Globalleşmenin Mantığı - Orhan Erdil
Dünyaya yön veren iki güç, ABD ve AB dışında hiçbir ülkenin sisteme katkısı olmadığı gibi; bu iki gücün dayatmaları dışında bir inisiyatif alabilmeleri de mümkün değil. Ülkelerin nasıl yönetileceklerinden insanlarının nasıl düşüneceklerine, üretimin cinsi ve miktarından pazarlanma biçimine kadar her şey AB ve ABD tarafından belirlenmeye başlandı. “Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” veciz ifadesiyle bir Neo-Liberal tarafından dile getirilen ‘gerçek’ aynı zamanda globalleşmenin “kara kutusu”dur. Nitekim “Gürcistan Gürcülere, Ukrayna Ukraynalılara ve son olarak da Kırgızistan Kırgızlara bırakılamayacak kadar önemli olduğu için” Soros destekli darbelerle yönetim değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadadiscount drug coupons site printable coupons for cialisabilify link abilifycialis sample coupon cialis coupon card cialis manufacturer coupon
“Globalleşen dünyada ….” diye başlayıp iri iri cümleler kuranların bugünlerde fazla sesleri çıkmıyor. Aslında yutkunuyorlar, söyleyecek belki çok şeyleri var da, zamanlama açısından rasyonel görmüyorlar konuşmayı. 80’li yıllardan itibaren “el bebek, gül bebek ideoloji haline dönüştürülen” globalleşme, içe kapanma ve dünyadan izole olmanın alternatifi gibi gösterilerek “her derde deva” bir çözüm yolu olarak lanse edildi. Başlangıçta “Üçüncü dünyacılığa” karşı, daha atak, daha katılımcı bir anlayışı temsil ettiği ileri sürülse de; Türkiye gibi ülkelerde globalleşme militanlığını yine bizzat “Tipik Üçüncü dünya ideologları” yaptı. Kendi alanında yeteri kadar uzmanlaşamamış, entelektüel düzeyi yetersiz, aşağılık kompleksi içindeki bazı tipler ile soğuk savaşın sona ermesiyle birlikte zaten söyleyecek bir şeyi kalmamış Marksistler; ABD ve kapitalizmin bu son numarasına balıklama atladılar. Bunlara göre -güya- fakir ve dünya sisteminde etkili olmayan ülkeler de eşit bir şekilde sisteme katkıda bulunacaklardı. Ama gelinen nokta itibariyle, dünyaya yön veren iki güç, ABD ve AB dışında hiçbir ülkenin sisteme katkısı olmadığı gibi; bu iki gücün dayatmaları dışında bir inisiyatif alabilmeleri de mümkün değil. Ülkelerin nasıl yönetileceklerinden insanlarının nasıl düşüneceklerine, üretimin cinsi ve miktarından pazarlanma biçimine kadar her şey AB ve ABD tarafından belirlenmeye başlandı.
“Türkiye, Türklere bırakılamayacak kadar önemli bir ülkedir” veciz ifadesiyle bir Neo-Liberal tarafından dile getirilen ‘gerçek’ aynı zamanda globalleşmenin “kara kutusu”dur. Nitekim “Gürcistan Gürcülere, Ukrayna Ukraynalılara ve son olarak da Kırgızistan Kırgızlara bırakılamayacak kadar önemli olduğu için” Soros destekli darbelerle yönetim değişiklikleri gerçekleştirilmiştir. Global faşizmin en somut tezahürlerinden birisi ise son dönemde gerçekleşen Türkiye merkezli tartışmalardır. Bilindiği gibi Türk-Amerikan ilişkilerinin gerginleşmesinde “Türk kamuoyu ABD’ye karşı” şeklinde yapılan bir tesbit bulunuyor. “Senin kamuoyun nasıl bize karşı olabilir” diye öfkelenen ABD, Türkiye’ye yönelik bir sürü tehdit savurdu ve aleyhimize olacak bazı bölgesel uygulamalara girişti. Arkasından yine kendisi tarafından manipüle edilmiş bir yayın organı tarafından ortaya atılan ve kesinlikle gerçekliği yansıtmayan “Türkiye’de en çok okunan kitap Hitler’in Kavgam’ı” şeklindeki bir desenformasyon ile hem Türk halkı küçük düşürülmeye çalışıldı hem de yükselen Türk milliyetçiliği için “Kavgam kılıfı” hazırlandı. Böylelikle Türk milliyetçiliğinin yükselişi de “Kavgam’ın çok okunması ile” paralelleştirilerek, ayrı bir niteliğe kavuşturulmak istendi. Doğrusu bazı gazetelerin bu konudaki tarihi misyonu inkar edilemez. Son olarak Ermeni soykırım iddiaları ile ortaya çıkan tartışmalarda, Türk tarafının kendi tezini savunması “küresel etki ile” yasaklanmaya çalışılıyor. “Soykırım olmamıştır” diyenler alçakça bir mantık ile hapse gönderilmeye çalışılıyor. Küreselleşme budur işte.
Öngörülenin, daha doğrusu dayatılanın dışında ne tepki gösterebilirsiniz, ne kitap okuyabilirsiniz ne de düşünebilirsiniz. Nasıl düşüneceğiniz bile kurallara bağlanıyor. Yiğitseniz düşünün bakalım, soluğu hapishanelerde alırsınız. Ve buna kimse ne düşünce özgürlüğü ne de demokrasi adına tepki gösterebilir. Çünkü bizi ve tüm insanlığı kuşatan, sarmalayan bu noktaya “düşünce özgürlüğü” ve “demokrasi” teraneleri ile gelindi. Bir ara batılı bir yazara atıf yapılarak “Alçakların son sığınağı vatanseverliktir” şeklinde bir demagoji yapılıyordu. Gelinen nokta itibariyle anlaşıldı ki; söyleyecek sözü kalmamış, kendi fakir ülkesini küresel faşizme peşkeş çeken ve sömürünün kurumsallaşmasından yana olan, kendi saplantılarının dışındaki bütün görüşlerin yasaklanmasını isteyen alçakların artık son sığınakları globalleşme oldu. Her ideolojiyi, her eğilimi dolaştılar; ülke ve dünya gerçeklerine ilişkin bütün tezleri yanlışlandı. Kala kala ellerinde globalleşme kaldı. Şimdilik “son sığınakları” globalleşme. Yarına Allah kerim.. Belki daha etkin bir sömürü biçimi ortaya çıkarsa bu alçakları oranın militanları olarak görebiliriz.