ÇANAKKALE, YENİDEN - Hüseyin Mümtaz
Anılan değişim içinde ülke çıkarlarımızı azami şekilde koruyabilmenin yollarını, esen her rüzgârın önüne kapılmamakta, direnmekte buluyorum.’’ Ben her ‘’dawool’’un önünde oynamayacağım Sayın Kıyat.. Benim alternatif düşüncem, hâlâ ‘’Tam bağımsızlık’’.. sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride sitagliptin phosphate monohydrate melting point sitagliptin phosphate side effectscialis walgreen coupon site cialis coupon
Kıbrıs yeniden, Çanakkale yeniden, Sakarya, Dumlupınar yeniden..
Malazgirt yeniden..
Hâttâ bir Kürşat gelsin, Çin Sarayı yeniden..
Yenilgilerimiz de elbet bizim.. Sarıkamış yeniden, Viyana yeniden..
Ben İkinci Dünya Savaşı’nın halâ devam ettiğini zannedip ormanda saklanan Japon askerinden beterim..
1945’lerde değil, 576’lardayım.
Zamanımızdan tam 1500 yıl gerideyim.
Çünkü Kırgızistan, Özbekistan ve Tacikistan'da yapılan arkeolojik kazılarda, ilk büyük Türk devleti olan Göktürkler'e ait paralar bulunmuş. Özbek tarihçi Dr. Gaybullah Babayar'ın çalışmalarını kamuoyuna duyuran Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Daloğlu, paraların Göktürk uygarlığının devlet kurmadığı iddialarını boşa çıkardığını söylemiş. 576 - 600 yıllarına ait olduğu saptanan paraların üzerinde ay - yıldız figürleri bulunmuş.
Ben ay ve yıldız’a âşığım.
Ben ‘’İstiklâl-i Tam’’ma âşığım.
İşte bunun için bayrağımı ve egemenliğimi elimden alacak olan AB’ye, BM’ye, ABD’ye karşıyım.
Bu yolda yürüyen AKEPE’ye karşıyım.
İş ve üniversite çevreleri, basın, medya ve sanat âleminde aynı yolun yolcusu papyonlu hokkabazlara, politik hariciyecilere ve harici politikacılara, saray soytarılarına karşıyım.
Çağdaşlaşmak, ilerici olmak, ‘’dairevi’’ anlamda küreselleşmek eğer bayrak, egemenlik ve sınırdan vaz geçmek anlamına geliyorsa ben iflâh kabul etmez bir gericiyim.
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmesinin önünü açıyorsa AB uyum paketleri ve alınan tarihler, ben en büyük gericiyim.
Her şey daha iyi olacaksa versinler bir zaman makinesi, taa en başından başlamaya, o günlere yeniden dönmeye dünden râzıyım.
Tanzimat ve Islahat Fermanlarında azınlıklara aşırı haklar vererek İmparatorluğu yıktık.
AB Uyum paketleri ve İlerleme Raporları ile Cumhuriyeti yıkıyoruz.
1808-1839 yılları arasınsa Osmanlı tahtında II.Mahmut oturuyordu. Sadrazam ise Tanzimat ve Islahat’ın mimarı Mustafa Reşit Paşa idi. Paşa, ilericilik adına İngilizlerle çok iyi ilişkiler içerisindeydi. Devletin kurtuluşunu, Avrupalılaşmakta görüyor, başta İngiltere olmak üzere Avrupa devletleriyle serbest ticaret öneriyor ve şöyle diyordu: “Ülke, serbest ticaret sayesinde büyük bir hızla sanayileşecektir.” Mustafa Reşit Paşa, bu görüşünde yalnız değildi. Çevresinde, Avrupa liberalizminin idealleriyle yoğrulmuş, “öncü kadro” denilen, bir aydın yöneticiler ekibi vardı.
Bu kadroyu, Hıristiyan tarihçi M.A.Ubucini şöyle tanıtmaktadır: “Bunlar Paris’te öğrenci iken, Fransızlar gibi giyinirlerdi. Bir toplulukta Türk oldukları anlaşılırsa, utançlarından yüzleri kızarırdı. Türkiye’ye döndüklerinde önemli devlet memuriyetlerine getirildikleri zaman, ülkelerine yararlı olmaktan çok, Avrupalıların gözlerine girmeyi, yurt dışında ünlerini artırmayı düşünürlerdi.” (Yılmaz Dikbaş)
Mustafa Reşit, Cevdet ve Fuat Paşalar da aynen sizler gibi ‘’ilerici’’ idi.
İçinde bulunduğumuz durumdan farkını Atilla Kıyat algılayabiliyor mu acaba?
Biz Orta Anadolu’daki bir kumaş şirketinin yöneticisi olan Atilla Kıyat’ın katılmadığımız düşüncelerini eleştirmiştik, cevap Emekli Koramiral Kıyat’tan geldi.
Kıyat beni Okinawa’da saklanan Japonlara benzetiyor.
