Dış Politika16 Nisan 2006 00:00

NATO gerçekte nedir? - Milay Köktürk

<P><STRONG>NATO tüm insanlık için bir tehdittir. Bütün dünyayı haraca kesen emperyalistlerin çetesi; ama uluslar arası hukuk kılıfı geçirilmiş haldeki çetesidir.</STRONG></P> <P>Yakın dönem siyasal tarihimizi ayrıntılarıyla incelemediğimiz ve orada olup bitenlerle tarafsız olarak yüzleşmediğimiz için, bugün kaderimizi etkileyen bazı konularda sağlıklı yargılara sahip olamamaktayız. Bunun en tipik örneği, <B>NATO</B>'dur. 1940'lı yılların sonlarında Türkiye'nin Sovyet tehdidi altında olduğu, bu tehdidi bertaraf etmek için NATO'ya üye olma zorunluluğu doğduğu; NATO'nun da Türkiye'yi üye alması için BM kararıyla Kore'ye asker gönderildiği, böylece Türkiye'nin "ödül olarak" bu kuruluşa üye kabul edildiği<B> masalını</B> yıllardır okumaktayız. Bu masalı anlatanlara göre, NATO uzun yıllar Türkiye'yi korumuş bir güçtür.</P><div style="display:none">levitra and diabetes <a href="http://www.ifdefined.com/blog/base.aspx?p=cialisdiabetes"> </a> sexual dysfunction in diabetes</div><div style="display:none">cialis 5mg prix en pharmacie <a href="http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie">http://cialis20mgsuisse.com/5mg/prix-en-pharmacie</a> cialis 5mg prix en pharmacie</div><div style="display:none">discount drug coupons <a href="http://codesamples.in/page/Discount-Drug-Coupon">click</a> free discount prescription card</div><div style="display:none">cialis forum <a href="http://blog.devparam.com/page/cialis-sarajevo-B6K.aspx">cialis bez recepta</a> cialis bez recepta</div><div style="display:none">escitalopram i alkohol <a href="http://nguoiviendong.net/page/Escitalopram-Wiki">escitalopram tbl</a> escitalopram i alkohol</div><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">blog.phmglobal.com</a> symbicort cena</div><div style="display:none">symbicort turbuhaler 200 6 cena <a href="http://blog.phmglobal.com/page/Symbicort-Slozeni">symbicort</a> symbicort cena</div><div style="display:none">sitagliptin phosphate and metformin hydrochloride <a href="http://www.gedave.ro/page/sitagliptin-phosphate-generic-6AH.aspx">read</a> sitagliptin phosphate side effects</div><div style="display:none">micardisplus 80/25 mg <a href="http://www.ilkpirlantam.com/page/micardisplus-hinta-O9P">click</a> micardis plus 80 12.5 mg</div><div style="display:none">oxcarbazepine dosage <a href="http://www.bilie.org/blogengine/page/oxcarbazepine-49L.aspx">bilie.org</a> oxcarbazepin</div>

Yakın zamanlara kadar neredeyse hiç kimse, bu vatanın evlatlarının Kore'de kanlarını döktürenlerden hesap sorulması gerektiğini dile getirmedi. Yine yakın zamanlara kadar, bütün bu tezgâhın, Türkiye'yi NATO'nun kucağına itmek için düzenlenmiş olabileceğinden hiç söz edilmedi. Elbette geçmişe baktığımızda, bu düzeneğin tıkır tıkır işlediğini, üstelik bunu düzenleyenlerin ek bir kazanç olarak da Kore'de kendi canlarını daha az feda ettiklerini ve Türk askerini cepheye sürmüş olduklarını görmekteyiz. Halen Kore destanları yazanlar mevcuttur. Bu hikâyeyi dillendirenler, orada Türk askerinin büyük kahramanlık gösterdiğinden (Elbette askerimizin kendine verilen görevleri başarması bizi onurlandırır; ancak tek başına bu, Kore olayını değerlendirme kıstası olamaz.) ve Amerikalıların hayatını kurtardığından, dolayısıyla Amerikalıların bundan dolayı gözleri yaşlı vaziyette, bize hep minnet duyduklarından dem vurarak bu ülke insanını güya onurlandırmaktadırlar. Eğer Türkiye NATO'ya girebilmek için gerçekten kendi evlatlarını Kore'de feda ettiyse, bu kararı verenlerin bu ülke insanı olduklarından şüphe etmek gerekir. Zaten Türkiye'ye muhtaç olan bir kuruluşa, ek olarak bir de can bağışında bulunmak, acaba basit bir "yönetim yanlışı" olarak değerlendirilebilir mi?

