AB15 Nisan 2006 00:00

AB Parasını Neden Geri Çekiyor? - Orhan Erdil

Karen Fogg’un Türkiye temsilciğini yaptığı dönemde AB’nin Türkiye’de bazı “örtülü faaliyetler”de bulunduğu bütün boyutlarıyla ortaya çıkmıştı. Fogg’un elektronik postalarının deşifre edilmesiyle, faaliyetlerinin diplomasinin çok ötesine taşarak Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasına yöneldiği anlaşılmıştı. Fogg’un elektronik postalarının kamuoyunu işgal ettiği günleri hatırlayacak olursak, medyadan iş dünyasına kadar pek çok alanda “örtülü faaliyetler” gerçekleştirdiği ve “örgütçülük yeteneğinin” de oldukça gelişmiş olduğunu anlarız. Gazetecileri, sanatçıları, işadamlarını örgütleyerek Türkiye’nin devlet yapısını bozmaya yönelik oldukça tehlikeli bu faaliyet deşifre edilince kimi kurum ve kuruluşların da “hangi safta” bulundukları ortaya çıkmıştı. Hiç şüphesiz bu faaliyetler sadece Karen Fogg’un bireysel inisiyatifiyle değil, AB’nin kurumsal iradesiyle gerçekleşiyordu. coupons for cialis 2016 coupons for prescription drugs prescription drug cardssymbicort turbuhaler 200 6 cena blog.phmglobal.com symbicort cena

Bir hafta önce AB’nin Türkiye’ye çeşitli projelerde kullanmak için vaat ettiği 1 milyar Euro’yu geri çekeceğine ilişkin haberler yayınlardı. Ama kimse kalkıp AB tarafından taahhüt edilen bu kaynağın ne tür projelerde kullanılabileceği üzerinde durmadı. Herkes zannediyor ki AB para vermek istiyor, Türkiye de bunu istemiyor. Oysa ki kazın ayağı öyle değil. Karen Fogg’un Türkiye temsilciğini yaptığı dönemde AB’nin Türkiye’de bazı “örtülü faaliyetler”de bulunduğu bütün boyutlarıyla ortaya çıkmıştı. Fogg’un elektronik postalarının deşifre edilmesiyle, faaliyetlerinin diplomasinin çok ötesine taşarak Türkiye’nin istikrarsızlaştırılmasına yöneldiği anlaşılmıştı. Fogg’un elektronik postalarının kamuoyunu işgal ettiği günleri hatırlayacak olursak, medyadan iş dünyasına kadar pek çok alanda “örtülü faaliyetler” gerçekleştirdiği ve “örgütçülük yeteneğinin” de oldukça gelişmiş olduğunu anlarız. Gazetecileri, sanatçıları, işadamlarını örgütleyerek Türkiye’nin devlet yapısını bozmaya yönelik oldukça tehlikeli bu faaliyet deşifre edilince kimi kurum ve kuruluşların da “hangi safta” bulundukları ortaya çıkmıştı. Hiç şüphesiz bu faaliyetler sadece Karen Fogg’un bireysel inisiyatifiyle değil, AB’nin kurumsal iradesiyle gerçekleşiyordu. Tabii olarak “Uyuyan Güzellerin” sadece “Kör Agop’un meyhanesinde rakı içmekle” yetinmeyeceklerini, AB fonlarından ciddi oranda nemalandıklarını da söyleyebiliriz. (Bu arada uzunca süre Kuzey Irak sorununda Kürt lobisi yaparak, özellikle Talabani’nin neredeyse gayri resmi sözcülüğünü yapan bir ismin, bölgedeki yerel yönetimden yüzmilyonlarca dolarlık ihaleler aldığını hatırlatmakta fayda var. Aynı kişinin Fogg’un ‘Uyuyan Güzeller Listesi’nde olduğunu da hatırlatalım.) AB’nin Türkiye’ye yönelik “örtülü faaliyetleri”nin sadece Karen Fogg’un deşifre edilen elektronik postalarındaki içerikten ibaret olmadığını söyleyebiliriz. Gizli-kapaklı olanların dışında bugün gözümüzün önünde cereyan eden bir sürü toplantı, seminer, sergi, araştırma vs. adlarında yüksek meblağlardaki AB fonlarıyla gerçekleştirilen etkinlik var. Bu tür etkinliklerde AB fonlarından yararlanmanın da bir mantığı varmış: Türkiye’nin duyarlı olduğu noktalarda, din ve mezhep ayrımı, etnik farklılıklar vs. gibi konularda hazırladığınız bir projeyi AB’ye teklif ediyorsunuz ve “maliyetini” de tahsil ediyorsunuz. Saf saf, “Türkiye’deki işsizlik nasıl önlenebilir”, “Tarım sektörü nasıl ayakta kalabilir” vs. gibi projelerle giderseniz hayal kırıklığı yaşayabilirsiniz. Ama “falanca etnik grup veya mezhebin sorunları” vs. gibi konularda bir proje hazırlarsanız AB fonlarından nemalanabilirsiniz. Bazı sözde sivil toplum kuruluşları yıllardan beri sırtlarını AB fonlarına dayamış durumdalar. Yeri geldiğinde en iri “entelektüel laflarla” ahkam kesenler küçük çaplı bir toplantı organizasyonu için AB fonlarından yüzbinlerce euro almaktan çekinmiyorlar. Bunların dışında AB’nin bazı yayın organlarına, internet sitelerine de destek verdiği ileri sürülüyor. Bu desteği sadece icra edilen bir faaliyetin karşılığı olarak da değerlendirmek doğru değil. Faaliyet maskesi altında belirli zihniyete hakim grupların ödüllendirilmesi amaçlanıyor. ‘Haymatlos’a dönüştürülmüş yeni bir sınıf yaratılıyor. Çünkü ortada çok sinsi ve sistematik bir amaç var: Alışık olmadığımız ve toplumsal bütünleşmeyi tehdit edecek bazı şeyler “light yiyecekler” gibi önümüze sürülerek “hazmın kolay olması” sağlanmak isteniyor. Normal bir devlette “espiyonaj” olarak değerlendirilecek bu faaliyetleri takip edecek bir kurum da olmadığı için, kim bilir yarın daha nelerle karşılaşacağız?