Söylediğim gibi ben daha gerilere, 1500 yıl geriye gitmeye râzıyım.
Fakat kendileri de olaylara o kadar ‘’Fransız’’ ki!
Bir pazarlık yapalım..
Bırakınız İkinci Dünya Savaşı-Göktürk Devleti zaman aralığını; Atatürk devrinde anlaşalım.
Çanakkale’ye, Sakarya’ya…..
Lozan’a dönmeye ne dersiniz?
‘’Birinci Cumhuriyet’’e dönmeye?
Eminim o zaman da ‘’Türk’üz göğsümüz Cumhuriyet’in tunç siperi/ Türk’e durmak yaraşmaz/ Türk önde, Türk ileri’’ demek çok ağırınıza gidecektir.
Ama bayıla bayıla söylediğiniz ‘’Onuncu Yıl Marşı’’ değil mi bu?
Yoksa söylerken ne anlama geldiğinin farkında değil miydiniz?
Yoksa Atatürkçülük de mi ‘’çağdışı’’?
Kıyat son derece nâzik bir üslûpla şöyle diyor:
‘’Sayın Bayazıtoğlu fikirlerden ziyade kişileri eleştirmektedir.’’
Ve kanıt olarak kendisini ve Sokrates programının Harp Okulu’nda uygulanması ile ilgili yazım dolayısı ile Okul Komutanı Paşayı eleştirmemi gösteriyor.
Uyanık tüccar zekâsı ile ‘’fikirler’’ derken ‘’kurumlar’’ ile karşı karşıya bırakmak istiyor beni.
Ben şahısları değil, fikirleri eleştiriyorum.
Ne dedim; vatan’a, bayrağa, millete ve tam bağımsızlığa âşığım..
Bunun tam karşısında konuşlandığı için de ‘’küresel’’ değilim.
Bunun için ‘’mevcut birikimimi yenilemek istemiyorum. Dünyadaki değişimi görüyor ve bu değişimi önlemenin mümkün olduğunu değerlendiriyorum. Anılan değişim içinde ülke çıkarlarımızı azami şekilde koruyabilmenin yollarını, esen her rüzgârın önüne kapılmamakta, direnmekte buluyorum.’’
Ben her ‘’dawool’’un önünde oynamayacağım Sayın Kıyat..
Benim alternatif düşüncem, hâlâ ‘’Tam bağımsızlık’’..
Bahsettiğiniz ‘’fikirler’’ ancak şahıslar aracılığı ile kamuoyuna yansıyınca eleştirme imkânı doğuyor.
Mecburen; ‘’Süveyş Kanalı-Kıbrıs’’ stratejinizdeki çarpıklık yüzünden muhatap alınıyorsunuz.
Bu düşüncenizin; ‘’Kıbrıslı korsanlar 1571’de sarhoş Selim’in şarap gemilerine el koydular diye Kıbrıs fethedildi’’ teorisinden farkı yoktur.
‘’Kara Harb Okulu AB ile bütünleşti’’ diyen Okul Komutanı’nı eleştirmeyeceğiz de neyi eleştireceğiz?
Her şeye rağmen kurumlar kutsaldır Sayın Kıyat..
Devlet kutsaldır, millet kutsaldır, bayrak kutsaldır.
Ordu, Türk Ordusu kutsaldır.
Hâlâ ve her şeye rağmen ordu kutsaldır, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün en büyük güvencesidir.
Kişileri, kişilerin düşüncelerini, fikirlerin kişiler tarafından kamuoyuna yansıyan şekillerini eleştirmek…
Kişilerin yanlışlarını eleştirmek ayrıdır..
Kurumlara toz kondurmamak ayrıdır.
Bir kuruma şu veya bu şekilde sızmış çarpık düşünceli-bozuk fikirli kişileri eleştirmek her şeyden önce o kuruma iyilik yapmaktır.
Eminim siz bu 18 Mart’ta ilericilik ve çağdaşlık adına; Yeni Zelândalı Bakan, ülkesinin Anzac kutlamaları için pop konseri vermesine rızâ göstermezken Çanakkale’de şehit mezarlarının üzerinde ‘’dawool’’ ile tepinilmesine; mezarların üzerinde otopark yapılmasına da ses çıkarmazsınız.
Şehit Tıbbiyeli anıtının; ‘’Burası İngiliz toprağıdır’’ diye istenilen yere yapılmasına engel olunmasına da ses çıkarmazsınız.
Avustralya’nın bile Arıburnu’ndaki yol genişletme çalışmalarının mezarlara zarar vereceği düşüncesiyle girişimde bulunduğunu biliyor muydunuz?
İşte onun için ben Okinawa’dan filan değil; Çanakkale’den başlamayı öneriyorum.
Yeniden Çanakkale, yeniden 9 Eylül ve yeniden Lozan..
Ama dünyayla bütünleşmek adına Sevr?……ASLA.