Biz eskiden böyleydik - Rıza Zelyut
Çağın Polisi adlı dergide 'Bir Zamanlar' başlığı altında yer alan yazı beni oldukça düşündürdü. Bir zamanlar, Türk milletinin bütün dünyada ne kadar saygı gördüğünü o yazıdaki küçük alıntılar gayet açık biçimde ortaya koyuyordu. Biz de biraz kısaltarak aktaralım:Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odası'nın en görünür yerinde şu levha asılıydı: 'Türklerle ticaret et, aldatılmazsın.'İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası'nın toplantısında oylar eşit çıkınca, Osmanlılarla (Türklerle) ticareti olan tüccarın oyu iki oy sayılırdı.Çevreciydik: Türk düşmanı olmasına karşın avukat Guer diyor ki: Türkler iyiliklerini yalnız insanlarla sınırlamazlar, hayvanlara hatta bitkilere karşı şefkatlidirler. Hayvanları beslemek için vakıfları ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar. Sokaktaki ağaçları sulatmak için yoksullara para verirler. Birçokları da sırf azat etmek için kuş tutuculardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk'e bu yaptığının ne işe yaradığını sorduğumda bana küçümseyerek baktı ve 'Allah'ın rızası yeter.' dedi.cialis manufacturer coupon drug coupon drug coupon cardkamagra kamagra 100mg kamagra gel
1880'lerde Elisee Recus diyor ki: Türklerde iyilik duygusu hayvanları da kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün dinlendirilir. Türklerle Rumların karışık yaşadığı köylerde bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolayca anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasına bir leylek yuva yapmışsa bilin ki o ev Türk evidir.
Kibardık: 1880'lerde gezgin Edmondo De Amicis anlatıyor: İstanbul Türk halkı Avrupa'nın en nazik ve en kibar insanıdır. Sokakta kavga enderdir. O kadar hoşgörülüdürler ki, ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir; bizim kiliselerde gördüğümüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz.
Harama el sürmezdik: 1700'lerdeki halimizi Fransız Yazar Motray anlatıyor: Türk dükkanlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkan sahipleri arkamdan adam koşturmuşlar; hatta birkaç kere de Beyoğlu'ndaki evime kadar gelmişlerdir.
Uygardık: 1740'ların Türkiyesini İngiliz Büyükelçisi James Porter anlatıyor: Gerek İstanbul'da gerek imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve güven, hiçbir duraksamaya imkan vermeyecek biçimde gösterir ki, Türkler çok uygar insanlardır.
Hırsızlık nedir bilmezdik: 1830'ların İstanbulunu Fransız yazar Dr. Brayer anlatıyor: Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkanların çoğunun genel ahlaka güven nedeniyle açık bırakıldığı İstanbul'da her sene en fazla 5-6 hırsızlık olayı görülür.
Gezgin İtalyan Ubanici diyor ki: Bu büyük başkentte dükkancılar namaz saatlerinde dükkanı açık bırakıp camiye gider; evlerin kapısı da basit bir mandalla kapatılır ama her sene 4 hırsızlık bile olmaz. Halkı Hıristiyan olan Galata ve Beyoğlu'nda ise hırsızlık ve cinayet olmadan gün geçmez.
Dosdoğruyduk: Fransız General Bonneval anlatıyor: Haksızlık, tefecilik, tekelcilik ve hırsızlık gibi suçlar Türklerin bilmediği işlerdir. Öyle dürüsttürler ki insan onların doğruluklarına hayran kalır.
Şimdi soruyorum: Biz bugün atalarımızdan ileride miyiz, geride miyiz?