmaya Çalışılmaktadır:
BOP yani Büyük Orta Doğu Projesi içinde Türkiye’nin Doğu ve Güneydoğu sınırları üstünde hesapların yapıldığını belirten işaretler gün geçtikçe artmaktadır. Burada milli egemenliğimiz ve buna bağlı olarak vatanın bölünmezliği tehlikeli bir konuma girmiş durumdadır.
Kıbrıs’ta mevcut olan milli egemenlik anlayışı ile Türkiye’de hakim olan milli egemenlik anlayışı paralellik arzeder ve şimdilerde, her ikisi üstünde de büyük ölçüde değiştirilme projesi uygulanmaktadır. Bu menfi bir değişim olup, buradaki değişimler milli güvenliğimizi zedeleyecek boyutlara ulaşmak üzeredir.
Kıbrıs Türkiye için bir kırılma noktasıdır. Avrupa bunu gerçekleştirmek istemektedir. Milli egemenliği ve bunu ayakta tutan istek kırıldıktan sonra vatanın bütünlüğünü de değiştirmek fazla zor olmayacak bir olaydır.
AB tek taraflı olarak, Londra ve Zürich anlaşmaları gibi uluslararası anlaşmaları bile bile ihlal ederek Türkiye’nin milli egemenliğini ve garantörlüğünü hiçe saymaktadır. Buna karşılık, AKP hükümeti hiçbirşey yapmadığı gibi, hâlâ Avrupalıları memnun edebilmek için yeni adımlar atmaya hazırlanmaktadır. Bu da anlaşılmaz ve kabul edilemez bir durumdur.
AKP hükümeti bu konularda hiçbir özel hassasiyet göstermemektedir. Milli davaları, milli bir şuur ve milli egemenlik anlayışı ile ele almak yerine, Avrupa’ya yama olmak gayretleri arasında, onların tüm isteklerine teslim olup gitmek gibi garip bir ruh hali içine girmiş gibi görünmektedirler.
Diğer taraftan iş bununla da sınırlı kalmayıp, GAP bölgesi ve suları bizim kontrolumuzdan çıkarılmaya çalışılmaktadır. Bu Türkiye’ye ve onun milli egemenliğine vurulabilecek en büyük darbelerden birisi olabilir.
Egemenliğin Kaybı, Bağımsızlığın Kaybı Demektir:
Milli egemenlik, milli şeref demektir. Kendi evine, yurduna, şahsiyetine, tarihine, dinine, örf ve adetlerine sahip çıkmak demektir. AB müzakereleri ve sonuçları tartışılırken, AB’ye girmeye çok hevesli olan AKP hükümeti mensupları, “Egemenliğin bir kısmı devredilirse ne olur? Hiçbir şey, dünya zaten küreselleşiyor” diyecek kadar olaylardan ne kadar uzakta olduklarını bir kerre daha göstermektedirler. Bu ifadeler, AKP hükümetinin milletin değer ve heyecanlarından ne kadar kopmuş olduğunun ve milli egemenlik anlayışından ne kadar uzaklaşmış olduklarının en iyi göstergesidir.
Milletin iradesi ve bağımsızlığı ayrılmaz bir bütündür. Ne şekilde süslenirse süslensin bunun bir kısmının başkalarına devri sadece başka bir gücün emrine, otoritesine girmek anlamına gelmektedir.
“Tereddüt etmeden imzalarız” dedikleri ve ön şartnamesini büyük merasimle Roma’da Papa’nın heykeli altında imzaladıkları Avrupa Anayasası ise, bu gidişle yakın bir gelecekte, kendi Türkiye Anayasasının üstünde olacağından ve Avrupa kanunları ile muktesebatının, bizim iç hukuk kaidelerinden üstün tutulacağından, bu duruma, hangi cazip isim verilirse verilsin, bu sadece “yeni bir sömürge veya manda statüsü” olmaktan öte bir şey değildir. Daha şimdiden, ülkemizde kendi Kürt ve Alevi vatandaşlarımızı zorla “azınlık kabul edeceksiniz” diye dayatan AB devletleri, Avrupa Anayasası yürürlüğe girdikten sonra hem TC Anayasasını ve hem de Lozan Anlaşmasını zorla delerek, isteklerini dayatmak yoluna gideceklerdir. Bu durum asla milli egemenlik şuuru ile bağdaşamaz.
Bugün İngiltere bile aynı endişe ve mülahazalarla, Avrupa Anayasasını kabul etmeme gibi düşünce ve eğilim içinde bulunmaktadır.
Yaklaşmakta olan tehlikeleri göremeyecek veya bunlar karşısında teslimiyetÇilik dışında herhangi bir tedbir alamayacak olan bir hükümet zaten, “Milleti Doğru Temsil Etme Yetkisini” kaybetmiş demektir. Vatanını ve toplumunu sözlü veya fiili tüm saldırılara karşı korumak hükümetlerin ilk görevleridir. Bunu yapamayacak olanların, orada bulunmaması gerekir.
Olayların gidişatına bakılınca, milli egemenliğimiz her zamankinden daha da büyük, hatta hiç olmadığı kadar büyük bir tehlike altındadır. milli egemenliğimizi ve vatanın bölünmez bütünlüğünü korumak da hepimize düşen en şerefli görevdir.