Siyaset9 Mart 2005 00:00
AMERİKANIN YENİ PLANI
Büyük Ortadoğu Projesi'ni yürürlüğe koyan ABD, 'kafasını duvara vurunca', uyandı ve bu bölgenin farklı gerçekleri olduğunu anladı. Bu gerçekleri nasıl 'kullanabileceğini' düşününce de, bazı 'pratik' çözüm formüllerine ulaştı. Tespit ettiği en önemli formül şu oldu:'İslam olmadan (İslamı kullanmadan), biz Ortadoğu'ya hakim olamayız'.levitra and diabetes sexual dysfunction in diabetes
Büyük Ortadoğu Projesi'ni yürürlüğe koyan ABD, 'kafasını duvara vurunca', uyandı ve bu bölgenin farklı gerçekleri olduğunu anladı. Bu gerçekleri nasıl 'kullanabileceğini' düşününce de, bazı 'pratik' çözüm formüllerine ulaştı. Tespit ettiği en önemli formül şu oldu:
'İslam olmadan (İslamı kullanmadan), biz Ortadoğu'ya hakim olamayız'.
Bu formülün 'tamamlayıcısını' da hemen oluşturdular:
'Biz olmadan, İslam, Ortadoğu'daki hiçbir ülkede iktidar olamaz'.
Tam anlamda birbirini destekleyen ve bütünleyen bir 'tasarım', planlama.
Yeni yılın ilk yazısında (2 Ocak), 2005'i değerlendirirken, yeni yılda ABD'nin Türkiye'nin üzerine daha hızlı 'geleceğini' belirtmiştik. Gazetemizin 'Deniz Feneri' Sn. Güler Kömürcü de bu konuda defalarca yazdı. En son olarak Sn. İlhan Selçuk peşpeşe iki makalede (7-8 Ocak) olanları ve oluşturulmak istenenleri açıklıkla anlattı.
Gerçekte olaylar çok net; kendisinden 'vazgeçilemeyeceği' her olayda, her gelişmede bir kere daha ortaya çıkan Türkiye'yi 'elde tutmak', elzem, kaçınılmaz. Bunun için, yukarıdaki formül, Türkiye'ye uygulandığında çıkan sonuç açık; Türkiye'yi elde tutmak için 'İslam'ı kullanmak'; kullanmayı 'sürdürebilmek' için de, mevcut 'İslam'ı' iktidarın sürmesine yardımcı olmak, sağlamak gerekli. Üstelik bu uygulama, iki tarafın da menfaatine uygun, yani 'menfaat müşterekliği' de var.
Bu değerlendirmeyi yaparken biz, hayal mi kuruyoruz, 'senaryo' mu oluşturuyoruz? Gelin, hep birlikte, uygulama çalışmaları bugün de devam eden, olayları hatırlayalım.
Önce, 'başlangıç'. Geçmiş iktidarların halk üzerinde yarattığı çok haklı 'bıkkınlığı' istismar etmek suretiyle mevcut seçmenin ancak % 25'inin oyunu almasına karşın, Meclis'e % 65 çoğunlukla giren ve sonuç belli olur olmaz, 'müstakbel' başbakanı ile, 'icazet' almak üzere ABD'ye koşan bir 'iktidar'. Sonra, 'devlet bürokrasi'sini hallaç pamuğu gibi atan, mevcut Anayasa'yı hiçe sayan, 'ulusal projeleri' çiğneyip geçen bir yönetim. Daha sonra da ABD ve AB'nin avansını kullanarak, 'uzun dönemli planlar'la ilgili hazırlıklar.