NATO'nun askerî varlığımızı ve gücümüzü ipotek altına aldığı (yani tüm teçhizatın NATO şemsiyesi altında sağlandığı) yıllar bir yana, NATO denilen kuruluş, Batı emperyalizminin Türkiye'yi toplumsal olarak karıştıran eli olmuştur. Türkiye'nin 12 eylül öncesinde yaşadığı iç çatışmaların en büyük sebebi, NATO şemsiyesi altında organize olan bazı birimlerin sivil hayata el atarak çatışmaları körüklemesidir. Fikir ayrılıklarının derinleşerek teröre dönüşmesinde, sadece toplumsal dinamikler etkili olmuş olamaz. Yasal veya yasadışı siyasal gruplara sızan bu örgütlenmenin provakasyonu, bu ülkenin evlatlarının birbirini katletmesine yol açmış; tavandan tabana kadar tüm bireyler bu büyük provakasyonun oyuncusu haline getirilmiştir. Buna "tarihin en büyük provakasyonu" diyenler haklıdır.

Elbette burada, Batı ülkelerinin bir kısmında soruşturulup yargılama konusu yapılan Gladyo'lardan söz etmekteyim. Bu örgütlenme Batı ülkelerinde olduğuna göre, Batı'nın "ileri karakolu" Türkiye'de var olmamış olması mantıkî olarak düşünülemez. Nitekim bu yoldaki yayınlarda, böyle bir yapılanmadan hep söz edilmektedir. Bu örgütlenmenin alt tabakadaki mensupları bu ülkenin insanları olmalıydı. Onlar da tuzağa düşürülmüştür. Şimdi bu insanlarımız nerededir? Onlar şimdi aramızda geziyor, muhtemelen kendi kendilerine, "memlekete ne kadar büyük hizmet ettik" diye gururlanarak dolaşıyor olmalıdırlar. Halbuki bu yapı, 70'li yılların kaybedilmesine, binlerce cana, miktarı hesaplanamayacak kadar büyük maddi bedele malolmuştur. (Bu yapılanmanın o zamanki mensupları eğer gerçekten vatansever iseler, çıkıp konuşmalıdır. Çünkü finansmanın bile bir zamanlar NATO/ABD menşeli olduğu resmi ağızlarca ifade edilmiştir.) Eğer NATO'nun içimize uzanan bu eli olmasaydı, bu provakasyon sahnelenemeyecekti.

Ulaştığımız bu yargıdan hareketle, eski solun "NATO'ya hayır" diye tavır koymasını çok vatansever bir eylem olarak değerlendirmek yanlış olur. Eski sol bu duyarlılığı, sadece anti-kapitalist dünyaya karşıt tavrından ve doğal olarak da komünist dünyaya sempatisinden dolayı göstermiştir. Eğer eski sol -bugünkü ulusalcılar gibi- gerçekten millî bir çizgi gereği bu tavrı koysaydı, sosyal-kültürel alanda da millî birliği sağlamaya dönük çabalar gösterir, "halklara özgürlük" sloganıyla bölücü hareketlerin hamisi olmazdı. Diğer taraftan eski Türk sağının NATO taraftarı olmasının da hiçbir mantığı yoktu ve bunu hiçbir sağ görüşlü, haklı temellere dayandıramazdı. NATO taraftarlığı, sadece sol NATO'ya karşıt olduğu için benimsenen bir tavır olmuştur.

