ÖNÜMÜZDEKİ 23 NİSAN'DA DAHA FAZLA NEŞE DOLACAĞIZ - Hüseyin MÜMTAZ
23 Nisan 2006 günü yaşananları iyi izle ve bir kenara not et ey millet.. O gün yaşadıklarımız, yakın gelecekte yaşayacaklarımızın teminatı olacaktır. Akepe’deki Cumhurbaşkanlığı çekişmesinin dışa vuran bu yansımasını iyi izle. Yâni “Allah’tan bir mâni zuhur etmezse” Mayıs 2007’de ya Arınç yahut Erdoğan Cumhurbaşkanı olacaktır. Seç beğen… Bu iki adaydan iyisini mi bulacaksın? Arınç hem “rejime sahip olmaktan” bahsetti hem “MGSB, Kırmızı Kitap filan olmaz” dedi. “Komutanlar” da locadan “dikkatle izledi”. Akşam da “15-20 dakika kaldıkları” resepsiyona katıldılar. Neden katıldılar?cialis manufacturer coupon cialis coupons and discounts drug coupon cardcialis forum link cialis bez receptasymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena
Ne oldu, ne değişti üç sene zarfında?
Arınç mı değişti, komutanlar mı?
Hangisi “değişmeden gelişti”?
Yoksa Akepe’nin “hissiyatı” mı?
Evet, iktidar “olabilmek” gerçekten “teknik bir hâdisedir”..
Arınç’ın “23 Nisan çocuğu” olarak “başkan” seçtiği 21 yaşındaki bıyıklı “öğrenci” Erzurum temsilcisi İbrahim Seyhan, "en yaşlı üye" sıfatıyla geçici başkanlığı üstlenmiş. Seyhan, "Dağları taşları önümüze koysanız da en iyi yere geleceğiz" demiş.
Kime demiş?
“Komutanlara” demiş.
"Hafızlık sürecini tamamlayarak ilköğretime döndüğü" belirtilen İstanbul temsilcisi Fatih Çalışkan'ın girişimiyle toplanan 75 imzalı bildiride de, üniversiteye girişte meslek liselilere eşit katsayı uygulanması istenmiş..
Ve bütün bunlardan sonra komutanlar, Arınç’ın geceki resepsiyonuna katılmışlar..
Ne de iyi etmişler..
Sözü edilmişken MGSB hakkında da iki satır kelâm etmemiz farz oldu.
Arınç diyor ki, “Olmaz öyle şey”..
Peki Cevdet Akçalı’nın “Dünya Gündemi” gazetesinde dört haftadır tam sayfa tefrika edilen şey “ABD’nin MGSB’si” değil mi?
ABD’nin MGSB’sini dört tam sayfa (daha da devam edecekmiş) okuyup inceleyebiliyoruz da; bizim “Kırmızı Kitap”ı neden bilmiyoruz?
Kim biliyor, kaç kişi biliyor?
“Millet”ten gizli-saklanan “Milli” Güvenlik Siyaset belgesi mi olur?
Yoksa bilmememiz gereken; meselâ Çerçeve Belge’nin azınlık kavramlarıyla ilgili; Dicle-Fırat arası ile ilgili, “Kültür başkenti” İstanbul ile ilgili; ve onların “milli” güvenliğimize uyduğunu ifade eden satırlar mı var da bize söylenmiyor?
Üç…. MGSB’nin basına yansıyan kırıntı bilgileri ile AB Uyum Müzakereleri çerçeve Belgesi’ni incelediğimizde; Çerçeve Belge’nin MGSB’ye tamamen zıt olduğunu gördük.
Şimdi..
Bakanlar Kurulu’nun, yâni siyasi iktidarın onayından geçtikten sonra MGK’da görüşülüp kabul edilen MGSB;
Aynı iktidarın imzalayıp uygulamaya koyduğu Çerçeve Belge ile nasıl olur da uyuşmaz?
Uyuşmaz ise nasıl imzalanır?
MGK’daki “diğer kanat”, yâni ciheti askeriye bu farklılığı görmüyor mu?
Görüp de “demokrasinin gereği” olarak içine mi sindiriyor?
Aynı; 21 yaşındaki 23 Nisan çocuğunun söylediklerini sindirdikleri gibi..
Aynı; Barzani-Talabani’yi içlerine sindirdikleri gibi..
Çok bir şey kalmadı.. Mayıs 2007’den sonra kimin sindirim zorluğu çekip çekmediğini hep beraber göreceğiz..