Sonra, -belirttiğimiz şekilde- hızlanan gelişmeler. 'Planlanan' Anayasa değişikliğinin 'ilk adımı' olarak, 'Başkanlık Sistemi' yoklaması. Tepki görünce, 'yarım adım' geri çekilme. Fakat konu kamuoyunun 'kulağına üflendi', günü gelince yeniden 'ısıtılır'. Daha sonra, ABD'deki çiftlikte 'hazır kuvvet' olarak tutulan 'kadim' (eski ve değerli) müttefik Fethullah Hoca 'meydana sürüldü'. Zaten Adalet Bakanı Sn. Çiçek, onun gelişine aylar öncesi yeşil ışık yakmıştı bile. Ama, bu zatın, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandığı ve ağır cezasının, af konunu ile ancak 'ertelenebildiği' nedense unutuluyor. Önce 'Sabah', sonra da -benim ilk sayısından beri okuru olduğum- 'Milliyet', 'Rozet Parlatıyor'. Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz, 'yazı dizileri genelde gazetelerde tiraj aldırır' demiş. Tiraj aldırmayı anladık da, bizce bu dizi tiraj aldırmaktan çok, 'bir yerden, bir şeyler' 'kaldırmak'la ilgili. Aynı gazetenin yazı işleri müdürlerinden Tahir Özyurtsever, bu konuda bakın ne diyor:
'Gülen ile 'koşullar gereği' haber değeri taşıdığı için röportaj yaptık'. Anladık, yapın yapacağınızı da, şu gerek yaratan 'koşullar' neymiş, biz de bir anlayabilsek! Bir diğer olay, 'Sarıgül'. -Bildiğiniz gibi- o da, harekete geçmeden önce Washington'dan icazet aldı. Onu, İstanbul'da olayları 'koklamasını bilen' herkes yakından tanır. Onun, ne yapmakla 'görevlendirildiğini', gazetemizin 'yönü pek belli' bir köşe yazarı bakın ne güzel anlatıyor: 'Bu sebeple, Türkiye siyasetinin yapılandırılmasında, muhalefetin inşasında ülke içinde ve dışında kabul görebilecek, bilgi ve birikimi yeterli ve uluslararası odaklarla uzlaşabilen Kemal Derviş ismi CHP için bir yeni kutupyıldızı olmaya yöneliktir'. Mesele anlaşıldı mı? Artık 'Kutupyıldızı'mı olur, 'Amerikan Yıldızı' mı olur, orasını fazlaca karıştırmayın! Maksat, zaten Sn. Baykal'ın 'soğuk karizması' ile 'donmuş' bulunan CHP'yi parçalayıp, 'dikensiz gül bahçesi' yaratmak.
Konu, bizim gazeteden açılmışken, -hiç kimse gücenmesin- bir yazıya daha değinmeden geçemeyeceğim. Geçtiğimiz Cumartesi ilavesinde, tam sayfa başlık 'Türk Aydınının Kahramanı Murat Belge Yeni Türkiye'ye Işık Tutuyor'. Güler misin, ağlar mısın? Söyleşici (ifade Sn. Hakkı Devrim Hoca'nındır) hanımın, 'Kahraman! Murat Belge'den aldığı 'ışık'lar, beş önemli (!) öngörüyü kapsıyor. İlk üçünü öğrenmek ister misiniz? 1. Solcu bir hükümetten beklediğim AKP'nin yaptıklarıdır. 2. Türk sağının içinden sol çıkacaktır. 3. Milliyetçilik saldırganlığa temel hazırlar.
Bu 'laflar' üzerine ne söylenip, ne yazılabilir ki, 'zırva tevil götürmez'den başka.
Evet, biz hep birlikte 'zırvalarken', adam 'malı' (ülkeyi) götürüyor. Lütfen UYANIN
'İslam olmadan (İslamı kullanmadan), biz Ortadoğu'ya hakim olamayız'.
Bu formülün 'tamamlayıcısını' da hemen oluşturdular:
'Biz olmadan, İslam, Ortadoğu'daki hiçbir ülkede iktidar olamaz'.
Tam anlamda birbirini destekleyen ve bütünleyen bir 'tasarım', planlama.
Yeni yılın ilk yazısında (2 Ocak), 2005'i değerlendirirken, yeni yılda ABD'nin Türkiye'nin üzerine daha hızlı 'geleceğini' belirtmiştik. Gazetemizin 'Deniz Feneri' Sn. Güler Kömürcü de bu konuda defalarca yazdı. En son olarak Sn. İlhan Selçuk peşpeşe iki makalede (7-8 Ocak) olanları ve oluşturulmak istenenleri açıklıkla anlattı.
Gerçekte olaylar çok net; kendisinden 'vazgeçilemeyeceği' her olayda, her gelişmede bir kere daha ortaya çıkan Türkiye'yi 'elde tutmak', elzem, kaçınılmaz. Bunun için, yukarıdaki formül, Türkiye'ye uygulandığında çıkan sonuç açık; Türkiye'yi elde tutmak için 'İslam'ı kullanmak'; kullanmayı 'sürdürebilmek' için de, mevcut 'İslam'ı' iktidarın sürmesine yardımcı olmak, sağlamak gerekli. Üstelik bu uygulama, iki tarafın da menfaatine uygun, yani 'menfaat müşterekliği' de var.
Bu değerlendirmeyi yaparken biz, hayal mi kuruyoruz, 'senaryo' mu oluşturuyoruz? Gelin, hep birlikte, uygulama çalışmaları bugün de devam eden, olayları hatırlayalım.