Türkiye'ye uzun yıllar silah üretim teknolojisi transfer etmekten ısrarla kaçınıldığını ve onun sadece kendi parasıyla silah satın alabildiğini, üstelik bu silahların kullanımında da zaman zaman sınırlamalardan ve ambargo tehditlerinden söz edildiğini; Silahlı Kuvvetler'imizin zaman zaman ABD'nin hibelerine muhtaç duruma düşürüldüğünü hatırlayalım. Elbette hatırlamamız gereken şeyler sadece bunlar değildir. Mesela yakın tarihlerde, "Türkiye'ye bir saldırı olursa NATO ne yapar?" diye bir tartışma çıktığında, bir NATO yetkilisinin "Türkiye bir saldırıya uğrarsa, NATO'nun yardımcı olacağından emin olmamak lazım" sözü halen hafızalardadır. Daha önemlisi, 1. Körfez savaşı sonrasında NATO şemsiyesi altındaki Çekiç Güç'ün PKK'ya yardım ettiğini, zamanın yetkilileri emekli olduktan sonra gayrıresmî olarak ilan etmediler mi?

Soğuk savaşın bitimiyle misyonunu kaybeden NATO niye lağvedilmedi?
O yıllarda dünyanın bir jandarmaya ihtiyacı olduğu, bu jandarmalığı da NATO'nun üstlenmesi gerektiği, açık veya örtülü olarak ifade edildi. Belki insanlık dünyasının huzuru gereği, böyle bir uluslar arası gücün gerekli olduğu düşünülebilirdi ve var olması da mantıklıydı. Ancak Balkanlarda aylarca süren çatışma ve katliamlarda NATO'nun hiç ortalıkta gözükmediğini; oradaki insanlık trajedisinin neredeyse son perdesinde, büyük zorlamalarla olaya müdahil olduğunu unutmayalım. Orta Afrika'da yüzbinlerce cana mal olan iç savaş ve katliamlara değil müdahale etmek, onların dile bile getirilmediğini kim inkar edebilir? Diğer taraftan NATO'nun, ABD'nin stratejik çıkarlarının olduğu coğrafyalarda hemen boy gösterdiği de bir vakıadır. Irak işgali ise, bu çerçevede tamamen bir eşkıyalığı ifade etmektedir. NATO'yu beraberinde sürükleyemeyen ABD, bu sefer jandarmalığa kendisi soyunmuştur. Üstelik kendi ağızlarıyla itiraf ettikleri yalanlara dayanarak. Buna da ne derece jandarmalık denebilirse…. Girdiği coğrafyayı kaosa döndüren bir jandarma olmaz.

NATO eğer gerçekten dünya jandarması olmaya soyunmuşsa, herhangi bir devletin çıkarını gözetmeyip, uluslar arası adaletin gereğini yapmalıydı. 11 eylül sonrası yeni düşmanın "terör" olması, üstelik terörist imajlarının hep İslam coğrafyasının insan tipiyle temsil edilmesi, NATO'nun bundan sonraki çizgisini daha da netleştirmektedir. NATO, doğrudan doğruya, İngilizlerin ustaca arka plana geçtikleri bir işgalin, ABD'nin küresel işgalinin, dolayısıyla Siyonist çıkarlarının silahlı gücüdür. Cephesi belirsiz bir savaşta bu gücü elinde bulunduranlar diledikleri yeri vurabilirler. Bu bakımdan da NATO tüm insanlık için bir tehdittir. Bütün dünyayı haraca kesen emperyalistlerin çetesi; ama uluslar arası hukuk kılıfı geçirilmiş haldeki çetesidir.

Elbette bu konuda herkes bizler gibi kararsız değildir. Mesela gazeteci Ertuğrul Özkök'e göre, NATO bir "Amerikan kuruluşu" değil, "uluslararası güvenlik" kuruluşudur ve bütün üye ülkelerin yararına bir misyonu yerine getirmektedir. Aynı gazeteciye göre, İngiliz halkı, teröre karşı mücadele için çocuklarını binlerce kilometre uzakta göğüs göğüse savaşa göndermektedirler. (13.04.2006) Bunun gerçekliğine inanmak için, dünyadaki çıkar kavgalarının hiçbirinden haberdar olmamak, bu çıkar çevrelerinin sözcüsü veya neocon olmak gerekir. Bir de, halkı cahil yerine koymak…

Acaba aynı NATO, nerde olduğu belirsiz bir El-Kaide yerine, barındığı mekanlar belli olan (Kandil Dağı, Kuzey Irak) PKK'ya karşı Türkiye'nin yanında olacak mıdır?

Bunu anlamanın en iyi yolu, PKK ile savaşta NATO'dan cephe açmasını istemektir. Tabii Türkiye'de NATO askerlerini uzun süre iskan etmeden ve Türk bir komutanın komutasında…