Fakat 2007 Mayıs’ının gelişi 2006 Ağustos’undan belli oluyor değil mi?
Yazının tam burasında, 23 Nisan’ın ertesi günü hasta yatağından kalkan Erdoğan’ın şu sözleri söylediği düştü monitörlere..
“Milletimiz de önüne çekilen bütün setleri aşarak bir gün o engin sulara kendi yatağında akarak kavuşacaktır”..
Erdoğan’ınki ile İbrahim Seyhan’ın yazının başına aldığımız cümlesini alt alta koyup okuyun..
Ne kadar aynı tornadan çıkmış gibi değil mi?
İbrahim Seyhan mı?
Arınç’ın bıyıkları yeni yeni terli 21 yaşındaki 23 Nisan çocuğu canım..
Ve Amerika’nın; piyano virtüözü olmasına rağmen gündüz vakti sokakta yalnız görsem beni ürküten bir ruh özelliğine sahip Dışişleri Bakanı Rice işte tam da böyle bir ortamda Türkiye’ye geliyor.
Gelmeden Ross’a talimat veriyor..
Ankara’da en üst düzey üç randevu ayarla.
Çünkü muhterem Ankara’da sadece 6 saat kalacakmış ve bütün yetkililerin sıralanıp onu beklemesini istiyormuş.
Talimat aynen uygulanmış..
Rice Türkiye’de Sezer, Erdoğan ve Gül’le görüşecekmiş.
Hayret bizimkiler öyle yoğun randevuları ve günlük çalışma programlarının arasında arka arkaya bu kadar düzenli ve sıralı boş zamanı nasıl olup da denkleştirdiler.
Ama merak ediyorum;
1. Gül her istediği zaman Rice’dan randevu alabiliyor mu?
2. Gül gittiği zaman altı saatte meselâ Cheney ve Bush’la görüşebiliyor mu?
3. Bırakın altı saati, altı günde görüşebiliyor mu?
Hal böyle olunca Rice gelse ne olur, gelmese ne olur.
İran’ı konuşsa, Irak’ı konuşsa, PKK’yı konuşsa ne olur?
Güya jest olarak Irak’tan üç-dört “üst düzey” PKK’lı Ankara’ya eve servis yapılacakmış..
Alıp ne yapacaksınız Allah aşkına?
Şekil (a)da görüldüğü gibi alıp da besleyecek değil misiniz?
Boşuna milleti germenin âlemi var mı?
Hem bu “büyük jest” karşılığında Amerika’ya ne vereceksiniz?
İncirlik mi? Üç yeni üs mü? Karadeniz kolaylıkları mı?
İran’a müdahale mi?
Irak’a; “Kerkük’ü kurtarıyoruz” aldatmacası ile girip Bush’un rahatlamasını sağlamak mı?
Bush dün ne dedi biliyor musunuz gözlerimizin içine baka baka?
“Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarında, 1915'te sayıları 1.5 milyona varan Ermeniler zorla sürgüne gönderildi ve kitlesel bir biçimde öldürüldü. Bu, tüm insanlık için bir trajediydi ve hiçkimse tarafından unutulmamalı"..
Bizim basında bir sevinç, bir sevinç..
“Soykırım” dememiş.” Türk dış politikasının büyük başarısıymış bu.
Daha ne diyecekti yahu?
Osmanlı’nın 1915’te düşmanla işbirliği yapan teb’asına karşı kendi memleketinde uyguladığı “kitlesel öldürme” ise…
Amerika’nın dünyanın taa öteki ucundan gelip Irak’ta yaptığı nedir?
Peki Bush bunları söylerken, Rice Ankara’ya gelirken…
…. böyle bir durumda sınıra 200-250 bin asker yığmak ne demek oluyor?
Merkez Cudi ve Gabar olmak üzere konuşlanan bu kadar asker ve tank-top zırhlı araçlar teröristle mücadelenin kitabına aykırıdır.
Düzenli birlik ve ağır silahlarla teröriste karşı “asimetrik savaş” yapamazsınız.
Teröristle savaşmak için, aynı onun gibi “gündüz külahlı-gece silahlı” olmak”
gerek.
TSK 1984-2000 arası işte bu teknikle PKK’nın belini kırmıştı.
O halde ve bu özelliklerdeki birliklerle sınıra yığınak yapmanın iki anlamı oluyor.