Önce, 'başlangıç'. Geçmiş iktidarların halk üzerinde yarattığı çok haklı 'bıkkınlığı' istismar etmek suretiyle mevcut seçmenin ancak % 25'inin oyunu almasına karşın, Meclis'e % 65 çoğunlukla giren ve sonuç belli olur olmaz, 'müstakbel' başbakanı ile, 'icazet' almak üzere ABD'ye koşan bir 'iktidar'. Sonra, 'devlet bürokrasi'sini hallaç pamuğu gibi atan, mevcut Anayasa'yı hiçe sayan, 'ulusal projeleri' çiğneyip geçen bir yönetim. Daha sonra da ABD ve AB'nin avansını kullanarak, 'uzun dönemli planlar'la ilgili hazırlıklar.
Sonra, -belirttiğimiz şekilde- hızlanan gelişmeler. 'Planlanan' Anayasa değişikliğinin 'ilk adımı' olarak, 'Başkanlık Sistemi' yoklaması. Tepki görünce, 'yarım adım' geri çekilme. Fakat konu kamuoyunun 'kulağına üflendi', günü gelince yeniden 'ısıtılır'. Daha sonra, ABD'deki çiftlikte 'hazır kuvvet' olarak tutulan 'kadim' (eski ve değerli) müttefik Fethullah Hoca 'meydana sürüldü'. Zaten Adalet Bakanı Sn. Çiçek, onun gelişine aylar öncesi yeşil ışık yakmıştı bile. Ama, bu zatın, Devlet Güvenlik Mahkemesi'nde yargılandığı ve ağır cezasının, af konunu ile ancak 'ertelenebildiği' nedense unutuluyor. Önce 'Sabah', sonra da -benim ilk sayısından beri okuru olduğum- 'Milliyet', 'Rozet Parlatıyor'. Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Y. Yılmaz, 'yazı dizileri genelde gazetelerde tiraj aldırır' demiş. Tiraj aldırmayı anladık da, bizce bu dizi tiraj aldırmaktan çok, 'bir yerden, bir şeyler' 'kaldırmak'la ilgili. Aynı gazetenin yazı işleri müdürlerinden Tahir Özyurtsever, bu konuda bakın ne diyor:
'Gülen ile 'koşullar gereği' haber değeri taşıdığı için röportaj yaptık'. Anladık, yapın yapacağınızı da, şu gerek yaratan 'koşullar' neymiş, biz de bir anlayabilsek! Bir diğer olay, 'Sarıgül'. -Bildiğiniz gibi- o da, harekete geçmeden önce Washington'dan icazet aldı. Onu, İstanbul'da olayları 'koklamasını bilen' herkes yakından tanır. Onun, ne yapmakla 'görevlendirildiğini', gazetemizin 'yönü pek belli' bir köşe yazarı bakın ne güzel anlatıyor: 'Bu sebeple, Türkiye siyasetinin yapılandırılmasında, muhalefetin inşasında ülke içinde ve dışında kabul görebilecek, bilgi ve birikimi yeterli ve uluslararası odaklarla uzlaşabilen Kemal Derviş ismi CHP için bir yeni kutupyıldızı olmaya yöneliktir'. Mesele anlaşıldı mı? Artık 'Kutupyıldızı'mı olur, 'Amerikan Yıldızı' mı olur, orasını fazlaca karıştırmayın! Maksat, zaten Sn. Baykal'ın 'soğuk karizması' ile 'donmuş' bulunan CHP'yi parçalayıp, 'dikensiz gül bahçesi' yaratmak.
Konu, bizim gazeteden açılmışken, -hiç kimse gücenmesin- bir yazıya daha değinmeden geçemeyeceğim. Geçtiğimiz Cumartesi ilavesinde, tam sayfa başlık 'Türk Aydınının Kahramanı Murat Belge Yeni Türkiye'ye Işık Tutuyor'. Güler misin, ağlar mısın? Söyleşici (ifade Sn. Hakkı Devrim Hoca'nındır) hanımın, 'Kahraman! Murat Belge'den aldığı 'ışık'lar, beş önemli (!) öngörüyü kapsıyor. İlk üçünü öğrenmek ister misiniz? 1. Solcu bir hükümetten beklediğim AKP'nin yaptıklarıdır. 2. Türk sağının içinden sol çıkacaktır. 3. Milliyetçilik saldırganlığa temel hazırlar.
Bu 'laflar' üzerine ne söylenip, ne yazılabilir ki, 'zırva tevil götürmez'den başka.
Evet, biz hep birlikte 'zırvalarken', adam 'malı' (ülkeyi) götürüyor. Lütfen UYANIN