Bu kafa terörle mücadele edemez - Hasan Ünal
1999 yılında Abdullah Öcalan'ın yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi terörle mücadele ve Türkiye'nin bölgesel ağırlığı açısından kritik bir tarihti. 1990'larda teröre karşı verilen mücadele başarılı olmuş; 1998 senesinde hem askeri hem de diplomatik yollarla başlatılan ve başarılı bir şekilde yürütülen kriz sonucunda Suriye diz çöktürülmüş ve Yunanistan korkutulmuştu.Sonra Öcalan hapse konuldu. Sürekli asılma korkusuyla yaşadığı için söylenenleri yaptı. Terör örgütü mensuplarının ülkeyi tamamen terk ederek Irak'ın Kandil dağına geri dönmeleri temin edildi. Ama ne zaman ki, AB süreci başladı, işler değişti. Önce idam cezası kaldırıldı. Öcalan'ın asılma korkusu sona erdi. Ardından AB'nin Türkiye üzerindeki vesayeti görünür derecede arttı ve Akp iktidarıyla birlikte had safhaya ulaştı.acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canada acheter viagra en ligne canadacialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmacie cialis 5mg prix en pharmaciesymbicort turbuhaler 200 6 cena symbicort symbicort cenacleocin 150 mg read cleocin 300 mgarcoxia 90 mg wikipedia speeddatingmixers.co.uk arcoxia cena
AKP sıfır terörle ülkeyi devralmıştı. Ama o derece kafa karışıklığı yarattı ve AB yolunda attığı adımlarla terör örgütünün rahatlamasını sağladı ki, sonunda PKK yeniden ortaya çıkmak için uygun koşulların oluştuğuna karar verdi. Müzakere/mütareke basın ve televizyonlarının da bu konuda az hizmeti (!) olmadı. Şimdilerde AKP zamanında çıkarılan eve dönüş yasasını çok az insan hatırlar.
Oysa 2003 yılında o yasa çıkartılırken, müzakere/mütareke basını terör örgütünün çökeceğine dair dünya kadar haber ve analiz yayımlamıştı. Asker ve polis öldürmüş PKK'lılar o afla çıkarıldı. Ve dağa geri döndürüldüler. O günlerde Amerikan büyükelçilik mensuplarının TBMM'de adeta kamp kurduklarını da çok az kişi bilir ve hatırlar. Müzakere/mütareke basını bugünlerde de terör örgütünün erimekte olduğuna dair haber ve analizler yayımlıyor. Yeni bir af daha mı gelecek acaba?
Bütün mesele Türkiye'nin AB sürecinde bugünkü gibi edilgen bir vaziyette devam edip etmeyeceğidir. Çünkü AB sürecindeki bir Türkiye'nin terörle mücadele etmesi hemen hemen imkansızdır. Son yıllarda AB politikaları dolayısıyla Türkiye o kadar edilgen hale getirildi ki, bölgede halkı arasında AB baskıları sonucu Türkiye'nin o bölgeyi bırakacağı havası yayıldı. Bu arada yerel yönetimler yasasında yapılan değişiklikler ve terör yasaları ile ceza kanunundaki düzenlemeler terörle mücadeleyi fiilen imkansız hale getirdi.
Kaldı ki, mesele sadece terörle mücadele değil. Terör ve şiddete başvurmayan bir Kürtçülük mücadelesi hükümetin tavırlarından cesaret alırken, bütün Avrupa ülkelerinden de destek görüyor. Televizyonlar ve basın öyle bir hava yaratıyor ki, sanki terör ve şiddet içermeyen her şeyin doğru ve güzel olduğuna kitleler inandırılmaya çalışılıyor. Bu arada bölgenin fiili denetimi de PKK ve ona bağlı güçlerin eline geçiyor.
Böylece bölge halkı Türkiye'nin o bölgeden çıkacağına inandırılıyor. Terörle mücadelenin en önemli tarafı olan toplum psikolojisi zaafa uğruyor. Bölgenin yabancı ajan kaynadığını da ilave etmekte fayda var. Yüzlerce hatta belki de binlerce yabancı istihbarat görevlisi, gazeteci ve sivil toplum örgütü mensubu kılığında bölgede fink atıyor. Örgütsel faaliyetlere katkıda bulunuyor, para dağıtıyor ve PKK'lılara cesaret veriyor.
Bu arada AB'nin, Kürt kökenlilerin azınlık olarak örgütlenmesi talepleri ortada. Kolektif haklar verildiği takdirde, bunun bir sonraki adımı üniter devletin tasfiye edilerek federasyona geçmek demektir. Ondan bir sonraki adım da bölünmektir. Bunları önleyebilmenin yolu en başta terörle mücadelenin hukuki ve siyasi alt yapısının oluşturulmasıdır. Ancak mevcut AB sürecinde bunun yapılması hemen hemen imkansızdır. Kağıt üzerinde bazı yasal düzenlemeler oluşturulsa bile, bunların uygulamada sulandırılacağı açıktır. Dolayısyla şimdi yapılanlar, çok az ve çok gecikmiş girişimler olmaktan öteye gitmeyecektir