Ya sınırı geçeceksiniz; yahut muhtemel bir düzenli birlik harekâtına engel olacaksınız.
Sınır iki istikamete geçilir, İran yahut Irak..
Ancak düşman düzenli birlik ise; Irak’ta mevcut olmadığına ve Amerikan işgal kuvvetlerinin de bu bölgeye kuvvet ayıramayacağı bilindiğine göre sadece İran’dan beklenir.
Amerika Türkiye üzerinden yahut Türk havaalanlarını kullanarak İran’a saldıracak ta; karşı saldırıdan korunmak için düzen alıyorsanız bilemem.
Ama Irak’a girmek için Rice’ı beklemenize hiç gerek yok.
Türkiye’nin Irak’a girmek için tarihi-hukuki-insani ve ahdî bir çok nedeni vardır.
O bölgeye yığılan o kadar birlik TSK’nın neredeyse üçte biridir.
Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanı’nın “olağan” demesine rağmen “olağanüstü” dür.
Irak’a girin, Kerkük-Musul’u ele geçirin, İran’ın halen yapmakta olduğu gibi Kandil’i başlarına yıkın; sonra sağladığınız bu durum üstünlüğü ile Amerika ile masaya oturun.
Alnınızdan öpeyim, en büyük destekçiniz ben olayım.
Şimdi mangalda kül bırakmayan Barzani-Talabani’nin de kaç buçuk attığını görmüş olalım.
Orgeneral Özkök 23 Nisan resepsiyonunda
1. "Bahar aylarında bu hareketlilik her zaman olur. Karlar eridiğinde alan genişler. Biz de ihtiyaca göre hareket ederiz. Bu sene biraz daha fazla birlik ihtiyacı oldu. Bu her sene duruma göre değişir. Alan genişledikçe ihtiyaç da artar” demiş.
2. "Türkiye egemen bir ülke. Eğer şartlar doğarsa her egemen ülke gibi haklarını kullanır. Şart BM Sözleşmesi'nde (51. madde) yazılıdır. Ona göre önce topraklarından saldırı yapılan ülkenin (Irak) önlem alması, bunu önlemesi gerekir. Engellenmiyor, engellenemiyorsa o şartlara bakılır" demiş.
3. Kara Kuvvetleri Karargâhının Şırnak’a taşınacağı haberleri üzerine de
”Olur mu böyle şey, telsiz, bilgisayar var. Kara Kuvvetleri Komutanı bağırarak mı sesini duyuracak?” demiş.
Bu memlekete bahar ilk defa mı geliyor Sayın Özkök?
Türkiye 4 Temmuz 2003 günü, yâni Türk askerinin başına tarihte ilk defa çuval geçirildiği gün egemen bir ülke değil miydi Sayın Özkök?
Başkumandan Mustafa Kemal Sakarya Savaşını Ankara’dan mı idare etmişti Sayın Özkök? Kocatepe’ye tırmanırken akla ve mantığa kazınmış Başkumandan silueti gerçek değil miydi? Onun için mi bir ara KKK Brövesinden kaldırılmaya çalışılmıştı?
Başkumandan Mustafa Kemal’in karların üzerinde yamçısına bürünüp yattığı meşhur fotoğraf Ankara’da mı çekilmişti?
1920’lerde telsiz, bilgisayar yoktu ama telefon vardı..
Albay Reşat Çiğiltepe’ye sesini bağırarak değil, telefonla duyurmuştu Başkumandan Mustafa Kemal.
Askeri sınırda yığınak yapmakta iken Başkumandan Mustafa Kemal meselâ hiç alâkasız Bahreyn’e filan da gitmedi.
“Şu Çılgın Türkler” gözle değil, yürekle okunmalı.
Sonra da biraz uzağa çekilip önümüzdeki 19 Mayıs’ta, 30 Ağustos’da, 29 Ekim’de hangi devrimin hangi köşesinin kemirileceği izlenmeli.
“Dikkatle izlenip, not edilmeli..”
Ne işe yarayacaksa? 25 Nisan 2006
“57’iNCİ ALAY ÇANAKKALE’DE, TRABLUSGARP’TA, FİLİSTİN’DE, SAKARYA’DA
57’inci ALAY KARABAĞ’DA, KARASU’DA, KERKÜK’TE, KIBRIS’TA
57’İNCİ ALAY HERYERDE
HEPİMİZ 57’İNCİ ALAYIN NEFERİYİZ”