İrtica sendromu - Muharrem Bayraktar
İsrail–ABD ikilisinin İran’a saldırı için Yüksekova’da toprak satın alıp üs kurmaya hazırlandığı günlerde, Türkiye’de ‘irtica’ yaygaralarının koparılması çok acı verici bir durum. Bu tablo, AKP’ye puan olarak yansıyor. Dine ve dindara yönelik hiç bir icraat yapmayan ve topu hep “Köşk’e ve derin devlete” atan AKP, çok önemli bir manevra alanı kazandı. İrtica suçlamaları artıkça, irtica denilince şuuraltına İslam’ın kazındırıldığı ülkemizde, sanki İslam’ın baş savunucuları imiş gibi “cengaverce(!)” meydana atılan AKP’li yiğitler (!) “Heeyt ulan! biz özgürlüklerden asla vazgeçmeyiz” diye nara atarak, “irtica yaygaralarından çok başarılı taktiklerle oy hesabı yapmanın” peşine düştüler. Ve başarılı da oluyorlar. Hani bunlar “yapacaklar da yaptırmayan çevreler vardı ya!” işte o çevreler yine harekete geçti zahir! Ve her harekete geçtiklerinde AKP’nin oylarını yükseltiyorlar.symbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cenasymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenamicardisplus 80/25 mg click micardis plus 80 12.5 mg
İrtica tartışmalarında suçlanan taraf; AKP hükümeti. Güya, AKP döneminde irticacı kadrolaşmalar artmış, irtica devleti kuşatmış.
Böyle olunca da, AKP kurmayları kendilerine yönelik irticacı suçlamalarına veryansın ederek, “puan toplamaya” çalışıyorlar.
Aklımızı ve mantığımızı ortaya koyarak düşünelim:
50 bin öğrencinin eğitim gördüğü bir üniversitede, bir öğrenci kantinde topu topu 5 öğrenciyi biraraya toplayıp, tekbir getirdi diye ‘irtica’ gelir mi?
Sadece bir öğrenci olay çıkardı diye “vay efendim 31 Mart Vakası hortladı!” demek akla ve insafa sığar mı?
Ya da, Cüneyt Zapsu’nun dedesinin yazdığı (ve aslında tamamen Cemalettin Afgani mantığı kokan) bir kitap, Danıştay’a da gönderildi diye, laik devletin temellerinin sarsıldığı yaygaraları kopartılabilir mi?
Ya da bir kamu kuruluşunun başına atanan başkanın eşinin başörtülü olması gazete manşetlerine taşınarak, “devlette irticai kadrolaşma zirveye çıktı” diye fırtınalar kopartılabilir mi?
Bütün bunlar Türkiye’de oluyor.
Zapsu’nun dedesinin kitabı, öğrencinin tekbiri, bürokratın hanımının başörtüsü “irticanın hortlaması” olarak arzu endam ettiriliyor.
Devletin tepesindeki isimler de, bu savaşta taraf oluyor, bu “sinsi oyuna” alet oluyor ve “yuh olsun irtica! Şeriatı hortlatanlar kahrolsun!” diye tempo tutturanların safına geçiyor.
Türkiye’nin temel devlet politikaları bir bir terkedilmişken, bir çok milli dava küresel oyunların eline düşmüşken, Kıbrıs’ta, Güneydoğu da, Patrikhane’de “Türkiye’nin politikası” diye bir şey kalmamışken; Avrupa Birliği’ne tam teslim olmuşken, “büyüdü” diye yutturulan ekonomi çatır çatır yıkılırken, halk isyan noktasına gelmişken ve dini özgürlükler bağlamında “AKP hükümetinin hiç bir adım atmadığı, dindarları kullandığı” ayan beyan ortaya çıkmışken, birden bire “AKP irticayı hortlattı!” diye fırtınalar koparılmaya başlanıyor.
Bir öğrencinin tekbiri, elli yıl önce yazılmış bir kitap, bir bürokratın başörtülü hanımı “irtica” olarak karşımıza çıkıyor.
İsrail–ABD ikilisinin İran’a saldırı için Yüksekova’da toprak satın alıp üs kurmaya hazırlandığı günlerde, Türkiye’de ‘irtica’ yaygaralarının koparılması çok acı verici bir durum.
Bu tablo, AKP’ye puan olarak yansıyor.
Dine ve dindara yönelik hiç bir icraat yapmayan ve topu hep “Köşk’e ve derin devlete” atan AKP, çok önemli bir manevra alanı kazandı.
İrtica suçlamaları artıkça, irtica denilince şuuraltına İslam’ın kazındırıldığı ülkemizde, sanki İslam’ın baş savunucuları imiş gibi “cengaverce(!)” meydana atılan AKP’li yiğitler (!) “Heeyt ulan! biz özgürlüklerden asla vazgeçmeyiz” diye nara atarak, “irtica yaygaralarından çok başarılı taktiklerle oy hesabı yapmanın” peşine düştüler.
Ve başarılı da oluyorlar. Hani bunlar “yapacaklar da yaptırmayan çevreler vardı ya!” işte o çevreler yine harekete geçti zahir!
Ve her harekete geçtiklerinde AKP’nin oylarını yükseltiyorlar.